Kanayan Ay

*Buraya random gothic cadılı söz geliyor*
 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Leonardo Loconte
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi


Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 17/02/12
Soy Kökeni : Avcı
Hobiler : Makarna yemek
Namı : Pasta

MesajKonu: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   C.tesi Şub. 18, 2012 1:51 pm

Beklemek dünyanın en sıkıcı işi olma konusunda açık ara farkla birinci sırada yer alır. Bunu değiştirebilecek herhangi bir olgu mevcut dahi değildir. Bir işte bekleme olayı varsa sıkıcılık had safhadadır. Sayılı gün çabuk geçer demişler ama gelecek kişiyi beklerken kaça kadar sayacağını bilmezsen saniyeler bunaltıcı bir şekilde geçer. Bu bunalmadan kurtulmak için insanlar (Leonardo'nun yaptığı gibi) anlamsız davranışlarda bulunurlar. Bu anlamsız davranışların içinde yanağını şişirip nefesini birden bırakma, bir durup bir volta atmak, parmak ucuna çıkıp da gelen giden var mı diye bakmak ve benzeri şeyler sıklıkla bulunur. Eğer bekletilirseniz ya da erken gelmişseniz siz de Leonardo'nun yaptığını yapıp bir dahakine geç kalmayı aklınızın köşesine yazın ki soğuk intikam duygusundan kaşık kaşık yiyebilesiniz.

Eğer oflayıp puflamanın yararı dokunmuyorsa ve beklemekten fazlasıyla sıkılmışsanız gelecekte yiyebileceğiniz her türlü makarnayı hayal edebilirsiniz. Son zamanlarda değişik şekillerde makarnalar çıkıyor, büyük ihtimalle tadları da göründüğü kadar güzel olsa gerek. Yemek gerek onlardan. Bir de yeni Sbarro açılmış dediler, oraya da gitmek lazım. Diğerinde Leonardo'nun spagettisi ramen gibi olmuştu, belki orada daha güzel yapıyorlardır, ne olur ne olmaz işte. Denemeden bilinmez nerede ne çıkacağı.

Kahramanımız bu güzel hayallere dalmışken ona doğru gelen kardeşini fark etti işte. Sonunda gelebilmişti demek ki. Daha yanına varmadan onu azarlamaya başladı bile. "Tam tamına beş dakikadır seni beklediğimi biliyor musun? O beş dakikada kim bilir neler yapabilirdim ama onun yerine seni bekledim.. İnsanları bu kadar bekletmemeyi öğrenmelisin Enrico!" Eğer sevgilisi tarafından bu kadar bekletilse onu terk ederdi. Kardeşlik işte, çok da kızgın kalmazdı kardeşine, affederdi bir ara. Özellikle de hesapları ona ödetmek için onu affetmesi gerekiyordu.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●



Yeah:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Enrico Loconte
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi


Mesaj Sayısı : 92
Kayıt tarihi : 17/02/12
Soy Kökeni : Avcı
Hobiler : Kardeşine göz kulak olmak. Bazen de bağırsak fala- /shot
Namı : Huysuz velet

MesajKonu: Geri: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   C.tesi Şub. 18, 2012 5:44 pm


Koşuyordu. Nefes nefese kalmıştı ve nefesini ne kadar ses çıkardığını umursamadan dışarı verirken oluşan her buhar suratına vuruyor, o da daha da hızlanmayı sürdürüyordu. İngiltereye eğitim için yollanalı fazla olmamıştı. Elbette dolaşıp sokakları tanımaya vakitleri oldu ama insan telaşa kapılınca her sokak, her cadde birbirine benziyordu... İnsanlara çarpa çarpa meydana yaklaşırken yatakhanede bir şeyler unuttuğuna adı gibi emindi. Her ne kadar o anda aklını kurcalamasa da meydana varınca hatırlayacak, yaptığı salaklığa bin pişman olacaktı. Fakat bu bir şey unutmuşluk hissini başından savmaya çalıştı kendini daha da hızlandırmaya çalışarak. O anda, kardeşine yetişmek daha önemliydi.

Ulusal galeriyi uzaktan görünce bir an durup nefeslerinin sakinleşmesini bekledi. İşte o an akademiden beri koşmanın verdiği yorgunluk çöktü boğazını, ayrı bir zorluk çektirmeye başladı. Birkaç kilo fazlalık almıştı nefesler sanki, boğazını zorluyorlardı her soluk alışında. Kısa molasının ardından yeniden derin bir nefes aldı yorgunluğunu kalbine gömerek ve koşmaya devam etti. Yolların kenarlarında ufak kar birikintileri vardı. Neyse ki karlar sadece kenarlarda sınırlı kalmış, böylece koşarken bir de buza basıp kayma tehlikesiyle burun buruna gelmiyordu. Sonunda meydan için son köşeyi de dönünce onu zorlamaması için tuttuğu nefesi saldı, uzaktan onu bekleyen kardeşini süzdü öylece. Bu sefer yürüyerek -ama hala koşarcasına bir hızlılık hakimdi adımlarına- yaklaşmaya başladı kardeşine. Görüş açısına girdiği gibi başlayan azarla suratı asılıverdi birden.

Pekala kardeşine bebek muamelesi yapmaması gerektiğini o da biliyordu. Fakat onun gözünde Leonardo hep ufak kardeşi olarak kalacaktı. Koruyacağı, gözeteceği ve daima kollarının arasında duracak ufak bir kardeş. Bu nedenle sevgisini gösterme konusunda dünyanın en beceriksiz insanı olsa dahi onun yanından ayrılmak istemiyor, daima onun elinden elini ayrılmamasını diliyordu. Aralarındaki büyüklük farkı 5 dakikadan ibaret olsa da... Leonardo onun için paha biçilmez değerli taşlardan daha değerliydi. Sürekli tavşan gibi etrafta dolaşan ve makarnaya abayı yakmış aklı bir karış havada ufak kardeşi; ne olursa olsun onun dikkat etmediği şeyleri dikkat etmek için kalpten gönüllüydü.

Sadece 5 dakika? Yarım saat tahmininden daha iyiydi ama- yarım saat bekletseydi alacağı azarı düşünüyordu da... Altıncı hissinin yanıldığına şükretti bir anda. "Sadece beş dakikacık ahmak." dedi her zamanki gibi suratını asarak. Ellerini montunun ceplerine sokarak yürümeye başladı, Leonardo'nun tam yanında geçerken o açık alnına bir tane fiske atıverdi yüzünü ona döndürmeden. "Bir daha bensiz dışarı çıkmayacaksın. Londra büyük bir yer ve senin kaybolman an meselesi." Ses tonunun huysuzluğunda hiç ödün vermiyordu. Bir tarafı yamulacaktı adeta, eğer ses tonuna canlılık gelirse...
"Beni beklettiğin zamanları ne çabuk unutuyorsun sen öyle? Yanımdan ayrılma. Burası çok kalabalık."

Nefesleri hala boğazını sıkıştırıyordu ve on dakikalığına bir yere oturmazlarsa göğüs kafesinde bir kramp peydahlanabilirdi. Yine de huysuz abi triplerini bozmamak adına hızla inip kalkan göğsü belli olmasın diye sırtını kamburlaştırdı, koşarken boynunu iyice sarmış atkısını gevşetip yüzünün burnuna kadar olan kısmını hızlı nefesleri atkının içinde kalsın diye gömüverdi atkıya. Böylesi de sıcaktan boğuyordu ama, eh, Leonardo'nun telaşını yakalamasından daha iyiydi. Bir elini montunun cebinden çıkartıp yüzüne bakmamaya devam ederek hızla Leonardo'nun elini tuttu. İyice kavradı parmaklarını önce baştan sona gevşetip yeniden tutarken. "Böylesi daha iyi. tamam mı?" dedi yüzünü Leonardo'ya çevirip gözlerinin içine bakarak kararlıca. Sonunda kevşeyince burnundan içeri buz gibi havayı çekti. "Eee, aç mısın?"

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


Pizza~:
 

I LOVE YOU MORE THAN TOMATO:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Leonardo Loconte
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi


Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 17/02/12
Soy Kökeni : Avcı
Hobiler : Makarna yemek
Namı : Pasta

MesajKonu: Geri: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   C.tesi Şub. 18, 2012 7:38 pm

Küçük çocuk olan gerçekten hangisiydi acaba? Hiç yoktan Leonardo biraz daha olgun (!) davranabiliyordu. Daha doğrusu yaşına uygun. Daha da doğrusu daha az kasıntılık yapıyordu. Daha eğlenceliydi ve yaşaması için yemek yemesi yeterdi. O kadar da çabuk kaybolan, sorumsuz ve çocukça da değildi. O kadar da değildi... Kabul etmese de Enrico'yu alttan alacaktı. Abilere laf denilmezdi değil mi? Çok ileri gitmedikleri sürece denilmezdi. Başka bir zaman da alabilirdi öcünü.

Eli tutulunca yanaklarını şişirip pufladı yine. "Ouu! Ben çocuk değilim ki, el ele tutuşup mu gezicez?" Nedense davranışları sözlerini desteklemiyordu. Enrico'nun tuttuğu elini iyice sıkıp parmaklarına yapıştı adete. Kendisi kaybolmazdı ama kardeşini kaybetmek istemiyordu. Sonra birbirlerini geri bulmaları falan derken aradan çok daha zaman geçebilirdi. "İyi, tamam. Senin hatrın için katlanabilirim buna da." Ne müthiş bir kardeşti de abisinin elini tutmayı reddetmiyordu bile. Bunun için bile bir ödülü hak etmeliydi hatta.

Açlıktan bahsedilince adeta midesindeki kelebekler ellerine çatal bıçak alıp yemek yiyemedikleri için birbirlerini tabaklara koyup mikrodalgaya atmaya başladılar. Şimdiye kadar sıkılmaktan fark etmemişti açlığını ama şuan oldukça hissedebiliyordu. Birazdan kelebekler birbirlerini yemekten bıkacaklar ve midesinin duvarlarını yemeye başlayacaklardı. Korkunç... Midesinde yılan beslemiş meğersem Leonardo! "Sen söyleyince fark ettim de açım. Bir şeyler yesek iyi olur." Bunları söylerken yemek yemeyi teklif eden kişinin ısmarlamasını bekliyordu tabii. Sonuçta hem yemeğe zorla götürüp hem kendisi ödeyemezdi ki kötü olurdu bu canım, ayıp olurdu, centilmenliğe sığmazdı, ağır abiliğe yakışmazdı.

"Şu koca Londra'da kaybolacak olan kişi ben olduğuma göre nerede yiyeceğimizi sen bul. Bu kadar ısrar etmesen bir şey yemezdim ama seni kırmayayım ya ben." Deminki açlığını itiraf eden çocuk gitmiş yerine zoru oynayan ergen gelmişti. Yüzüne de o ergenliğe uygun güzel bir gülümseme...

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●



Yeah:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Enrico Loconte
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi


Mesaj Sayısı : 92
Kayıt tarihi : 17/02/12
Soy Kökeni : Avcı
Hobiler : Kardeşine göz kulak olmak. Bazen de bağırsak fala- /shot
Namı : Huysuz velet

MesajKonu: Geri: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   C.tesi Şub. 18, 2012 9:53 pm

Leonardo sızlanmaya başlanınca suratının daha da ekşimesine engel olamayıp diğer cebinden de elini çıkartıp alnına vurdu kardeşini susturabilirmiş gibi. Bir şey demek için ağzını açtı. Aradan birkaç saniye geçti, ağzı öylece açık kaldığı için yeniden kapattı. Tekrar açtı, birkaç kelimenin gelmesi için bekledi ama yine bir sonuca varamamıştı.
Hiçbir zaman hazır cevaplılıkla arası iyi olmayacaktı... Muhtemelen o haliyle cevap verseydi cümle devrik, anlamsız ve bozuk olacaktı. Eh, son edebiyat notu kaçtı acaba? Hatırlanmaya değer olduğunu hiç sanmıyordu.
Bu nedenle eliyle Leonardoyu biraz daha çekiştirip, "Yürü" diyerek söylendi.

Yemek. Pekala. Ne zaman reddetmişti ki zaten? Yine de yaşıtlarına göre iyi beslenmesi iyi bir şeydi. Galiba burada Enrico'nun ikiz kardeşi için sevinmesi falan gerekiyordu... Yine montunun cebine soktuğu eliyle cebin kenarını köşesini karıştırmaya başladı. Bingo! Birkaç bozukluk dışında bir şey yoktu. Şimdi geriye evde unuttuğu şeyin cüzdanı olmamasına dua etmek kalıyordu.Hiç bozuntuya vermeden önü iliklenmiş montunun altından elini sokup ön ceplerini sırayla karıştırdı. Anahtarlar, biraz daha bozukluk, matematik defterinin arkasından koparılmış not kağıtı... Ön ceplerde yok. Derin bir nefes aldı gerçekle yüzleşmeden önce. Sağ arka cebine attı elini. Boş. Sola atıyordu ki- o anda eli kalın cüzdanına takıldı.
Heyecanla aldığı nefes üzerine bir kez daha nefes alıp elini montunun altından çekti. Hemen orada istavroz çıkarttı şükran içinde.

Gerçi hala evde ne unuttuğunu hatırlayamamıştı ya...

Peki... Ödüllü soruya gelmişlerdi demek. Sahi, nerede yiyeceklerdi ki? Sağına soluna bakındı kaşlarını çatıp. İnsan. Londranın müfusu ne kadarsa muhtemelen hepsi anlaşıp bu meydanda toplanıyor olmalıydı.
Yutkunup daha da sıktı kardeşinin elini. Derin bir nefes alıp o kısımda bir şey olup olmadığını bilmeden insanların arasından onu sürüklemeye başladı. Evet, insanları geçtikten sonra biraz daha insan çıkıyordu ve karşısında meydanın süs havuzu... Tamam, bu kısım boştu. Gerilerek nefes verdi. Bu sefer de tam zıttı yöne umutsuzce sürükledi birkaç adım Leonardoyu. Yine boş. Belki de güney batıyı denemeliydi... Ancak birkaç adım sonra insanların arasında öylece kalıp umutsuzluğunu kabullendi.
Nereye gitmesi gerektiğini bilmiyordu...
"Elimi bırakma." dedi zaten sıkı sıkıya el ele tutuşuyor olsalar dahi. Şöyle bir beceriksiz anında abi otoritesini daha iyi hangi cümleyle koruyabileceğini hiç bilmiyordu...
Dudaklarını sinirle bir ördek gibi şişirip yüzünü Leonardo'dan en uzak kısma çevirdi. "Ne yemek istiyorsun sen?" dedi başından kestirip atarcasına. Omuzları horozların kabarması gibi kalkıp yüzünü Leonardo'ya dönde etrafta daha fazla avare avare dolaşan insanlara benzememek için.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


Pizza~:
 

I LOVE YOU MORE THAN TOMATO:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Leonardo Loconte
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi


Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 17/02/12
Soy Kökeni : Avcı
Hobiler : Makarna yemek
Namı : Pasta

MesajKonu: Geri: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   Paz Şub. 19, 2012 12:41 pm

Oradan oraya, oradan oraya dolanıp durmalarındaki amaç neydi acaba. Amaç olmadığını kabul etmek de gayet kolaydı hani. Boş boş dolanıyorlardı. Tek bir sebep olabilirdi; Enrico nereye gitmesi gerektiğini bilmiyor. Abiler nereye gideceklerini hep bilirlerdi habuki. Ne kadar da ayıp.. Ne yemek istediğini sormasının da mantıksızlığı vardı. "Makarna istiyorum." Başka bir cevap verilebilir miydi bu soruya? Hayır. Ne istediğini gayet net biliyordu işte Leonardo. Makarna istiyordu. Mümkünse üstünde bol sos olmalıydı, yanında ne içeceğiyse önemli bir ayrıntı değildi makarnasına kavuştuktan sonra.

Abisinin bundan sonra nereye gideceğini bulabileceğini düşünüyordu.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●



Yeah:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Enrico Loconte
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi


Mesaj Sayısı : 92
Kayıt tarihi : 17/02/12
Soy Kökeni : Avcı
Hobiler : Kardeşine göz kulak olmak. Bazen de bağırsak fala- /shot
Namı : Huysuz velet

MesajKonu: Geri: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   Paz Şub. 19, 2012 3:00 pm

Makarna istiyordu. Pekala, iyi. Peki bir şey sorabilir miydi ki acaba... Makarnayı nereden alacaktı?! Kaşlarını çattı Leonarda'ya bakmaya devam ederken. "Makarna?" dedi ciddi bir sesle kaşlarını ciddi misin dercesine kaldırırken. Birkaç sokak arkada veya meydanın biraz arkasında kalan bir yerlerde yemek yiyebilecekleri bir yer mutlaka var olmalıydı ama... Tahminine göre herhangi bir sokağa girerse muhtemelen kaybolacaklar, böylece karşılarına çıkan ilk taksiye binip akademiye bırakmasını söyleyerek açlıklarını kalplerine gömmek zorunda kalacaklardı.
Makarna yemek hiç hoş bir seçenek değildi. Gerçekten.
Peki Leonardo'ya bunu anlatabilir miydi? Derin bir nefes aldı, girmesi gereken derin konudan önce. "Nerede bilmiyorum" demeye çatlasa gururu el vermezdi; ya da kaybolurum... Abilik otoritesi kolay kurulan bir şey değildi.

Kardeşiyle birlikte bir şeyler yapmayı seviyordu, nedense itiraf etmesi zor olsa da. İngiltereye geldiklerinden beri hiç tüm gününü ona ayırmak gibi şeylere vakit bulamamıştı. Ama şimdi, şimdi ona özel harcayabileceği koskocaman bir gün vardı ve kesinlikle tahmin ettiği gibi işler tıkırında gitmiyordu. Ne zaman tahmin ettiği gibi giderdi ki zaten? İtalyada olsalardı günü bir kahraman gibi kurtarıp iyi bir lokantada kardeşinin sevinçle makarna yediğini izliyor olurdu. Fakat lanet olasıca İngilteredeydi. Lanet olasıca, her sokağı birbirinin aynısı, karmaşık Londra'da.

"Makarna mı?" dedi bu sefer sesine daha fazla inanamama tonu koyarken. "Ciddi misin? Bu havada mı?" Soğuk havayla makarnanın ne gibi bir ilişkisi olur hiç bilmiyordu. Yine de denemekten zarar gelmezdi. İkizinin elini tutan eliyle Leonardoyu kendine biraz daha yaklaştırıp, el ele tutuşan parmaklarını Leonardo'nun eli üzerinde kaydırarak parmaklarının arasından soktu, kenetledi parmaklarını. Montunun cebinden çıkartıp diğer elini, donmuş parmaklarıyla Leonardo'nun soğuktan kızarmış burnunu çekip hızla çektiği gibi alnına klasik fiskelerinden biri daha attı. "Makarna, makarna, makarna. Makarna yemekten şişmanlamaya başladın. Şu suratına baksana bir ara aynada? Babama sağlığını korumam için söz verdim ben tamam mı? İleride kiloların yüzünden bir kız arkadaş bulamazsan sorumlusu ben değilim." Azardan güç alarak daha da sertleşti sesi. Çok şahane yaptığı hataları gizleme yöntemleri vardı Enrico'nun. Verecek cevap yoksa, suçlu taraf karşısı gibi davranmalıydı. Kimse reddedemezdi ama canım, işe yarıyordu.

"Hem saat kaç farkında mısın sen? Kahvaltı ettin mi? Eminim hayırdır. Ne zaman düzenli yemek yedin ki zaten? Gel buraya Şapşaldo Loconte. Ben olmasam cidden hayatta kalabileceğine emin misin?" Leonardo'nun elinden elini çekip yeniden düzgünce tuttu aynı eli. Hızlı adımlarla yürümeye başladığı zaman, bu sefer nereye gittiğini biliyordu. Ulusal galerinin merdivenlerine gelince birkaç basamak çıkıp merdivenlere oturmuş iki kızın altına otutturuverdi Leonardo'yu. Leonardo'nun oturduğu basamağın üç basamak altında ayakta dururken elini montunun altından sokup arka cebinden cüzdanını çıkarttı. "Sıkı giyindin değil mi? Paltonu iyice altına çek, soğuk kapacaksın. Paltonun üstüne oturursan palton seni korur soğuktan." dedi çıkarttığı cüzdanı montunun cebine sokarken. Merdivenin kenarlarında da ufak kar birikintileri vardı ve merdivenler nemliydi hafifçe. Herhangi bir şeyin üstüne oturmazsa hastalanması an meselesiydi. "Ben birkaç şey almaya gideceğim. Ben dönene kadar sakın, sakın, sakın ama sakın yerinden ayrılma."

Tam basamakları iki adımda atlayarak inmişti ki aklına yeni bir şeyin gelmesiyle hemen geri dönüp Leonardo'nun yanına çıktı yeniden. Bir elinden tutup kendini onun suratına yaklaştırdı. Atkının altında kaldığı için normal sıcaklığında olan yanağını yapıştırdı Leonardo'nun yüzüne. Dışarıda kalmış bir demir ne kadar soğuksa, o kadar soğuktu Leonardo da. Birkaç saniye yanağından yanağını çekmeden ısısını kontrol ederken burnuna ikizinin kokusunu çekti. Leonardo hep böyle mi kokuyordu yoksa soğuk mu Enrico'nun burnunu köreltmişti?
Yüzünü sonunda kardeşinden ayırınca boynuna sardığı atkısını çıkartmaya başladı. "Parfüm mü sıktın sen?" dedi suratını buruştururken sanki kokuyu analiz ediyormuş gibi. Sonunda atkı boynundan çıkınca omuz silkip aklından parfüm konusunu da çıkarttı. Atkı çıktığı gibi fark etti soğuğun keskinliğini. Demek elleri soğuktan sızlamakta haklıydılar. Soğuğun saldırısını kardeşine çaktırmamaya dikkat ederek atkısını iki kat yaptı, Leonardo'nun boynunun arkasına atıverdi atkının iki yanından tutarak. Atkısının önünde kalınca kafası kendine doğru çektirdi atkıyla kafasını. Atkının kıvrılmış olan kısmından sokarak bağlayıverdi atkıyı boynuna. Tamam, şimdi gidebilirdi. "Bir dahakine dışarı çıkarken nasıl giyinilmesi gerekiyorsa ona göre giyin. Biraz daha gecikseydim muhtemelen donmuş bulacaktım seni." Sonunda galeri önündeki görevi bitince o da bu sefer geri dönüşsüz merdivenlerden inip meydanın geldiği kısmına doğru yürümeye başladı.

Gelirken bir fırın gördüğüne adı gibi emindi. Meydanın biraz ötesinde, taksilerin sürekli döndüğü şu köşeye doğru belki de, ama mutlaka bir fırın vardı buralarda. Birkaç poğaça alıp kardeşi ne kadar sızlarsa sızlasın böyle idare etmesi için zorlayabilirdi onu değil mi? Açlıklarını böyle yatıştırmalarının ardından daha rahat gezerlerdi en azından. Daha sonra gün ilerledikçe meydanı terk edecekler, birlikte yürürken de tekrar acıkırlarsa adam gibi bir yerde kendilerini doyurabilirlerdi.
Sonunda adam gibi bir plan bulmuştu.
Meydandan çıkınca uzaktan gördü aklındaki fırını. Yavaşça koşmaya başladı kardeşini fazla bekletmemek için. Fırına girdiğinde, fırının sıcaklığı yüzüne vurmuş, bir anda buradan işi bitince çıkacağı gerçeği çok meşakkatli görünmeye başlayıvermişti. Fırındaki bir diğer kişi de alacağını alıp çıkmasından sonra hem kardeşi hem kendisi için iki ufak poğaçalardan aldı. Elindeki ufak kraft torbayla yavaş yavaş yürürken bir anda aklına Leonardo'ya aldığı şeker geldi. Dün akademiye gelmeden önce kalan son harcanacak bir yeri olmayan parayla almış, öylece atmıştı cebine. Belki bu, kardeşinin sızlamasını hafifletebilirdi.

Meydana girince gözlerini kardeşinin olduğu merdivene dikti. Adımlarını hızlandı, başka insanlara takılmamak için dikkat ederek hızını arttırdı. Sonunda merdivenin başına gelince kraft torbayı tutan elini kaldırıp kardeşine doğru tuttu. "Kahvaltı etmen gerekiyor." dedi baskıcı bir sesle kardeşinin yanına oturarak.
ne yazık ki onun montu altına erişecek kadar uzun değildi... Kendisi o kadar umurunda değildi açıkçası. hasta olsa da kendi başına atlatabilirdi. Ama düşünüyordu da... O atkıyı vermeseydi kuru soğukta nasıl dayanabilirdi ki Leonardo? Evet, birkaç dakika önce atkısını çıkartmış olsa da boynu ve yüz kasları buz kesmişti.
Poğaçaların içinde bulunduğu torbayı kardeşinin kucağına bırakmasının ardından şeker için ceplerini karıştırmaya başladı. "Ve bir de, sana çok özel bir şey-" diye çıkartmayı planlıyordu ki şekeri sonunda unuttuğu şeyin ne olduğunu hatırladı. Çıkmadan önce özellikle rafın oraya koyduğu şeker, ne yazık ki rafta kalmıştı.
Çok iyi tahminsel yetenekleri vardı. Tam da gelirken tahmin ettiği gibi, evde unuttuğuna küfrediyordu.
"...almadım tabii ki. Neden alayım ki? Zaten bunları da ben ısmarladım, bir şey beklemeyeceksin herhalde." dedi kızaran yanaklarını görmemesi için yüzünü kardeşinden ters tarafa çevirerek.
Kardeşinin o şekeri yerkenki suratını görmeyi gerçekten çok istemişti...

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


Pizza~:
 

I LOVE YOU MORE THAN TOMATO:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Leonardo Loconte
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi


Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 17/02/12
Soy Kökeni : Avcı
Hobiler : Makarna yemek
Namı : Pasta

MesajKonu: Geri: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   C.tesi Şub. 25, 2012 6:21 pm

Eğer makarna yemeyeceklerse ne için gelmişlerdi ki şu Londra denilen kahpe şehre... İtalya'dayken dünyanın en güzel makarnasını yemek için evden çıkmasına bile gerek kalmazdı. Neyse ki açlıktan farketmediği üşütmesini abisinin atkısı sayesinde gidermişti. Yüzü çatlar mıydı acaba soğuktan? Olası bir durum. Bu kez minnettar oldu Enrico'ya ama yine de makarna için kızgındı. O yüzden somurtup oturdu merdivenlerde Enrico fırına doğru yollanırken. Fırından çıkan basit yemeklerle kimin karnı doyardı ki? Kuş değildi ya onlar. Hiç yoktan bir pizzayı haketmiş olması lazımdı.

Kahvaltı niteliğine geçecek fırından çıkma yiğeceğini beklerken ellerini yumruk yapıp yanaklarına dayadı ve ayaklarını pat pat pat alttaki basamağa vurmaya başladı. Bekleme günü ilan edebilirdi bu gününü. Bir dahakine o hem bekletip hem de kendi istediği şeyi aldıracaktı. Bir daha bu havada dışarı çıkmayacağını düşünürse bir dahaki çok geç bir zamanda olabilirdi. Olması yeterdi ya, o zaman bol bol makarna yerdi. Pat pat pat beklemesine de gerek kalmazdı hem.

Bir bekleyişinin daha sonuna geldiğinde Enrico geri döndü ve her ne kadar istemese de aldı onun elindeki torbayı alıp içinden bir poğaça alıp kemirmeye başladı. Enrico'nun sözlerinden küçük bir hediye ummuştu ama o da çıkmayınca daha sıkıldı canı ve yeniden şişirdi yanaklarını. Acımasızlık. "Ben tümgün seni bekleyeyim ve benim için çok özel bir şey bile almadın ha? Çok kırıcısın Enrico." Hayalleri yıkılmış genç bir delikanlı edasıyla yerleştirdi gözlerine yavru kedi bakışlarını. Çizmeli kediden bir eksiği yoktu zaten... Biraz daha iyi dans etmeyi başarabilse fazlası bile olurdu, onun da zamanı gelicekti~

Alt dudağını dışarı doğru kıvırarak iyice acıklı bir görünüm kattı kendisine. Belki bu sayede Enrico biraz da olsun acırdı minik ve zavallı kardeşine. "Bense sırf sen ben üşüyorum diye üzülmeyesin diye taktım bu atkıyı. Senin için her zaman gökten pizza yağması için dua ederdim.. Emeklerimin karşılığında aldığımsa minik bir poğaçadan fazlası değil." Biraz daha acıklı konuşursa ağlatmayı başarabilirdi. Kaçırılan yavru köpeklerden ve hayvanat bahçesindeki maymunlardan konu açıp etki edebilirdi.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●



Yeah:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Enrico Loconte
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi


Mesaj Sayısı : 92
Kayıt tarihi : 17/02/12
Soy Kökeni : Avcı
Hobiler : Kardeşine göz kulak olmak. Bazen de bağırsak fala- /shot
Namı : Huysuz velet

MesajKonu: Geri: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   Cuma Mart 02, 2012 9:20 pm

Leonardo'nun söylediği şeyden sonra dudakları büzüştü, gözleri kısıldı sinirle. Ellerini uzak doğu sporunun usta temsilcilerindenmiş de bir teknik gösterecekmiş gibi dümdüz tutup elinin tersiyle kardeşinin alnına bir tane çakıverdi. Yetmedi, saçında tutup alnını açtı bir de alnına fiske attı her ne kadar ikisini de sertçe bulmasa da. "Para basıyorum ben de değil mi? Sen sanki bana bir şey aldın vicdansız. Ne acılar çekiyorum senin için biliyor musun?" İşaret parmağını kaldırıp karşıki dağları gösterir edasıyla meydanın karşı tarafını işaret etti. "Ta oraya gidip sen aç kalma diye gittim sana kendi paramla -bak sırf senin için- neler neler aldım! Hatırbilmez!"
Pekala tüm bunları kardeşine takılmak için söylüyordu ki Leo'nun da bundan emin olduğuna emindi? İlkinde gayet kızgın başlasa da sözlerine, sırıtıyordu azarı bitince. Yine kaşlarını çattı kendini acındırır ifadeleri karşısında Leonardo'nun. "Beğenmiyorsan onları senin yerine de yiyebilirim." dedi huysuz bir sesle. Leonardo'nun elinden poğaçasını kaptığı gibi yemeye başladı. Sonuna kadar yemeyecekti tabii ki, yine de, madem hoşlanmıyordu, öyleyse yemesindi? Onu zorlamıyordu Enrico canım.

Tamam, son düşünce için söz veremezdi. şakayı bir yana bırakırsa eğer Leonardo tek bir öğününü bile yemeyi reddederse yemeğini ağzına tıkmaya hazırdı Enrico. Kardeşler bunun için vardılar ne de olsa...
"Geçen gün tarih kitabımı kaybettim. Hatırlat da meydandan çıkarken onu da alalım." dedi meydandaki insanları seyrederek. Bir eliyle Leonardo'nun poğaçasını geri uzatmış, diğer eliyle ağzındaki kalıntıları elinin tersiyle kenara çekmişti.
Teknik olarak kaybolan kitap Leonardo'nundu. fakat Leonardo kitabın kaybolduğunu söylediği gece ona fark ettirmeden kendi kitabını onun kitabının yerine koymuş, böylece ertesi gün profesörden azar yiyen de o olmuştu... Abilik zor zanaattı.
"Buralarda bildiğin iyi bir makarnacı var mı peki?" dedi lafın yine buraya geleceğini bilerek. "Madem makarna yemeyi sen istiyorsun, o zaman sen götür bizi gideceğimiz yere."
Evet, belki şimdi bu işten tamamen sıyrılabilirdi. Yani kardeşi biraz olsun inatçılığından vazgeçerse... Hoş, konu makarna olunca hiç sanmıyordu ya.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


Pizza~:
 

I LOVE YOU MORE THAN TOMATO:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Leonardo Loconte
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi


Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 17/02/12
Soy Kökeni : Avcı
Hobiler : Makarna yemek
Namı : Pasta

MesajKonu: Geri: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   C.tesi Mart 03, 2012 9:33 pm

Elini götürüp acıya alnını ovaladı. Yazık yazık... Hak etmemişti ki bunları. Aile içi şiddet vardı resmen. Polise gidip de dövüldüğünü söylese mor çatı ona sahip çıkardı. Beş çocuğuyla sokakta kalmış kalacak yeri olmayan zavallı kadınlardan bir farkı yoktu. Sadece çocuksuz, kalacak yeri olan, normal bir erkekti. Yine de durumu çok acıklıydı. "Tek başıma dışarı bile çıkarttırmıyorsun ki beni, nereden bulayım makarnacı." Bulmayı çok isterdi tabi. Ne kadar da hasret kalmıştı iyi bir İtalyan makarnasına. Müthiş manzaralar karşısında yediği spagettiler yüzünden manzaranın güzelliğini bile fark etmez, sadece spagettisinin eşsiz güzelliğiyle büyülenirdi o.
Boş hayallerle oyalanmak gibiydi galiba yaptığı bir şey. Gelmeyecek bir sevgiliyi beklemek gibi. Köpek olsaydı bu sevgiyle gökten kemik bile yağdırabilirdi. Peki, peki niçin gökten makarna yağmıyordu ki? Musluktan akması da sorun olmazdı. Sıcak suyu açtığında spagetti, soğuk suyu açtığında kuskus aksa; banyo köpüğü yerine spagetti olsa... Herkesin hayalini süslerdi böyle şeyler. Gerçekleşmeleri gerekliydi.

Yeniden kaptı poğaçasını, açlığını gidermesi gerekirdi. Aç açına gitmiyordu hiçbir şey. Makarnalarına kavuşmak için güç toplamalıydı. Belki o zaman yüzerek giderdi ülkesine ve sahilleri okşayan deniz eşliğinde yerdi sevgilisini. Mutluluğa ermiş olurdu. Ne büyük mutluluk ve ne kadar eşsiz bir aşk. "Gerçekten bu soğukta beklememin sebebi sadece bu poğaçalar mıydı?" Dudakları büküktü, gözleri acınası. Umut vardı içinde, güzel gitmesi gerekirdi bir şeylerin. Gitmiyordu böyle. Kendisinden bir şey beklenemezdi ki. O sevgisini veriyordu, karşılığında da yiyecek ve hediyeler alması lazımdı. Sevgi verme kısmından sonrası pek iyi işlemiyordu şu sıralar. "O zaman bir ara sana pizza yaparım. Bol salçalı. Üstünde de sosis olur." Fedakarlık buydu işte. "Yersin değil mi?" Yemezse olacaklar pek iyi olmazdı. Mesela ağlayabilirdi. Tüm herkesi ayağa kaldırıp pizzası yenmedi diye yakınabilirdi. Zira sevgi katılarak yapılan şeyler yenmek zorundadır.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●



Yeah:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Buralara Kış Günü Makarna Yağıyor Canım
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» BİTANECİK CANIMIN CANI GÖZBEBEGİM BİRİCİK KIZIMA NİCE SENELERE

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Kanayan Ay  :: Londra :: Trafalgar Meydanı-
Buraya geçin: