Kanayan Ay

*Buraya random gothic cadılı söz geliyor*
 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Güneş de Tersten Doğar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Draco
Oyun Kurucu & Avcı
Oyun Kurucu & Avcı
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 07/02/12
Soy Kökeni : İnsan(dı)
Hobiler : İnsan içine karışmak ve onlarla alay etmek
Namı : Oraklı Akuma

MesajKonu: Güneş de Tersten Doğar   Salı Şub. 14, 2012 2:42 pm


Christina Perri - A Thousand Years

Odasında ki tahta sandalyeye yığılmış bir şekilde masanın üzerinde duran çiçekten çelenge boş gözlerle bakıyordu. Ne kadardır oradaydı? Neden orada öylece duruyordu? Niye içindeki taşların gürültüyle yerlerinden çıktıklarını hissediyordu? Bilmiyordu. Kız onu arkasında allak bullak bir halde bıraktıktan sonra ne yapacağını bulması çok uzun sürmüştü. Ormandan bebek adımlarıyla çıkmayı başardığı an bir hortlakmışçasına yürüdüğünü fark etmişti. Yine de kendine engel olamamıştı ve şimdi odasındaydı.
Burası o na o kadar kasvetli ve küçük geliyordu ki. Rutubetli duvarlar ona kıs kıs gülüyorlardı ve dışarıdan odasını aydınlatan ay ışığı... Ay ışığı tıpkı masanın üzerinde, çiçeklerin üstünde dans ediyordu. Dört duvarın içinde bir yatak, komedin ayna, dolap ve bir tane de masa ile sandalye vardı. Yine de ona bomboş geliyordu. Gözlerini çiçeklere diktiği zaman çevresindeki her şey bir sisin içinde kalıyordu. Bundan çok korkuyordu. Böyle hissetmekten ve kurtulmanın bir yolunu bulamamaktan. İçinde yıkılan taşların şiddetiyle öfkeyle doldu ve çelengi kaptığı gibi odanın en uç kısmına fırlatıp masaya yumruğunu geçirip sesli bir şekilde devrilmesine neden oldu. Kollarını dizlerine dayadı ve öne eğilip yüzünü elleri arasına sakladı.
Bu, bu lanet his ve yaşadıkları kesinlikle bir büyü olmalıydı. O cadı onu bir şekilde büyülemişti ve şimdi bu odada salak bir şekilde oturuyordu. Öyle ki cadı elinden kaçmıştı ve onu yakalamak için herhangi bir teşebbüste bulunmamıştı. Nasıl olmuşta hayatına ve hislerine böylesine bir tecavüzde bulunmasına izin vermişti?! Kendine de bir lanet okumuştu. Bu işte bu kadar ustalaşmasına rağmen o cadıya nasıl kanmıştı?
Sinirle ayağa kalktı ve pencerenin önüne geçip bir hışımla açtı. Başını dışarı uzattı ve soğuk akşam melteminin yüzünü yalamasına izin verdi. Meltemin onu aşıp giderken aynı zamanda tekrar canlandığını hissetti. Canlı hissetmesine rağmen içindeki burukluğu hala giderememişti. Simsiyah gecenin üstünde bir delikmiş gibi duran Ay'a çevirdi bakışlarını ve yavaşça mırıldandı ona, "Aklımı kaçırmak üzereyim." dedi gözleri dolu dolu. Başını sertçe iki yana salladı ve içeri girip pencereyi yavaş hareketlerle kapattı. Kendini yatağa atmaya hazırlanırken komedinin kenarındaki çelenge ilişti tekrar gözleri ve içindeki hisler yine çağladı. Onun dokunuşunu ve sözlerini hatırladı. Görmeyen gözlerindeki bakışın içine işleyişini ve...
Birden tüm vücudundan bir akımın geçtiğini hissetti. Tüylerinin diken diken olduğunu ve adrenalinin kanına hücum ettiğini. Tüm duyuları bağırıyordu ve alarm veriyordu. "O, tehlikede salak!"

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


Mmmm:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rachel Luna
Kalfa Cadı
Kalfa Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 117
Kayıt tarihi : 07/02/12
Soy Kökeni : Cadı
Hobiler : Körebe oynamak.

MesajKonu: Geri: Güneş de Tersten Doğar   Çarş. Şub. 15, 2012 9:26 pm

Köyün iç kısımlarındaki, pek de dikkat çekmeyen eski bir dükkandan dışarıya çıktıktan sonra, dikkatlice kapadı gıcırdayan kapıyı. Dükkanda çalışan Luke adlı yaşlı adamı yıllardır tanıyordu, iksirleri için gerekli malzemeleri her zaman bu eski dükkandan elde ederdi. Günü gayet güzel devam ediyordu Rachel'ın. Uyandığı zaman mükemmel bir bahar havası karşılamıştı onu, evini sadece bir hasta ziyaret etmişti, zaten o da daha sonra, hastalığı iyileşemeyip de kendini kötü hissederse gelmesi gereken biriydi. Elinde kalan işe yarar şeylerle bir iksir hazırlamıştı ona, ancak sadece cadı malzemeleriyle yapılmış iksirler her zaman o kadar faydalı olmuyordu, cadı iksirlerine baktığı kadar insan karışımlarına da dikkat ediyordu, içi mis kokulu çiçeklerle doldurulmuş hasır sepetin kolunda bulunmasının nedeni de buydu zaten. Bazen bu basit karışımları hastalarına denettirmek, gerçek iksirlerden bile çok işe yarıyordu.
Sabah ilk olarak kiliseye gitmişti, her pazar günü yaptığı gibi. Ardından, kilisenin kapısından çıkar çıkmaz sepetini koluna taktığı gibi ormanın yolunu tutmuştu. Yıllardır gittiği ormanda her ılık havada olduğu gibi bahar çiçekleri çoktan açmıştı yüzlerini gökyüzüne, tıpkı tahmin ettiği gibi. Ve aylardır çalıştığı iksirlerden birinde de başarılı olmuştu, bundan daha güzel bir haber olabilir miydi, artık bir zeytin ağacı vardı. Çiçek toplarken doğadan anlayan, gizli bir yabancıydı. Belki ne olduğunu fark edemeden uzaklaşmıştı yanından, ancak bir daha karşılaşmayı çok istiyordu. Doğa ile ilgili sözlerinin üzerine nasıl şaşkınlık karışımı iç çektiğini hatırlıyordu, ılık nefesi bileğinde belirmişti, yüzünün pürüzsüzlüğünü ve keskin hatlarının mükemmelliğini hatırlıyordu, her neyse uğraşırsa uğraşsın zihninin altında bir köşede onu dürtükleyip duruyordu bu yabancı. Silemiyordu aklından, belki de bu yüzden daha da merak ediyor, yine görmek istiyordu onu, merak ediyordu.
Sessiz, durgun ve fark edilmemiş ara sokaklardan birindeydi. Evlerin yanından ve yanından gitmeye özen göstererek dikkatlice tutuyordu yeniden ormanın yolunu, çünkü aklında bir düşünce durmadan onu rahatsız ediyordu aklını, dışarıya çıktığından beri. Güneşin ılık bakışlarını artık teninde hissedemiyordu, annelik içgüdüsünden vazgeçip de uzun saçlarının arasından sinsice sızan rüzgar teninde belirdikçe ürpermeye devam ediyordu, soğuyordu hava ve eğer kar yağarsa bu zeytin fidesi için hiç iyi olmayacaktı. O, daha sıcak ortamlara alışık bir bitkiydi, her ne kadar bir muz veya palmiye ağacı kadar tropikal olmasa da soğuk ortamlara fazla dayanacağını sanmıyordu. Bu yüzden bir şekilde fideyi toprağından alıkoyup evine, şifahanesine götürecekti onu. Şöminenin yaydığı o sevgi dolu sıcaklık ile dışarıdaki sert, acımasız soğuk karşılaştırılmaması gereken türdendi çünkü. Dikkatli adımlarıyla bir başka sokağa girerken ansızın, onu tedirgin edecek adımları duydu arkasında, içinden bir ses güvende olmadığını söylüyordu, arkasından ise erkek kıkırdamaları duyuluyordu. Aslında kimseden kolay kolay şüphe etmezdi, sonuçta kimse Rachel'a zarar vermezdi ve onlar özlerinde iyi niyetli varlıklardı. Fakat duyduğu ses tonlarından biri ona öyle bir şeyi çağrıştırıyordu ki, adımlarını elinden geldiğince hızlandırması gerektiğini fark etti. Arkasındaki ses kaynağı, ona seslendi, ancak bu sadece bir 'Hey' sesiydi ve tek etkisi kızın yerinde zıplamasına ve adımlarını hızlandırmasına neden olmaktı. Bu ses tonunu tanıyordu, her ne kadar tanımamış olmayı çok istese de. Elinden geldiğince hızlı yürümeye, hatta bir an koşmaya başladı. Bir kolunda takılı olan sepeti ve aynı kolundaki eski, deri kapağı yer yer yırtılmış, kör alfabesiyle yazılmış bir kitap vardı, diğer eli ise duvarı yokluyordu yolunu kaybetmemek için. Duvar boyunca ilerleyebildiği kadar ilerledi. Ancak işe yarar gözleri olan birisi karşısında kör bir kızın bir sokakta koşarak kaçabilme olasılığı neydi ki? Arkadaki kişinin güçlü parmakları kızın kollarından birini sertçe kavradı ve duvara sertçe çarpmasına neden olacak şekilde ittirdi onu.

"Kaçabileceğine inandın mı cidden?" dedi kin dolu, alaycı sesi. Korkuyla, anlamsız gözlerini kırpıştırdı Rachel. Bugün, kin içeren ikinci sesti bu duyduğu. Oysaki sözlerinde kin gizleyen ilk sesi bin kere tercih ederdi. Dualar edebilirdi bunun için. "Kaçmak... mı?" dedi nefes nefese, burnundan solumak bir süre ciğerlerine yetemediği için dudaklarını araladı. "Kaçmamı gerektirecek bir durum olmamalıydı. Ben elimden geleni yaptım. Burada bir suçum yok, neden beni tehdit ediyor-..." Kız, ilk olarak erkek sesinin hırıldamaya benzer bir ses çıkarttığını duydu ilk, daha ne olduğunu fark etmeden, içindeki korku dürtüsünü yok etmeye ve düzgünce konuşmaya çalışırken bir anda yüzüne sert bir şeyin çarptığını fark etti. Bir tokattı bu. Vücudu böyle sert darbelere dayanamayacak kadar narin, daha hassas ve daha dayanıksızdı onun, ağzından akan kanın ıslaklığının çenesinden aktığını hissettiğinde yeniden ürperdi, elini dudağına götürdü.
Adam git gide daha da sinirleniyordu, yaydığı kötü enerjiyi en acı şekilde hissediyordu Rachel. Hissetmesine gerek yoktu, adını bilmek bile istememiş olduğu bu erkek sesinin bir elini kızın boynuna dayadı ve onu duvarda kıstırdı, iyice üzerine eğilerek kötü nefesinin -bira, aşırı alkol- rahatça duyulmasını sağlayacak kadar yaklaştı kızın yüzüne.
"Sana ne dediğimi hatırlıyorsun değil mi?" diye başladı sözlerine. Konuşma şekli bir boğadan farksızdı. Güçlü ve korkutucuydu. "Ama ben söylemiştim! Yaşamayacağını, benden daha iyi bir şifacı bulmanız gerektiğini yoksa, büyük bir olasılıkla bunun ölmesine göz yummak olduğunu söylemiştim! İksirler işe yaramayacaktı!" diye itiraz etti zavallı kız, ağzında biriken kan tadından iğrenerek yüzünü buruşturdu. Adam kızın boynuna öyle çok bastırıyordu ki, bir an büyük bir acı hissetti ki boynunda, elinde tuttuğu her şeyi, ellerini serbest bırakarak yere düşürdü. Hayır, bu boğazına bastırılmasından kaynaklanmıyordu, keskin bir şeydi bu boynunda beliren. Bir bıçak kesiği gibiydi. "Kapa çeneni! Sana eğer onu iyileştiremezsen canına okuyacağımı söylemiştim." dedi ses, ve tehlikeli bir role büründü. "Aptal iksirlerin ve özellikle de insan kaynaklı formüllerin öldürdü onu, katilin tekisin sen ve bunların her birinin acısını-..." Daha fazla bir şey duyamadı Rachel, dinleyemedi. Çünkü o an, sadece üzerindeki fırfırlı elbisenin ince kumaşını delip, koluna ulaşan keskin, hain ve acı verici bir şey hissetmişti bütün kolu boyunca. Soğuk bir metal parçası gibiydi, ve adamın hızlı hareketiyle kolundan dirseğine kadar, boydan boya uzun ve yarı derin bir çizik açtı. Kızın yapabildiği tek şey ise göz yaşlarıyla acı içinde boğulan, tiz bir çığlık atmak oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Draco
Oyun Kurucu & Avcı
Oyun Kurucu & Avcı
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 07/02/12
Soy Kökeni : İnsan(dı)
Hobiler : İnsan içine karışmak ve onlarla alay etmek
Namı : Oraklı Akuma

MesajKonu: Geri: Güneş de Tersten Doğar   C.tesi Şub. 18, 2012 9:01 pm

Odada tüyleri diken diken olmuş bir şekilde durduğu bir iki saniye ona aylar gibi gelmişti. Beyni o anda devri dışı kalmıştı ve iç güdüleri bedenini ele geçirmişti. Orağını kaptığı gibi pencereye yöneldi ve hiddetli açtığı pencereden dışarı zıpladı. Karşı binanın çatısına mükemmel bir şekilde iniş yaptığında ay ışığı altında çevresine bakındı. Soğuk hava içine işliyordu ama damarlarında ki adrenalin onu sıcak tutuyor, bacakları koşma isteği ile çıldırıyordu. Kaşları çatık bir şekilde çatının üstünde koşmaya başladı. Orağını sırtındaki kemerine yerleştirmişti. Sadece koşmalıydı ve onu bulmalıydı. Tehlikedeydi ve beynindeki ses ona yaklaştıkça artıyordu. Sinir bozucu sirenler gibiydi.
O kadar hızlı koşuyordu ki çatıları iki adımda aşıyor, öteki çatıya hiç zorlanmadan atlıyordu. Onu bulmalıydı!
Köyün yarısını o kadar hızla kat etmişti ki çığlık sesini duyduğunda bir an yerini saptamakta zorlandı. O korkuyla dolu acı çığlığı duyduğunda beyninde vurulmuşa döndü. Bu onun çığlığıydı. Evlerin arasından çıkan sesi az kalsın duyamayacaktı. Hiç düşünmeden 3 katlı evin çatısından aşağıya atladı. Set düşüşü umursayacak durumda değildi. Sadece koşmalıydı. Hızla katettiği yolda sağa döndü ve gölgeler içindeki iki figürü farketti.
Daha zayıf, uzun saçları ve elbisesi olan duvara dayanmıştı ve titriyordu. Ondan daha cüsseli olan bir adam ise onu boğazından kavramıştı. Etrafta duran üç adam ise ellerindeki bıçakla adamın arkasında duruyorlardı. Işıkla parlayan metaller karanlıkta parlarken kan kokusu geldi burnuna ve bakışlarını Rachel'a çevirdi. Dikkatli baktığında kolundan aşağı doğru akan ize odaklandı. Onu tutan adam bıçağıyla onun narin tenini kesmişti ve tatlı kanını akıtmıştı. İçinde allak olmuş duygular o kadar birikmişti ve şimdi bu görüntüyle o kadar şiddetlenmişti ki resmen patladı.
Öfkeyle orağını yerinden çıkardı ve hızla karşısındaki ilk adamın göğsünü deşti. Adam öyle kötü bir çığlık attı ki herkesin bakışı ona döndü. Önündeki göğsü parçalanmış adam yere düşerken orağındaki kan onu öyle tatmin etmişti ki. Ama duramazdı. Diğer ikisi kaçmaya niyetlendi ama kaçamayacak kadar yavaşlardı. Hiddetle ilk adama doğru koştu ve tek hamleyle kafasını uçurdu. Kanlar saçan baş havada daireler çizerek yere düştü. Üçüncü adama bakmadan Rachel'a saldırmış olana yöneldi. Tek hamleyle onu boğazından kavradı Rachel'ın hemin yanındaki duvara yasladı. Gözlerindeki korku ve dehşet... Cadılarda görmeye alışkın olduğu gözleri onda görmek... Yüzünde şeytani bir gülümseme belirdi ve "Cehenneme git!" dedi fısıldayarak. Hiddetle elindeki orağı onun kalbine sapladı. Adam son nefesini ona doğru verirken daha fazla onu tutmadı ve bir çuval yığını gibi duvarın dibine yığılışını izledi. Aklını başına getiren şey ise Rachel'dan gelen hafif iniltiydi.Bakışlarını ona çevirdi ve şimdi yerde kolunu tutan kızı kucakladı. O kadar hafifti ki ve o kadar narin... Onu kendine doğru bastırdı ve güven verici bir sesle "Merak etme. Buradayım." dedi. "Bir daha kimse sana dokunamayacak."


Kısa ve kötü oldu ya... -.-" Gome.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


Mmmm:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Rachel Luna
Kalfa Cadı
Kalfa Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 117
Kayıt tarihi : 07/02/12
Soy Kökeni : Cadı
Hobiler : Körebe oynamak.

MesajKonu: Geri: Güneş de Tersten Doğar   Paz Şub. 26, 2012 7:58 pm

Kolundaki her saniye etinden bir parça koparan o büyük acıyı yok saymaya çalışıyordu inatla. O büyük, can yakıcı acı hissi o keskin aletin -ne olduğunu göremiyordu- tenine dokunup onu iki parçaya ayırdığı andan itibaren verdiği andan itibaren fazlasıyla hissetmeye başlamıştı ve o andan beri sıkıyordu dişlerini acıyı başka bir şeyle örtmeye çalışırcasına. Adam bir kez daha sarıldı boynuna elleriyle. Büyük elleri rahatça kavrıyordu Rachel'ın boynunu ve acımasızca sıkıyordu onu. Gözlerini yumdu ve sıkabildiği kadar sıktı. Kolundaki kan kaybından dolayı büyük ihtimalle, üşümeye başlamıştı bile. Dayan, diye düşündü kendi kendine. Dayan, daha iyi olacak. Sıcak evine gideceksin. Çiçeklerinden taçlar öreceksin, şifalı iksirlerinden yeniden yapabileceksin... Her zaman olduğu gibi evine gidip iyileştireceksin hastalarını, ancak önce kendine, koluna bakman gerekecek.
Adını bilmediği ve asla da öğrenmek istemediği adamın bıçağının sivri ucunu sımsıkı yumduğu gözünün hemen altında, elmacık kemiklerinin üzerinde hissettiği anda yarıda kesildi düşünceleri, her şey sessizliğe boğuldu bir an için. Arkadaki hareketlenme seslerini daha fazla duyar olmuştu, oysa ki daha kaç kişi var diye merak edecek bir zamanda değildi. Bıçağın soğuk metalik dokunuşuyla ürperdi yanağı, teni. Ölecekti, evet ancak ölmesi sorun değildi. Sorun olan şey acı içinde, işkence ile ölecek olmasıydı. Adam, isteseydi direk diğer dünyaya yollardı onu, ancak bilerek sallanıyordu. Ve bıçak; yanağından, kesmeyecek kadar hafif bir dokunuşla çenesine doğru kayarken yeniden kesildi düşünceleri. Boğazındaki el nefes almasını daha da güçleştirirken teninden uzaklaşan bıçak tam midesinin üzerinde yeniden fazlasıyla yaklaşmıştı ona.
"Bir yaranın en çok acı verebileceği yer mide, ya da karaciğermiş değil mi? Sen bir şifacısın, benden daha iyi bilirsin."
Gözlerini, yapabildiğince sımsıkı yumdu, sanki bu acı çekmesine engel olabilecekmişçesine. Cevap vermek istemiyordu, zaten adamın soru sorduğunu da sanmıyordu. Neden hastasının suçunun kendi üzerine atıldığını ve niçin bu yüzden ölüme mahkum edildiğini bilmek istiyordu. Çünkü zaten söylemişti, elinden gelen her şeyi yaptığını. Adamın kıkırdaması eşliğinde bıçağın karnına dayanmasını, alt dudağını ısırıp endişeyle beklerken birden bir şey oldu. Garip bir şey. İlk önce kıkırdamaları bölüp arkadaki sessizlikte beliren garip bir ses duydu. Ve sonra da bir çığlık... Çığlığın kendisinden gelmediğinden emindi, bu bir erkek sesiydi. Daha neler olduğunu anlayamadan darbe sesleri duymaya devam etti. Dehşet içindeydi, ancak şuan içinde bulunduğu dehşet durumu göze alındığında, hayır korkmuyordu. Neler olduğunu merak ediyordu sadece. Ve birden adamın boğazını sıkıca tutan eli gevşedi ve geri çekildi. Bu harekete karşılık, verebileceği ilk tepki öksürmek ve dengesini sağlamaya çalışmak olabildi Rachel'ın. Nefesi düzelene kadar öksürmeye devam etti ve o yabancı sesi duyduğunda, sımsıkı yumulmuş gözlerinin merak ve dehşet içinde açılmasına izin verdi. Cehenneme git, diyordu. Ve bu ses; gerçekten tanıdıktı. Unutamayacağı tazelikte kazınmıştı zihnine, daha bugün duymuştu. Gerçekten o olabilir miydi? Merakla olan bitene kulak kesilmişken, bir anda bir ürperti hissetti ve dizlerinin titrediğini fark etti. Kolundaki acı yeniden ön plana çıkartmıştı kendini. Ne kadar derindi yarası? Ne kadar büyüktü? Ne kadar kan kaybediyordu, durum ne kadar ciddiydi, merak ediyordu; sağlam olan kolunu hareket ettirdi ve titreyen parmaklarıyla dokundu yarasına. Ve birden acının daha da fazla katlanmasıyla istemsizce inledi, dizlerinin bağı çözüldü ve dizlerinin üzerine düştü. Yara sandığından da çok kanıyordu, eli kan içinde kalmıştı bile. Zihninde, bir şeylerin uçtuğunu hissetti, yükseliyor ve yükseliyordu aklı. Başı dönüyordu ve elleri vücudundan bağımsız olarak, serbestçe daha fazla titriyorlardı. Dizlerindeki ağırlığın azaldığını, ayaklarının yerden kesildiğini fark ettiği ve o yumuşacık huzur bahşeden sesi duyduğu anda güvende hissetmeye başladı kendini, kim olduğunu biliyordu. Ne olduğunu ya da bunu niçin yaptığını bilmese de, kim olduğunu biliyordu ve bu Rachel için yeterliydi.
"Eve.. gitmek istiyorum. Orada bir çözüm bulabilirim." dedi kolundaki yaranın verdiği acıyı yok saymaya çalışarak. Tam o, hareket edecekken, ani bir fikir değişikliğiyle kaldırabildiğince -hafifçe- kaldırdı başını ve göz kapaklarının titreyerek açılmasına izin verdi. "Eşyalarımı bırakmamam gerek."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Güneş de Tersten Doğar   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Güneş de Tersten Doğar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Kanayan Ay  :: Diğer Ülkeler :: Galler :: Avarice Köyü-
Buraya geçin: