Kanayan Ay

*Buraya random gothic cadılı söz geliyor*
 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Landers'ın Yazlık Malikanesi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Landers'ın Yazlık Malikanesi   C.tesi Şub. 18, 2012 5:41 pm


    Aslında bu ev Loretta'nın anne ve babasının ilk evlilik yıllarından kalma. Annesi ve babası kısa süre bu evde kalıp yakınlarda buldukları daha iyi bir yere taşınsalar da evi satmamışlardır. Loretta evden ayrılmaya karar verince bu evi kendisi için ayırdı ve ona göre yeniden dizayn etti. (Her ne kadar çoğu eşyayı satmaya üşense de.) Yazları ve canı sıkıldığı zamanlar buraya gelir, yazları burada kaldığı sıralarda ailesinin evine de uğrar.

    O t u r m a & Y e m e k o d a s ı

    Küçük şömine, birkaç tabure, eski eşyaların olduğu bir sandık ve eşyaları düzenli bir şekilde yerleştirebilmek amacıyla hazırlanmış bir sürü minik çekmeceden oluşur oturma kısmı. Minik ama sıcak havası dekorasyonla pekiştirilmiştir.

    Oturma kısmı:
     

    Loretta eve yerleştiğinde yeni masa almamış ve eskiden kalma olan masayı nasılsa sağlam ya diyerek kullanmaya devam etmiş.

    Yemek masası:
     


    M u t f a k

    Yemek masasının karşısında yer alır ve Amerikan tipi mutfak olarak tasarlanmıştır. Mutfak malzemelerinden ibarettir.

    Mutfak:
     

    Y a t a k o d a s ı

    Evin en eşya saklanabilir bölümüdür, içinde bir çekmeceli bir de büyük dolap bulunur. Çalışma masası, eski kitaplar ve gitar Loretta'nın babasından kalmadır. Dolabın oldukça geniş olmasının sebebiyse annesinin de Loretta gibi oldukça fazla kıyafeti olmasından kaynaklıdır. Yataksa bildiğiniz yataktır.

    Yatak odası:
     

    B a n y o

    Evin en minik ve bakımsız kısmıdır. Yine de Loretta buranın temizliğine oldukça önem verir.

    Banyo:
     

    B a h ç e

    Evin arka kısmında yer alan bahçe ilgisiz kalsa da bitkiler büyümeye devam etmiştir. Eski bir piknik masası, hamak ve barbekü bulunur. Hiçbiri uzun zamandır kullanılmamıştır.

    Bahçe:
     

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   C.tesi Şub. 18, 2012 5:46 pm


●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   C.tesi Şub. 18, 2012 7:32 pm

Gecenin karanlığıyla uyum içindeki siyah, hızıyla, sokakları bir bıçak gibi keserek geçen taksi kavşakları keskin bir sesle dövmeye devam ederken mavi gözleri takıldı elindeki ufak kağıda; üzerindeki asil kıvrımlarıyla dalgalanan el yazısına... Siyah mürekkebin can verdiği harflere bakılırsa, bir adres olduğu kolayca anlaşılabiliyordu. Böyle sıradan bir adresi bulabilmek için bile bu kadar çok uğraştığına bir türlü inanamıyordu. Kaç kez karanlık, sigara dumanıyla boğulmuş barlara girip istediğini bulabileceği birini sormuştu insanlara. Kalabalık, loş bar köşelerinde, kötü kokan insanlarla konuşmak asla istemeyeceği on şey listesinde yerini almıştı bile. Dişlerini alkol ve sigarayla sarartmış ayyaşlar... Nefeslerinin çok da ferah koktuğu söylenemezdi mesela.
"Ne zaman varacağız?"
"Az kaldı. Bir kaç dakika içinde."
"Hemen varmak istiyorum. Sallanma." Bir iç çekti bıkkınlığını belli edercesine arkadaki genç adam. Saatlerdir bu işin peşinde koşturuyordu. Saatine baktı; gece yarısını üç saat geçmişti bile. Yüzüne çoğu zaman olduğu gibi ciddi ve soğuk ifadesi hakimdi. Bu saatte bile bitirememişti işini. Bir cadı arıyordu aslında, istediğini yapmayı kabul edecek, en önemlisi de isteklerini yerine getirebilecek güçte biri olacaktı işte. Cadılardan da, onların köylerinden de, yardakçılarından da, kokan barlarından da nefret ediyordu. Bu çeşit basit varlıkların dünyada ne işi vardı ki zaten... Ailesinin de dahil birçok insanın avcılık yapmasına bu şekilde hak verebiliyordu, ancak ailesi konusunda bir sorun vardı. Onlar gibi önemli insanların bu tür basit avcılık işleriyle uğraşması cidden gereksizdi. Avcılar çöpçülere benzetilebilirdi. İnsanlar onlara aşık değillerdi, ancak çevreyi temizledikleri için nefret de etmiyorlardı onlardan, aynı durum avcılar içinde geçerliydi. Bu yüzden avcılara çöpçü de denebilirdi aslında.
Arabanın yavaşlaması üzerine varıp varmadıklarını anlamak için başını yeniden dalmış olduğu kağıttan kaldırıp etrafına bakındı Nicholas. İki saattir bulunduğu yerle pek bir farkı yoktu aslında, cadı yerleşim merkezlerinde hep aynı tema mı olurdu acaba? Karanlık, kasvet falan? Taksi durdu ve şoför geldiklerini belirtecek bir iki şey zırvaladı. Nicholas'ın verdiği tek tepki ise -tam olarak bir tepki değildi aslında, bir hareket denebilirdi- ellerinden birini pahalı montunun cebine sokup bir banknot para çıkartmak oldu oradan. Şoförün gözlerinin irileştiğini görebiliyordu göz ucuyla, buna karşın banknottan gelişigüzel birkaç kağıt *bu birkaç kağıdın her biri 50 pound oluyor* çıkartıp adama uzattı. Ödemesi gereken miktarın ne kadar olduğunu sormak istemiyordu. Vereceği para yeterli olacaktı sonuçta. Ücreti öğrenip matematik hesapları yaparak para uzatmak, sonra da saatlerce paranın üstünü beklemek ona göre değildi. Yaslandığı yerden doğrulup bir eliyle siyah arabanın kapısını açarken omuz silkerek soğuk-ciddi bakışlarını ona uzaylıymış gibi bakan adama yöneltti ve
"Bu kadarı yeter değil mi? Üstü senin olsun." diyerek çıktı arabadan.
Onu etkileyen ilk şey, yüzüne vuran soğuk hava akımı oldu. Klimanın yapay nefesinin kuşattığı taksinin sıcaklığından sonra dışarının soğuk havası bir şok etkisi yaratırdı insanda. Kendi arabalarından biriyle -ya da aile şoförüyle- gelmemesinin bir nedeni vardı, yaptığı şeyin ailesi tarafından bilinmesini istemiyordu, sonuçta ailesi bin bir türlü yolla izliyordu; şoförleriyle, dadılarla, hizmetlilerle, para karşılığında tutulmuş sahte arkadaşlarla kandırıyorlardı oğullarını. Aynı şeyin ablası için de geçerli olduğundan emindi. Derin bir nefes aldı ve kağıttaki adrese bir kez daha baktı, sonra da sokakta sıralanmış evlerin isimlerini aradı gözleri. Bir tanesinin ismi kağıt parçasında yazanla tutuyordu, demek ki bulmuştu sonunda aradığı adresi.
Küçük, sarı, samandan kağıdı elinde buruşturdu ve adımlarını hızlandırıp o eve doğru yöneldi. Yanındaki diğer iki eve korkutucu derecede benziyordu, hiç farkları yok da denebilirdi. Botlarıyla evin verandasına bastığında durdu ve derin bir nefes aldı, buruşturulmuş kağıdın yer aldığı elini vurdu kapıya birkaç kez. Açılmadıkça daha da sert, sabırsız hareketlerle vuruyordu kapıya, ve en sonunda kapı açılmaya zahmet ettiğinde, ona kapıyı açan kişiye bakmaya bile tenezzül etmeden
"Merhaba," dedi ve direk, aceleci havasından taviz vermeksizin konuşmaya devam etti. "Sakıncası yoksa içeri girebilirim herhalde, bu soğukta kapıda durmak istemiyorum."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Paz Şub. 19, 2012 11:19 am

Kafasını dinlemek için gelmişti ufacık malikanesine. Onca stres içindeyken kendine ayıracak birazcık zaman bulması iyi olur diye düşünmüştü. Kışları her ne kadar buz gibi olsa da bu küçük ev sıcak bir duş alıp saçlarını kurutmaya bile üşendi Loretta. Dolapta bulduğu eski bir eşofman altıyla kısa kollu tişörtü geçirdi üstüne, ardından sırt çantasından müzikçalarını alıp şöminenin karşısına geçti ısınmak için. Evin ona en rahatlatıcı gelen kısmıydı burası, kışınsa sıcak olan tek yer. Üstü kürk kaplı koltuğa uzanıp kulaklıklarını kulağına taktı ve sesi sonuna kadar açtı. Bangır bangır müzik kulaklarının içine dolarken kapının çaldığının farkında bile değildi, sadece şöminenin sıcaklığı ve müzik vardı o zaman içinde.

O açmadığı halde kapı giderek daha ad gürültülü bir şekilde vuruluyordu. Kapının gürültüsü müziğin sesini bastırmaya başladı bir süre sonra, ve bir misafirinin geldiğini anlayıp çıkardı kulaklıklarını. Rahatını bozup kapıyı açmaya gidecek olması kötü sınıfına girebilecek bir olaydı. Kim gelirdi ki bu saatte evine? Ve hayatı boyunca pek misafirin gelmediği eve bu saatte mi misafir geleceği tutmuştu? Uykulu bir şekilde gitti kapıyı açmaya, şu misafirin kapıyı çalmayı bırakacağı yok gibi görünüyordu.

Kapıyı açtığında karşısına çıkan kişiyi daha önce hiç gördüğünü hatırlamıyordu. Görse unutmazdı, bu sima ona hiç tanıdık gelmiyordu. Tanımadığı birinin geç saatlerde evine gelmesi daha da kafa karıştırıcıydı. Asıl deli edici kısmıysa misafirinin tavırlarındaki kibirdi. "Her kapıya geleni eve alma huyum yoktur ama nasılsa bir şey yapamayacağınıza göre girebilirsiniz." dedi ve yana doğru çekildi. Adam içeri girdikten sonra arkasından kapıyı kapattı ve yeniden koltuğuna gidip oturdu. Nereye oturup ne yapacağıysa şimdilik misafirinin sorunuydu, karşısındaki kibar biri olsaydı belki yanına oturmaya davet edebilirdi.

Arkasına yaslandı Loretta ve gözünü misafire dikti. Anlamsız bir şekilde süzmeye başladı karşısındakini. Güzel çocuktu aslında. Güzel ya da çirkin, kim olduğunu bilmek gerekirdi. "Kendinizi tanıtma zahmetine girerseniz çok müthiş olur. Ne olursam olayım burada sizi süzerek kim olduğunuzu anlayamıyorum. Tanımadığı insanların evine girmeyi seven bir sapık değilseniz burada olmanızın bir sebebi olmalı." Kimsin olum sen demekten daha kibardı davranışları. Pek iyi bir ev sahibi olacağı yoktu.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Paz Şub. 19, 2012 7:47 pm

Sözlerini bitirir bitirmez, göz ucuyla şöyle bir baktı kıza. Öyle dikkatsiz ve önemsemeksizin bakmıştı ki, algılayabildiği tek şey kızın turuncu saçları olmuştu. Kız geri çekilir çekilmez kapıdan içeriye bir adım attı, her zamanki küçümser, kibirli tavırlarıyla "Ya, evet... Her neyse." diye mırıldanıp kızı beklemeden, sanki kendi eviymiş gibi rahat bir edayla yürüdü içeriye. Sanki evi biliyormuş gibi ilerleyip, salonun ortasına vardığında etrafına bakma ihtiyacı duydu nihayet. Ev... Umduğu gibi görünmüyordu ve bu kötüydü. Etraftaki basit eşyaları ve sıradan dekorasyonu hiç beğenmemişti. Tabii ki kendi mükemmel standartlarına epeyce bir alışmış olmasından da kaynaklanıyor olabilirdi bu. Ama yine de, kendisine uygun görülecek bir cadının evinin daha... İyi bir dekorasyona sahip olmasını umardı açıkçası. Evin sahibi olan bu cadı her kimse birilerinin ona 'ev dekorasyonu' ve 'zevk bilgisi' konularında uzun ve öğretici özel dersler vermesi gerekiyordu.
Genç kızın koltuğa oturduğunu fark edince, evi hoşnutsuz bakışlarla süzen gözleri kıza döndü, ayakta durduğu için bir nevi tepeden bakıyordu ona. Sorgularcasına kaşlarını kaldırdı, kızın hop diye yerine oturmasına bir anlam verememişti. Yine de, bunu yok saymaya çalışacaktı. Haddini bilmeyen turuncu kafalı kızlarla daha sonra da uğraşabilirdi. 'Ne yani? Buraya mı oturacağım?' der gibi küçümseyici bir bakış attı yanında durduğu beyaz koltuğa. Ancak, yine bu tür konular üzerinde durmaktan vazgeçirdi kendini ve halinden hiç hoşnut olmadığını belirtecek hareketlerle oturdu koltuğa.
Mavi gözleri hala evi süzüyordu, kızın ise kendini süzdüğünü hissettiğinde başını ona doğru çevirme zahmetine bile girmeden yan gözle baktı ona bir saniyeliğine. Sonrasında ise hiç umursamadan şömineye dikti gözlerini. Bulunduğu ortamda izleyebileceği tek şey oymuş gibi görünüyordu zaten. Kızın sesini yeniden duyduğunda ise cümleleri bitmeden bakmadı ona, bitince de cevap vermek için bir iç çekti sadece.
"Tüh, o dik bakışlarından sonra anlayamaman çok kötü olmuş..." dedi, sözcüklerin her biri alaycı olsa dahi konuşmasındaki umursamazlık; karşısındakini dikkate almıyormuş havası verdiğinden pek de su yüzüne çıkmıyordu. Yine kısa bir süreliğine yan gözle baktı kıza -onun gözleri ise hala üzerindeydi- ve omuz silkerek burnuyla şöminenin diğer tarafını işaret etti. "İstersen bir de şuradan bak, farklı açı yardımcı olur, belki o zaman tanırsın beni." Hayır, tanıyamazdı. Çünkü daha önce hiç karşılaşmamışlardı. "Elbette buraya bir şey için geldim. Ve gelmemin nedeni turuncu saçlı kızlarla oynaşmak ya da senin deyiminle sapıklık falan yapmak için değil. Hadi git ustan olacak cadı her kimse onu çağır tatlım, benim işim onunla." Elini bir hizmetçiye gitme emri verirmişçesine salladı, hala kızdan yana bakmıyordu. Burnu ise her zamanki gibi havadaydı tavırlarından açıkça belli olduğu gibi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   C.tesi Şub. 25, 2012 3:47 pm

Misafirin geldiği yerlerde saygısızlara ne yaparlardı bilmiyordu ama kendi geldiği yerde hindiye filan dönüştürüyorlardı, akademideyse boğazına bıçak filan dayarlardı. Bir cadının evine gelip de onu böyle aşağılamak da ne demekti ki hem? Oradan bakınca çırağa filan mı benziyordu koskoca Loretta Landers. (Büyük ihtimalle benziyordu, orası ayrı mesele.) Bir de o el sallama hareketi de neydi öyle? İnsanları evinize alınca saygı beklersiniz, hizmetçi muamelesi değil.

"Benim ustam filan yok." Ustam öldü, kafası makinaya sıkıştı, burnunu da kediye verdik. "Yani vardıydı da uzun zamandır yok. Çünkü ustaların ustası olmaz. Olur da usta oldukları zaman onlara usta demezler çünkü kendileri de usta olmuş olurlar." Uzun ve karmaşık cümleler kurarak düşmanı etkisiz hale getirme sanatına gevezelik denirdi işte. Gözlerini devirdi Loretta, misafirin anladığını umarak. Zira büyük ihtimalle kafası çok karışmış olmalıydı ama her neyse, zaten ne dediğini sorsa Loretta bile tekrar edemezdi. Şarkı sözleri filan olmadığı sürece uzun cümleleri hatırlamamayı tercih ediyordu.

Gözünü kıstı ve misafire acımasız bir bakış atmaya çalıştı. Nasıl göründüğüne dair hiçbir fikri olmasa istediği gibi baktığını umuyordu. "Yani buradaki tek usta ve muhatabın benim, ona göre davran." Sözlerini söyledikten sonra "yoksa seni kaza dönüştürürüm" bakışlarından birini attı. Bu bakışın işe yaraması gerektiğine emindi. En iyi yaptığı bakışlardan birisi buydu aslında.

Çocuğun sinirleri bozulur mu bilemeden -aslında bozulacağını düşünerek- ayaklarını da koltuğa uzattı. Misafir ona saygısızsa onun hürmet etmesine gerek yoktu. Zaten çocuktan hiç hoşlanmadığı için beraber geçirdikleri zaman zarfı içinde onu ne kadar sinir ederse o kadar karda olurdu. "Ee, benimle ne işin vardı tatlım? Öylece başında dikilmek için gelmemişti ya çocuk.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Salı Şub. 28, 2012 10:51 am

Kızın söylediği uzun ve karışık cümlelere ilk önce pek bir anlam veremedi. Hala ayağa kalkmamış ve Nicholas'ın emrini yerine getirmemişti, fark edilmesi gereken tek şey buydu. Bir de... Usta bir cadı olduğunu falan mı söylemişti?
Bu komik espriye gülmektense soğuk tavırlarına daha uyacak bir şey tercih etti Nicholas. Aslında soğuk tanımına çok da uymazdı. Kız sanki çok hoş bir şey söylemişçesine hafif bir gülümseme belirdi yüzünde. Kahkahalarla ya da kıs kıs gülmek ona göre bir şey olmadığından, elinden gelen tek tepki bu olmuştu. Oturduğu yerden biraz daha yana, kıza doğru döndü ve gözlerinin içine baktı, hala hafifçe gülümsüyordu ona.
"Evet, bu güzeldi." Konuşmaya başladığı andan itibaren bakışları eski soğuk ve ciddi haline dönmeye başladı yavaşça. "Ama seninle uğraşarak zaman kaybedemem, anlıyor musun? Doğru dürüst ve gerçek usta bir cadıya ihtiyacım var ki sen..." Lafına devam edip sesine boşu boşuna yazık etmeyi gerek görmeyince sustu, yarıda kesti sözlerini. Yine de bu laflarının kızı hareket ettiremeyeceğini bildiğinden, bıkkın bir halde iç çekti ve düz, soğuk bakışlarını kızın üzerinden kesmedi konuşması bitene kadar. "Kısacası, çabalarını takdir ediyorum ama, oyun oynamaya gerçekten zamanım yok." Anlayabileceğini hiç sanmıyordu. Ve daha da anlayabilmesi için -çünkü bu kızın dolaylı yoldan 'Hadi' dediğini anlayabileceğini pek sanmıyordu- daha da özetledi durumu. Bu sefer sesi az önceki tonundan biraz daha sert, başka bir deyimle daha bir ciddi çıkmıştı. Emir verir gibiydi yine; sessiz-normal konuşma arasındaki ses tonundan taviz vermemişti. "Kapa çeneni, git ve cadını getir."
Kelimeleri dudaklarında tükenir tükenmez derin bir nefes alıp uzun yolun beraberinde getirdiği yorgunluğu atmak için arkasına yaslandı ve etrafı izlemeye başladı. Tam evin dekorasyonu hakkında hoşnutsuz yorumlarda bulunacaktı ki kızın oturma pozisyonunu fark edip başını sağa sola salladı, onun bu tavrını beğenmediğini açıkça belirten bir tavırdı bu. Neden harekete geçip, kendisine denileni yapmadığını ve hatta bunun üzerini terbiyesizlikle sıvadığını merak ediyordu aslında. Eğer sıradan bir çırak olsaydı şimdiye eve gelen kişinin isteğini yerine getirmesi gerekiyordu. Ustası, kızın bu tavrını öğrenirse güzel hareketlerde bulunmazdı. İşte o an, kızın bakışlarındaki ciddiyet ve yanında barındırdığı tehlike ilk kez dikkatini çekti. Ya ciddiyse...
"Bu evde yaşayan tek usta cadı olduğundan emin misin?" Kaşlarını hafifçe çatıp kızın gerçek bir cadı olup olmadığını sanki görüntüsünden anlayacakmış gibi süzmeye başladı kızı tepeden tırnağa. Aklındaki, daha önceden zihninde tasarlamış olduğu cadı tiplemesi bu kızdan çok daha farklıydı. Öncelikle; karanlık bir tip bekliyordu, ve belki de bir cadı şapkası, turuncu saç değil. Ya da pelerinler, ürkütücü giysiler gitmeliydi ki bu giysiler grubuna tişört-eşofman ikilemesi kesinlikle dahil değildi. Ve ne yazık ki hayallediği uzun burunlu süpürgeli cadı tiplemesinden farklı olan bu kızın bir genç kız olarak kendine has bir güzelliği vardı. Bunu düşündüğünü fark ettiği an bakışlarını başka bir yöne çevirdi, şöminenin verdiği sinir bozucu sıcaklıktan rahatsız olarak istemeye istemeye kabanını çıkarttı. İçinde basit bir gömlek vardı ancak elbette basit bir gömlekten çok daha pahalı bir şeydi. Kabanını çıkarttıktan sonra kıza klasik bakışlarından (her zamanki soğuk ve dik olanlardan) birini attı ve "Bu arada, bir daha bana 'tatlım' deme." dedi sıcakkanlılıktan uzak sesiyle. Elindeki kabanı, ayağa kalkıp umursamaz bir tavırla kızın üzerine attı, tepkisinin ne olacağını hiç takmadan. "Gecenin bu saatinde bu kadar yolu boşuna gelmişim demek. İstediğimi yapamayacak kadar beceriksiz olduğuna göre..." Omuz silkip ellerini pantolonunun ceplerine soktu ve ağır adımlarla mutfağa doğru ilerledi. Kızın içecek bir şeyler isteyip istemeyeceğini sormayacağını biliyordu, o halde gidip kendi alırdı. İçeriye girdiği zamanki tavırlarıyla bire bir aynı şekilde, yine sanki ev ona aitmiş gibi mutfak dolaplarını açıp kaparken "Bardakları nereye koyuyorsun sen?" diye seslendi boş tavırlarını koruyarak. "Umarım bir kahve makinen falan vardır."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Çarş. Şub. 29, 2012 7:44 pm

Şu çocuk... Boğabilirdi o çocuğu. Kendini sandığı şey her ne olursa olsun o çocuğu kapı dışarı etmek istiyordu. Böyle misafir olmaz olsun kıvamındaydı hani. Her ne kadar dışarıdan gayet mutlu ve rahat görünmeye çalışsa da bunu koltuğun üstündeki ayakları dışında başka hiçbir şey yansıtmıyordu ki yüzünde çoktan ben senin gibilerin derisini yüzer tuzla yıkarım bakışı vardı bile. Üstelik de dediğimi yap yaptığımı yapma tipi bir çocuk... O "bana tatlım deme" lafından sonra çocuğun ağzına tatlımları tıkası gelmişti. Kibarlığından taviz vermemeye devam ederek devirmişti sadece gözlerini. Beceriksizse direk şahsına hakaretti. Misafirler hakaret etmezdi. Ama bu karşısındaki çocuk kendine gerektiğinden fazla değer verdiği için istediğini yapabiliyordu.

Mutfağına daldığındaysa ciddi anlamda sinirleri tepesine fırlamıştı Loretta'nın. Daha kendisi bile doğru düzgün kullanmıyorken bir yabancı onun mutfağında bardaklarını karıştırıyordu. Yıllardır kimsenin elini bile sürmediği, antika değerindeki, satsa beş para etmemesine rağmen antika oldukları için övündüğü o pek de güzel olmayan bardaklarını arıyordu... Üstelik bir de onlarda kahve içmeyi planlıyordu. Facia. Bu faciayı olabildiğince çabuk engellemek amacıyla yerinden fırlayıp mutfağa koştu. Kimse ondan izinsiz onun mutfağını karıştıramazdı. (Annesi, babası, kardeşleri ve eve gelen temizlikçiler dışında kimse.) Mutfak tezgahından karşı tarafa geçtiği gibi pek de etki etmeyen yüz ifadesiyle baktı misafirine. "Bir, sevmediğim insanların evime gelmesini sevmem. Sevmediğim ve tanımadığım insanların evime gelmesini hiç sevmem. İki, bu tür insanların daha isimlerini bile söylemedikleri halde bardaklarımı karıştırmasını sevmem. Üç..." Bu sefer bakışlarını daha etkili bir hale getirdi -içinden gerçekten gelince öyle oluyordu- ve sesini oldukça yükseltti. Uzaktan bakılınca gayet iyi kız kavgası yapabilecek birisine benzediği söylenebilirdi. "Hemen mutfağımdan çık!" Çok da iyi kızabilirdi, içinden geldiğinde bunu çok iyi yapabilirdi. Karşısındakinin onu anlamaması ise eğlenceli değildi. Aralarındaki iletişimin birbirlerini sinir etmekten ve hakaretlerde bulunmaktan ibaret olması daha da can sıkıcıydı. Lakin daha adınızı bile bilmiyorum. (Burada şarkı da girebilir olaya.)

Onun söylediklerine pek tepki göstermeyen misafirini işaret parmağıyla dürtmeye başladı, en azından bundan rahatsız olacağına emin olduğu için yapmaktan pek çekindiğini söyleyemezdi. Eğlenceliydi üstelik. Tabii misafiri dürterken gömleğinin markasını görüp de kısa süreli ayakta bir baygınlık-kendinden geçme evresi yaşasa da pek bozuntuya vermedi. En azından gömleği satsa o beş para etmeyen bardaklardan çok daha değerli şeyler alabilirdi. Eğer hırsız olsaydı çocuğun gömleğini çalardı. Henüz bu misafiri gömleksiz görmek isteyeceğinden emin değildi ne yazık ki.

Dürtmeleri hiç bir sonuç vermeyince tezgaha yaslandı. Misafiri sinirlendirmiş olmak da yeterdi ona. "Kahve makinem yok. Kahve istiyorsan çaydanlığı boşalt, iyice yıka, su kaynat. Hazır kahve ocağın üstündeki rafta var. Aklın varsa eski bardaklara dokunmazdım çünkü yaklaşık yirmi yıldır kimse onlara el bile sürmüyor... İçlerinde örümcek ağı filan olabilir. Buzdolabının üstündeki dolabın en ön kısmındaki bardaklardan alıp ne olur ne olmaz diye iyice yıkasan akıllıca olur." Kendisini misafire mutfağını kullanma konusunda bilgilendirme verirken bulunca kendisi bile şaşırdı. Kaptırmış gidiyordu... "Ne diyorum ben... Hemen çıksana mutfağımdan! Çünkü senin gibi insanlar bu tür zahmetli şeyler yapamaz." Daha doğrusu yapmazlar. Böyle gömlekleri olanlar iş yapmazdı pek.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Perş. Mart 01, 2012 9:38 pm

Önündeki dolapları ruhsuz hareketlerle karıştırmaya devam etti. Ancak aradığı bardak tipi varlıklarla bir türlü karşılaşamıyordu ne yazık ki. Bunaldığını belli edecek bir oflamayla nefes verip tezgahın üzerine bakınmaya başladı, bir evde hiç mi bardak olmazdı, bu kız suyu avuçları yardımıyla mı içiyordu sanki? Kızın, tam üzerindeki eşyaları karıştırdığı tezgahın karşısında belirmesi üzerine bakışlarını kaldırıp gözlerine boş boş baktı laflarının bitmesini bekleyerek. Saydırdığı maddeleri öylesine, bitsin diye dinliyor gibiydi. Kızın bakışları rahatsız edici bir hale gelene kadar hiç kımıldamadan ona öylece baktıktan sonra, kızdan gelen ikinci emrin üzerine verdiği tek tepki dalga geçermişçesine umursamaz bir "Tabii. Emredersin." lafının ardından uykulu olduğunu belli edecek şekilde esnemek oldu. Ve yine kızı takmadan arkasını döndü, bu sefer ocağın yanındaki tezgahın üzerinde ne varsa kurcalamaya başladı bardağa benzer bir şeyler bulma amacıyla.
Daha sonra elleri mutfağın üzerindeki çaydanlığa yöneldi. Tam çaydanlığın içinde ne olduğuna bakıyordu ki -umarım kahvedir- arkasında, kızın onu dürttüğünü fark etti. Olduğu yerde donakaldı, elleri kızın ilk dokunuşuyla donmuştu bile. Şimdi de ona dokunmuş muydu kız yani? Hem de kendi elleriyle? Başını hafifçe arkaya doğru çevirip, omzunun arkasından bir bakış attı kıza.
"Bana dokunma, tamam mı?" Dikkatini yeniden işine yönlendirdi ve çaydanlığın içindeki gizemli sıvının kahveye benzemediğinden emin olunca, kapağını geri kapadı, ancak hala bir sorun vardı; kız onu dürtmeye devam ediyordu. Bir kez daha dürttü kız onu. Bir kez daha. Ve bir kez daha. Rahatsız olduğunu açıkça belliedecek şekilde "Kes şunu." dedi kıza. Ve yine dürtüldüğünü hissetti. Sinirlenmemeye çalışır gibi yumdu gözlerini. "Bak, havuç. Sevmediğim insanların bana dokunmasını sevmem. Sevmediğim ve tanımadığım insanların dokunmasından ise hiç hoşlanmam. Bu yüzden bir daha bana dokunma." Kızın sözlerini er ya da geç ona geri yedirecekti zaten. Bir kez daha dürtüldüğünde ise dayanamadı ve hafifçe kıza doğru döndü. Tam gözlerinin içine bakıp ona soğuk bakışlarından birini atarak iğneleyici laflar söyleyecekti ki kızın ona sandığından da yakın olduğunu fark etti. Yanakları pembeleşti. Yakınlık, hoşlanmadığı şeylerden biriydi. Nefesini tutup yüzünü kızın göremeyeceği bir yere çevirdi ve kız pes edene kadar bir heykel gibi, hiç hareket etmeden öylece durdu. Kızın dürtmekten vazgeçtiğinden emin olduğunda ise özgürlüğüne sevinerek bu arayışına devam etti.
Bu kez, ocağın üzerindeki raflara yöneldi. Sonunda, nihayet bulduğu eski görünümlü bir bardağı parmaklarıyla kavrayıp kendine doğru çekti, kıza gösterdi hafifçe sallayarak. Ve sonra kız bardaklar hakkında bir şey söyledi. Örümcek ağı mı demişti? Hayır, olamaz. İğrenç. Bardağı kavrayan parmaklarını soğukkanlı bir hareketle serbest bırakıp ansızın, bardağın yere sert bir iniş yapmasına izin verdi. Kolu havada kalmıştı, yere kısa ve yüksek sesli bir iniş yapıp kırılarak her yere binbir parçasını yollayan bardağa dik dik bakıyordu. Sanki bardağın kırılmasına neden olan o değilmiş gibi yerdeki manzarayı öylece seyretmeye devam etti.
"Demek pasaklısın da. Harika."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Perş. Mart 01, 2012 10:29 pm

O her izlediğinde gözlerinin dolduğu filmlerdeki gibi yavaş çekimde yere düşmeye başladı bardağı, oldukça yavaştı. Bardak kırıldığında düşünceleri ve duyguları da onunla beraber tuzla buz olmuştu. Bir bardağı yoktu artık. Diğerlerinin yanında yıllarca biri onu yıkar umuduyla bekleyen o bardak, beyaz bir katil tarafından paramparça edilerek öldürülmüştü. Tam olarak üstündeki motifleri ve nasıl bir bardak olduğunu hatırlamasa da buradaki her şey gibi onun da manevi bir değeri olmalıydı. Biri şu misafirin evine girip annesinin trilyonluk tabak çanak takımlarını birbirlerine vurarak parçalasa, hatta bunları metal müzik dinleyerek yapsa bunun kimsenin hoşuna gitmeyeceğine emindi. Ama şuan berbat bir durumda bardağı kırılmış ve yine hakaret etmişti. Pasaklı... Yankılandı bu kelimeler kulaklarında. Yaslandığı tezgaha dayadı ellerini, tutunacak bir dal lazımdı şuan. Ayakta kalmasına yardımcı olması için en ideal seçenek tezgahtı şuan. Gözleri boşalmış ve faltaşı gibi açılmıştı. Bir yerdeki cam kırıklarına bir de önündeki çocuğun yüzüne bakıyordu. Hangisi daha çok sinirini bozuyordu emin değildi. "Seni kahrolasıca züppe." Kelimeler fısıltı halinde çıkabilmişti ancak ağzından. Bardağının kırılması, hakaret yemek ya da bir yabancının evine gelip ona patronluk taslaması üstünden basitçe gelebileceği şeylerdi ama hepsi aynı anda olunca sinirlerinin mahvolması normaldi aslında.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Gür çıkmaya başlamıştı sesi. Yeterince katlanmıştı şu isimsiz misafire, daha fazla gerilmek istemiyordu. Rahatlama amaçlı küçük okul kaçamağı pek işine yaramamış, hatta misafir sağolsun çok daha gerilmişti. Büyük ihtimalle önündeki birkaç ay boyunca bu olayı düşünüp düşünüp daha fazla acı çekmeye başlayacaktı. Asıl Cecile adına üzülmek gerekirdi belki, çünkü haftalarca bu olayı en ince ayrıntısına kadar defalarca duymak zorunda kalacak arkadaş kadrosunu o dolduruyordu. Dostlar sinir bozucu insanlardan söz etmek ve dedikodu yapmak içindir. "Bak, ne olduğun filan umrumda değil. Ne istediğinle de pek ilgilenmiyorum. Sana zaten kibar davrandım farkındasın değil mi? Ben insanlara kibar davranmayı sevmem Bay Tatlı Gibi Görünse De Tatlı Olmayan Aptal Sarışın. O yüzden ya düzgün davranmaya başla ya da sana hiç de sevmeyeceğin şekilde davranmaya başlayabilirim." Lakap bulmak konusunda çok da iyi olmayabilirdi ama yine de içinden geleni söylemek her zaman en önemli kuralları arasında yer alıyordu. Dürüstlük büyük bir erdemdir derdi adını bile bilmediği eski insanlar.

Dayandığı tezgahtan uzaklaşıp tekrar misafirin yanına gitti ama bu sefer dürtüklemek gibi bir niyeti yoktu. Hatta onun o güzel suratına iyi bir yumruk atmak için yanıp tutuşuyordu parmakları. Umut, bazen sadece bir yumruk uzaktaydı. Ne var ki Loretta manikürünü misafirini döverek bozmak istemiyordu. Emek vermişti o ellere. Bu yüzden de çocuğun önünde biraz durduktan sonra arkasını dönüp yeniden koltuğuna doğru ilerledi. Eğer kötü bir şeyler yaparsa cezasını öderdi o çocuk, en azından cebindeki parayla öderdi. Geçip koltuğuna oturdu Loretta ve müzikçalarını yeniden kulaklarına takıp sesi sonuna kadar açtı. Değişen ruh hali yüzünden o anda çalan şarkı gıcığına gitmişti, fazla neşeli bir şarkıydı onun için. Bu yüzden şarkıyı değiştirdi ve önüne çıkan diğer tüm neşeli şarkılar için de aynı şeyi yaptı ve iç karartıp insanın ağlamasını sağlayan bir şarkıda durdu. Belki bu şarkı misafiri rahatsız edebilirdi. Loretta da aptaldı gerçi, istediği an misafiri evden atabilirdi. Yine de uğraşamayacağı kadar gereksizdi.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Cuma Mart 02, 2012 10:25 pm

Turuncu saçlı kızın, bardağın yere düşüp kırılması üzerine verdiği tepki o kadar da beklenmedik değildi aslında. Bakışlarını cam kırıklarından ayırıp kıza yönlendirmesine neden oldu fısıltıyla söylenen lafları. Ve sonra kız gerçekten sinirlendiğini göstermek istercesine yüksek bir sesle hesap sormuştu. Gözlerinde parıldayan o öfke duygusuna karşın, Nicholas sadece dik dik bakıyordu ona. Her zamanki, tepkisiz hali yerine geçiyordu bu dik bakışlar. Kızın ardı sıra gelen sözlerini öylece dinledi, hareket bile etmeden. Sonra da kızın yine salona doğru yürüyüp, kulaklıklarını takarak onu dışlarcasına müzik dinlemesini izledi. Bir süre öylece bir cam kırıklarına, bir de koltukta küsmüş gibi müzik oturup müzik dinleyen kıza baktı boş boş. Uykusunun geldiğini fark etti sonra. Bunu fark etmesi, kollarını kaldırarak esnemesi sonucu olmuştu; havaya kaldırdığı sol kolunu indirmeden önce gömleğini hafifçe sıvayarak, saatine baktı. Pahalı bir saatti bu, öyle böyle değildi. Dünyada parmakla sayılabilecek kadar bulunan, özel tasarım saatlerden biriydi; ünlü bir markaydı ve bu saate verilecek parayla rahatça iki araba alabilirdiniz. Saat göze alınırsa esnemesi gayet normaldi, geleli yarım saatten fazla olmuştu. Kız ise hala oturduğu koltukta müziğini dinliyordu. Bir iç çekti ve yavaşça kızın bulunduğu koltuğa doğru yürüdü, tekli koltuk olduğu için yanına oturmak gibi bir şansı olmadığından; karşısındaki sandalyeyi kızın oturduğu koltuğun hemen yanına sürükleyip sandalyeye oturdu. Müzik çalardan çıkan müziğin sesi o kadar yüksekti ki kulaklıklar aracılığıyla çıkan sesi gayet rahat duyabiliyordu. Şarkının adını bilmiyordu, umurunda da değildi zaten, yeterince sinir bozucuydu. Bir sürece öylece kızın bir tepki vermesini ya da bir şeyler söylemesini yanında serbest bir tavırla oturarak bekledi. Ama hayır, kız hiçbir şey yapmamıştı; müzik çalarından çıkan rahatsız edici vızıltıyı dinlemeye devam ediyordu. Pekala. Daha fazla dayanamayacığını kabul etti Nicholas. Gelmesinin belli bir nedeni vardı ve sabaha kadar bu kızı bekleyemezdi. Aslında birkaç saat daha oyalanırsa zaten sabah olacaktı. Eline başka bir cadının geçebileceğini sanmıyordu, üstelik bu kız da o tehlikeli cadı tiplerine benzemiyordu. Mavi gözlerini yeniden kızın üzerine dikti. Yapması gereken bir şey vardı. Bir süre ona öyle baktı, ancak kız sanki onu görmüyor veya görmezden geliyormuş gibi müziğini dinlemeye devam ediyordu, hiç mi hissetmiyordu birinin ona baktığını? Bir iç çekti ve kıza doğru uzanıp turuncu saçlarını aralayarak kulaklarının görünmesini sağladı, sonra yavaşça kulaklıkları kulaklarından aldı ve kulaklıkları bir elinde topladı. Sonra da kulaklığın kablosunun bittiği yeri, müzik çaları almak için kızın eline uzandı. Kızın parmaklarını ne kaba sayılacak, ne de aşırı kibar bir biçimde, gayet sakin, yavaş ve normal bir şekilde araladı ve müzik çaları çözülmüş parmaklarının arasından aldı. Nihayet kızın ona odaklanmasını sağladığında, her zamanki bakışlarıyla "Daha önce dediğim gibi, ben buraya bir amaçla geldim." dedi. "Bir bardağın senin için bu kadar önemli olduğunu da bilmiyordum, her neyse. İstersen yenisini ve daha güzelini aldırtırım ve bu iş çözülmüş olur, tamam mı?" Kısa ve öylesine bir iç çekti, mavi gözleri hala kızın gözlerine kilitliydi, dik bakışları aynı durumdan hiç taviz vermemişti. "İstersen baştan başlayalım. Adım Nicholas; ve artık beni tanıdığına göre, evinde olduğuma dair söylenmelerine bir son verirsen sevinirim." Evet, olabileceğinin en kibarı olmaya çalışıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   C.tesi Mart 03, 2012 10:41 am

Saçına dokunmuştu. Kulaklıklarını almıştı. Eline dokunmuştu. Müzikçalarını da almıştı. Bunlar olurken Loretta nasıl nefes verildiğini de unutmuştu. Alıyordu ama sonrasında ne yapabileceğine dair bazı kuşkuları vardı. Nefes kulaklarda mu bırakılıyordu yoksa burun deliğinden mi hatırlayamıyordu bir türlü, bu yüzden de biraz morarmış olsa gerek. En sonunda nasıl nefes verildiğini sormak için ağzını açtı ve nefesi oradan dışarı çıktı, sormasına da gerek kalmadı böylece. Bir şeyler güzele bağlanmış oldu. Döndü misafirine doğru. Amaçtan söz ediyordu misafir. Yeni bir bardak demişti, yeni bir bardağa ihtiyacı yoktu kızın. Sadece annesinin eve yaptığı küçük ziyaretlerde bardakları saymayacağını umut ediyordu. Adını söylemişti ardından misafir, Nicholas. Nedense Nicholas ismini duyunca aklına ilk gelen şey Nicholas Cage oluyordu. İkisi arasında isimleri dışında hiçbir şeylerinin benzemediğine emindi. Bu Nicholas'ta oyuncu ya da hazine avcısı tipi yoktu. Büyük ihtimalle de Cage'den daha çok parası vardı. Olası... Söylenmemesini söylemişti ardından. Hala kabul etmiyor muydu burasının Loretta'ya ait olduğunu? Yüzünü asmaya üşeniyordu Loretta, o yüzden boş gözlerle dinliyordu onu. "Evin tapusunu göstermemi ister misin?" Ağzından anca bu sözcüklerin çıkmasını sağlayabilmişti. Başka türlü düzgün bir iletişim kurabileceklerini sanmıyordu çocukla, zaten bakışları Loretta'yı oldukça rahatsız ediyordu da. Gözlerine bakmak istemiyordu ama Nicholas onun gözlerine bakıyordu, sinir bozucu bir şekilde. "Eğer ispatlamamı istiyorsan ispatlamanın çok kolay yolları var. Süpürgeye binip gökyüzünü turlayabilir ya da vazoları havaya uçurabilirim. Sorun değil." Çocuk biraz daha onu sinir ederse kendi cadılığından şüphe duymaya başlayacaktı.
Bir cadı arıyorsa anlaşma için gelmiş olmalıydı buraya. Loretta pek de anlaşılacak bir cadı gibi görünmemişti herhalde. Herkes daha otoriter birini beklerde, normal. Biraz daha çirkin olsa, daha az kozmetik malzemesi kullansa, burnunu uzatmak için estetik yaptırsa ve korkunç kıyafetler girse çoktan cadı muamelesi görmeye başlardı. Modaya uymak daha çok işine geldiği ve güzel görünmekten hoşlandığı için bunları yapmıyordu tabii. Çok da önemli değildi anlaşmalar onun için. Bu durumdaysa bu çocuğa anlaşmayla istediği her şeyi yaptırabileceğini düşündü. Egemenliği altındaki biri fena olmazdı, ha? İstediği şey çok zor olmasa gerekti. Aşk iksirleri beş dakikadan fazla zamanını almazdı. İstediği her türlü yeteneği kazanmasını kolayca sağlayabilirdi. Para olayı bile kolaydı. Bunun karşılığında da misafiri istediği her şeyi kabul etmek zorunda kalırdı. Güzel. "Anlaşma için geldin değil mi? Loridreda'yı övmüş olma ihtimalleri var mı? O kadar da müthiş bir cadı değilim, ama yeterince iyiyim. Beni burada bulmuş olman bile senin için bir şans, normalde buralarda olmam ben. Yazları saymazsan." Muhabbete girme isteği filan yoktu, hayatından ya da nerelerde bulunduğundan bahsedip de kendini ortaya atmak istemiyordu, sadece bilinmesi gereken bazı küçük ayrıntılardan bahsetmek istemişti, evren onun burada olmasını istemişti ve Loretta da buradaydı işte. "İstediğin her şeyi ayarlamak benim için çocuk oyuncağı. Benim bir cadı olduğumu reddetmediğin müddetçe." Sesinde heyecan yoktu ve gözleri hala boştu. Nicholas'ın oldukça rahatsız eden gözlerine rağmen ifadesiz kalmayı becerdiği için drama derslerine bol bol teşekkür ediyordu.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   C.tesi Mart 03, 2012 4:49 pm

Cadı olduğunu söylüyordu, hala ısrar ediyordu. Yarı inanmış haldeki Nicholas, bir usta olup olmadığı konusunda arada kalmış bir halde, ona inanabilme ihtimalini düşünüyordu. Eğer gerçekten usta bir cadı değilse; buraya boşuna gelmiş olacaktı. Ama eğer öyle ise, denemeye değerdi. Konuşması boyunca kızı, sessizce dinledi. Kızın gözlerine bakmaya pek niyeti yok gibiydi, fırsat buldukça kaçırıyordu o saçlarıyla neredeyse aynı renkteki elayı ya da kahverengiyi andıran gözlerini. Sözleri bitene kadar bekledi onu tıpkı karşısındaki kızdan kendisine armağan edilen bakışlar gibi boş bakışlarla. İyi, en azından tahmin edebiliyordu; böyle bir yeteneği vardı. 'Aaa, anlaşma yapmak için mi geldin sen?!' gibi aptalca yanıtlar aldığında ne yapması gerektiğine kafa yormaya gerek kalmamıştı. "Evet," dedi tavırlarında hiçbir değişiklik yapmaya gerek görmeden, "İyi bir cadı olduğundan bahsedildi, istediğim şey her ne olursa olsun gerçekleştirebilme şansı varmış." Karşısındaki kızdan üçüncü tekil şahıs gibi bahsediyordu ilk, sonra omuz silkti ve kızın buna karşı tepkisinin ne olacağını düşünmeyi gereksiz görerek devam etti sözlerine. "İstediğim şeyin biraz hayal işi olduğunu söylüyorlar; ancak birkaç ayyaşa neden hak verip vermeyeceğim de ayrı mesele. Gerçekleştirme ihtimalin belki vardır ama yine de..." Kızı şöyle bir süzdü; hala küçümser tavrını atamamıştı üzerinden, ne olursa olsun Nicholas Nicholas'dı. "Bir dahaki sefere bu konuyu kime soracağımı sorduğum zaman, bana gösterilen ayyaşlara danışmamalıyım sanırım." Bakışlarını daha son kelimelerini söylerken kızdan ayırmış, odadaki şömineye çevirmişti bile. Düşünceli bir hali vardı. Geldiğine ne kadar pişman olduğunu, ya da ne kadar olması gerektiğini düşünüyordu. Dersini almıştı en azından, cadılar alemindeki hiç kimseye güven olmazdı; ve şimdi de yanındaki kıza ne kadar güvenebileceği yoruyordu aklını. Gözlemlerine dayanırsa; muhtemelen itiraz edecekti ve istediği şeyi yapabileceğini söyleyecekti, ya da bir karşı saldırıda bulunacaktı. Ya da dalga geçecekti. Her üç ihtimal de; boş laflardı. Odaya her nefesinde sıcaklık yayan, sessizlik içindeyken içindeki küçük ateş çıtırtılarının rahatça duyulabileceği şömineyi izliyordu gözleri. Kızın birazdan bir şeyler söyleyeceğini tahmin edebiliyordu, hatta tahmin etmekten çok neredeyse biliyordu. Tam kız sesini ön plana koyarak bir şeyler söyleyecekti ki, daha ilk kelimesini tamamlayamadan lafını keserek o anda aklına gelen ilk şeyi söyledi. "Tatlı gibi görünen aptal bir sarışın olduğumu mu düşünüyorsun?" Şömineyi izleyen düşünceli bakışlarını kıza çevirdi. Bunu öylesine sormuştu. Bakışları yine aynı boş ve dik bakışlardı, ilk önce kızı şöyle bir süzdü; hareketlerinden bir cevap çıkartabilmek için. Sonra da bakışlarını yine kızın gözlerine yönlendirdi. Bunu öylesine sormuş gibi bir tavır takınsa da; aslında sorusunda gayet ciddiydi. Onun gözlerine boş boş bakıyor gibi görünebilirdi; ancak onlardan bir anlam çıkartmaya çalışıyor, dikkatle izliyordu onu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   C.tesi Mart 03, 2012 8:44 pm

Milletin ağzı torba değil ki büzesin. Koskoca Grenden'da başka cadı yokmuş gibi ona yollamışlardı ve moralini bozmuşlardı. O ayyaş dediklerini bulduğu anda ortalığı ayağa kaldıracaktı. Belki de istediğini kabul edecek tek cadı o olduğu için yollamış da olabilirdi. Ya çok boş hayalleri vardı ya da gerçekten deliceydi. Öğrenmek istiyordu ama çocuğun anlatmaya niyeti yok gibiydi. "Öyl..." bu kadarcık konuşmuşken hemen kesmişti sözünü. Fazla... romantikti galiba içinde olduğu durum. Trajikomik hatta. Öyle kaldı işte bu sefer. Gözleri boşluktan korku ve şaşkınlıkla dolu bir ifadeye dönmüştü. Öyle dediğine pişman oldu bir an. Düşmanın eline koz vermek pek de iyi bir şey değildi. Bu konu üstünde çok fazla durmak da istemiyordu. Utanmış gibi hissetti bir an, yanaklarının kırmızılığını önünde duran şöminenin yakıcılığına bağlayabileceği için oldukça sevindi. "Bana gayet öyleymişsin gibi geldi. En azından uzaktan." Aslında çocuk oldukça tatlıydı, özellikle de yanakları ve gözleri. Tatlılığına rağmen korkutuyordu gözleri. Farklı bir şeyler var gibiydi. Keşke kadar onunla dalga geçmeyi sevmeseydi de şu çocuk evine girmeseydi ve o da böyle bir olayın içinde kalmasaydı. Komik bir durumdaymış gibi hissediyordu. Zaten komik bir durumda olsa gerekirdi. "Tatlı gibi görünse de tatlı olmayan demiş olmam gerekirdi.. Öyle dememiş miydim? Çünkü davranışların hiç tatlı değil. Yanaklarının renk tonunu saymazsam..." Son cümleyi neden söylediği hakkında pek bir fikri yoktu aslında. içinden söylemek gelmişti. Birazcık dobra olmakta sorun görmüyordu. Hem bu yolla çocuğu korkuta da bilirdi. "Sinirlenince ne söylediğimi bilmem. Sarhoş gibi olurum. Gerçekten düşündüklerimi bulmak için sinirlendirmeleri yeter beni." Öylesine bir sohbet içinde bulunuyordu işte, boşluğu doldurmak için. Sessizlikten ve şömineden gelen çıtırtılardan rahatsız oluyordu yanında bir başkası varken. Yalnız olsaydı gayet hoşuna giderdi bunlar. "Sense benim yalancı, sinir bozucu ve pasaklı olduğumu düşünüyorsun. Başka seçeneğin olsa benimle konuşmazdın. Bilsen buraya gelmezdin." Loretta soru sormuyordu, bir şeyler bildiğini göstermeyi seviyordu. Dudaklarını büküp umursamazca omzunu silkti. "Bir önemi var mı?" Kendisi aslında önemsese de Nicholas'ın önemseyeceğini sanmıyordu. Kimse önemsemezdi aslında. İnsanların birbirleri hakkında düşündüklerinin çok da önemi yoktu. Sen ne istersen iste karşındaki seni öyle görmezdi. Loretta da hiç yoktan yalancı olmayan biri gibi görünmek isterdi, istediği olmamıştı.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Paz Mart 04, 2012 5:54 pm

Kurşun mavisi gözleri, aynı ifadesinden vazgeçmeksizin izliyordu turuncu saçlı kızı. İlk önce lafının kesilmesiyle birlikte kendine sorulan soruya odaklanmıştı, hemen ardından gözleri; bu tür bir soru beklemediğini belli edercesine şaşkınlıkla iri iri açıldı, yanakları onu çok daha sevimli gösterecek bir şey yapıp al al oldu. Kızın bu tepkisi hoşuna gitmişti Nicholas'ın, bunun bir iki nedeni vardı. İlk olarak kızı beklemediği bir yerden vurmuştu; ve kız bu konuda o kadar da katı olmadığını gösterecek bir tepki vermişti. Yine de yüzündeki ciddi ifadeyi bir an olsun bırakmamaya kararlıydı Nicholas, gözlerini kıza dikmiş bir yanıt bekliyordu. 'Geç', diye düşündü kızın ilk cümlesinin üzerine, bir yorum yapmaya veya konuşmaya niyeti yokmuş gibi bakmaya devam ediyordu; hala bir cevap bekliyordu, daha iyi bir cevap. Sonra kız daha iyi bir açıklama yaptı bir iki cümle ilave ederek sözlerine. Durumu düzeltip kendi lehine çevirmeye çalışır gibi bir hali vardı ama hayır, yapamayacaktı. En azından Nicholas yapamayacağını düşünüyordu, kız onun yanakları hakkında bir ekleme yapmadan önce. Sırtından vurulmuş gibi hissetti ilk önce, gözlerini hafif şaşkın bir ifadeyle birkaç kez kırpıştırdı ve sözü edilen yanaklarının yeniden ısındığını hissetti. Elmacık kemikleri yine rengini değiştirmişti muhtemelen, böyle bir şeyi hayal etmesi bile boşuna olacaktı. Acı gerçekler. Kızın, verdiği tepkiyi görmemesi için midir bilinmez yüzünü yine başka bir yöne doğru çevirdi, bakışlarını kaçırdı. Başka şeylere odaklamaya çalışıyordu kendini; yanaklarındaki rahatsız edici ısının yeniden kaybolmasını sağlayacak şeyler. Mesela davranışlarından hoşlanmadığını söylemişti. Ardından birkaç şey daha eklemişti. Gereksiz şeyler... Derince bir nefes alıp soğuk bakışlarını geri kazanarak yerdeki kıza döndürdü yeniden. "Ne zamandan beri sinirlisin, evine girmeme çok kızdın galiba." dedi sessize yakın bir ses tonuyla. Mırıldanmaya benziyordu ancak mırıldanma kendi kendine yapılan bir şeydi, Nicholas'ın sözleri ise gayet takılabilecek bir ses tonundaydı; evet, aradaki fark buydu. Kızın en son söylediği, kendisi hakkında ne düşündüğünü anlatan kelimelerini ise inkar etme gereği duymadı. Ama onaylamadı da. Sadece ona aynı şekilde bakmayı tercih etti. Emin olduğu şeylerden biri ise son cümlelerinde kesinlikle haklı olduğuydu. Öncelikle cadılardan kesinlikle iğreniyordu. Ayrıca böyle bir eve ziyarette bulunmayı zorda kalmadığı sürece de istemezdi ve hiç de cadı tipli olmayan, Nicholas'ın kandırıldığını düşünmesine sebep olan bir kızla tartışmaya da özellikle gecenin bir saatinde hiç niyeti yoktu. Malikanesindeki geniş, ferah odasında; kaliteli yatağında iyi bir uyku çekiyor olmayı kesinlikle tercih ederdi. Şimdi ise bunu kıza açıklamanın sırasıydı. "Bak," diye başladı sözlerine, yüz ifadesi her zamanki ciddiyetini, gözleri ise her zamanki soğukluğunu koruyordu. "Öncelikle cadılardan hiç hoşlanmam. Ve bu avcı soyundan gelme olduğumdan da değil. Onlardan nefret etmemin bir nedeni de güçlü olmaları, insanlardan ya da insan soylulardan da güçlüler ve ben de güçsüz kesimde kalacak basit bir insan ya da gösterişli silahlarla hava atıp kendini bir şey sanan aptal avcılardan olmayacağım."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Ptsi Mart 05, 2012 10:24 pm

Sorunun çocuğun evine girmesinde olup olmadığını düşündü kendi kendine. Her ne kadar yalnızlığının bozulmasından şikayetçi olsa da asıl sorunu bu değildi. Daha çok davranışlardaydı sorun. Kendi özel mülkiyeti içinde ezik muamelesi görmeyi yediremiyordu işte kendisine. Zaten istediği her yerde her şeyi yapabilecek birisinin işi gücü yokmuş gibi gelip de onu rahatsız etmesi başına gelen en talihsiz olaylardanmış gibi gelmesi doğaldı. "Kızdım, ama çok değil." Çok kızmış olsa onu evden atabilirdi, zor bir şey değildi bu. Eğlenceliydi misafir onun için. Özellikle de meyve tabağı hazırlamak ya da eve geldi diye etrafı toplamak zorunda olmadığı misafirleri evden kovma alışkanlığı yoktu. Bardaklarını kırsalar bile.

Demek avcıydı çocuk. Avcılıkla uğraşmasa da soy önemli bir şeydi, insan kanına göre yaşamaz mıydı esasında? Ondan çekinip çekinmemesi gerektiğini düşündü ama çok da önemli bir şeye benzemiyordu, maddi açıyla bakmazsa. Cadıları sevmediğine göre yeni bir arkadaş edinmediği daha da kesinleşti. Kendisini çocuğa zorla sevdirecek hali yoktu ya. Sıradan bir avcı olsaydı iletişimleri birbirlerini öldürmek ve tehditler yağdırmak üstüne olurdu ve oldukça basit bir konuydu bu. Alışkın olduğu şeyler işte, hiç mi öldürülmeye çalışılmamıştı hani. Nicholas onlardan değilse ne olabilirdi ki? Fühler olup da avcı olmayan herkesi ayırmak ister gibi bir hali yoktu. "Güç kişiden kişiye değişir. Eğer güç kullanmayı öğrenmek istiyorsan çok yanlış gelmişsin Genç Jedi, Usta Yoda birkaç ışık yılı ötede. Taksiye binersen çok yazar ama senin yerecek kadar paran olsa gerek." İğrenç espriler yaparak misafirleri korkutup kaçırma yeteneğine de sahipti aslında. En son onu bulmaya çalışan avcıyı doksan derece esprisini yaparak etkisiz hale getirmiş ve bu sayede son darbeyi koyabilmişti. Şimdilik Nicholas'ı öldürmek istemediği için kısa kesti. "Kısaca sadede gel işte. Niçin buradasın?" Yüzünde bıkkın bir ifade vardı bunu söylerken, içten içe heyecanlı olduğuysa kesindi. Eğer çok zor bir şey değilse misafirinin isteği bu işten iyi kar sağlayabilir, bu kar sayesinde de geçen gün gördüğü o çok pahalı çantayı ve ona uyumlu bir ayakkabı alabilirdi.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Çarş. Mart 07, 2012 9:27 pm

Söylediklerinin ardında bir boşluk hissetti ilk önce. Nasıl devam ettireceğini düşünüyordu. En açık ve net bir şekilde, ne istediğini nasıl anlatabilirdi ki? Kızın söylediklerini ciddiye almasını istiyordu öncelikle, dalga geçmesini değil. Ki bırakın bu ciddilikten uzak genç kızı, bir cadı bile bu isteği üzerine dalga geçebilirdi onunla. Gözleri, şöminenin yaydığı o ısıyı sanki gözle görülebilirmiş gibi izlerken düşünceli bir ifadeyle kızı dinledi. İlk başta onu onayladığını düşündü. Güç, gerçekten de kişiden kişiye değişir bir kavramdı. Belki; küçük bir çocuk için halat çekme yarışı gibi bir oyunda kazanan tarafta olmaktı sadece. Ya da bir fizikçi içinseen iyi bilimsel denklemler karşılıyordu belki de bu kelimeyi. Oysa ki Nicholas için güç işte hemen yanında oturan varlıktı, bir cadıydı. İnsanlar tek başlarına, insan olarak tam bir hiçtiler. Simyacılar, bir şey bildiklerini sanıyorlardı, ancak bildiklerini bir türlü işe yarar hale getiremiyorlardı. Avcılar ise insanların silahlandırılmış halleriydi. Bu çöplükte yarı şanslı olan bulanık ırk vardı bir de, onlar ise insanlardan birazcık daha şanslıydılar; bir iki ufak ve basit özellik bahşetmişti Tanrı onlara. Yasak olan cadılar ise son olarak yer alıyorlardı bu karmaşada. Cadıları sevmiyordu, yasaklı ve ucubeydiler. Ancak diğer ırklardan onları ayrı kılacak birkaç ayrı yetiye sahiplerdi. İşte Nicholas'ın da istediği buydu.
Dalgın dalgın şömineye bakarken, bir an kızın söylediklerine anlam veremedi. Usta Yoda mı? Jedi mı? Dediklerinden iğrenmesi gerektiğini idrak eder etmez kıza çevirdi yüzünü. Sadede gelmesini söylemişti. Özet istiyordu, en azından haklıydı. Her ne kadar laflarının ciddiye alınması için işi uzatarak ve yavaş yavaş anlatmış olsa da daha fazla döndürmeden konuşmaya karar verdi.
"Bundan sonra sakın o minik ağzını ortamı yumuşatacağını sandığın berbat espriler için açma." 'Minik ağzını' derken burnuyla kızın yüzünü işaret etmişti. "Çok itici oluyor. Her neyse. İstediğim şey becerikli bir cadının bana bir üstünlük bağışlamasıydı. Kara büyü yapabilmek gibi, iksirlere ve basit ama işe yarar şeylere bile razıyım. Senin yapabileceğini pek sanmıyorum ama..." Ayağa kalktı ve kızın oturduğu koltuğun öbür tarafına yürüdü önünden geçerek. Kahverengi kabanını koltuğun arkasından aldı ve elini kabanın cebine soktu. Sonra cüzdanına iliştiği gibi çıkarttı onu cebinden. Deri, pahalı bir cüzdandı ve yine, her zamanki gibi pahalı bir şeydi. İlk olarak içine bakıp tıpkı düşündüğü gibi, içinde nakit para bulunmadığını gördü. Birkaç aile resmini -ablası ve zorla koydurduğu aile resimlerini- ve kimlik kartını çıkarttı içinden, sonra kızın kucağına attı limitsiz kartlarla dolu kabarık cüzdanını umursamaz bir tavırla. "Yanımda fazla nakit taşımam. Ama bunlar idare edecektir. İstemeyeceğin kadar paran olmasını sağlayabilirim. Tek yapman gereken istediğimi yapman. Sonra, istersen dünyanın en güzel yerlerinde geniş, pahalı ve güzel villalara sahip olmanı sağlarım, burada kalmak zorunda kalmazsın. Son model arabalardan oluşan büyük bir koleksiyonun olabilir, hatta yeni çıkacak pahalı bir arabaya daha o model satışa sunulmadan sahip olabilirsin. Altından bir heykelini yaptırabilirim egoistsen, mücevherlere karşı bir merakın varsa dünyanın en pahalı taşlarını senin yapabilir, hatta onları önünde bir halı olarak dizdirebilirim. Bir malikanen olabilir, emrinde bir sürü hizmetçin olacaktır. Emrin altına onlarca insan sokabilirim, kölelerin dahi olabilir. Uzun zamandır kin beslediğin birini emrin altına sokabilirim, satın alıp onun ömrü boyunca peşinden koşmasını sağlayabilirim." Aklına gelen birkaç şeyi söyledikten sonra geri oturdu yerine, silkti omuzlarını öylesine. "Tabii eğer karşılığını vereceksen. Aksi takdirde zamanımı çalmanın bedelini çok ağır ödersin."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Perş. Mart 08, 2012 9:04 pm

O kadar normal bir şeydi ki Nicholas'ın söylediği Loretta için, bu kadar normal olmasına şaşırmıştı. Çocuk büyücü olmak istiyordu. Yasaklarına falanına filanına rağmen. Ve bunu ona öğretmesi karşılığında istediği her şeyi alabilirdi. Anlaşma böyle olacaktı değil mi. Gülümseyip iç çekti, içindeki acımasız insan ortaya çıkmıştı sanki. İntikamı biraz ısıtıp yemenin ne zararı olurdu ki? Hatta yeterince soğumuştur bile, sonuçta bardak kırılalı beş dakikadan fazla geçmişti değil mi?
Kucağındaki cüzdanı alıp içindeki kartlara göz attı. Bunlar da gayet ilgi çekiciydi, geri çevirmek ayıp olurdu. Hediyeler geri çevirilmez. Koltuğun kenarına koydu cüzdanı, gözlerinin parlamasına engel oluyordu ama dudaklarının kenarı gülümsediğini gayet belli ediyordu, bundan rahatsız olduğunu da söyleyemezdi. "İstediğin şeyin basitliğinin farkında değilsin." "Ah şu insanlar" dercesine elinin salladı. Böyle bir çocuğun bu kadar saf olmasını beklemezdi. "İstediğin şey gayet de basit. Şu dünya üzerinde sürüyle büyücü var ve senin dediklerin büyücülük olayına dahil oluyor. Yani doğuştan cadı olmayanlar da iksirleri büyüleri filan bir şekilde öğrenebilir, tabii bunun sonuçlarına kendilerinin katlanması gerek. Benden istediğin şeyden beni sorumlu tutamazsın." Cadı bilgilendirme servisi gibi konuşmak da güzeldi. Önemli olan insanları aydınlatmaktı ya zaten. Saflıklarına dayanamıyordu.
Araya giren sessizlikte misafirinin yüzüne yaklaştırdı yüzünü ve bu kez gözlerine baktı, ipler onun elindeydi artık. Gözlerinin ne kadar korkunç olduğunu gözardı edebilirdi. "Bu kadarcık ödeme yetmez." Neşesini gizleyemediği halde büktü dudaklarını sanki üzülerek söylüyormuş bunları gibi. "Anlarsın ya, insan herkese güvenip de bildiği her şeyi öğretemez. Bugün öğrettiklerimin yarın başıma iş açmayacağını bilmem gerek benim." Düşünüyormuş gibi kafasını bir o yana bir bu yana salladı. İstediği şey aklına daha ilk andan gelse bile karşılaşacağı tepkiyi kestiremediği için şu anların tadını çıkarmayı bilmesi gerekiyordu. "Aklıma bir şey geldi ama... Kabul eder misin ki bilmem... Başka bir şekilde sana hiçbir şey öğretemem zaten." Sustuktan sonra neredeyse her saniye bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını açıp kapamaya başladı. Meraklanmasını istiyordu kurbanının. "Herkesin kabul ettiği bir şey ama senin pek kabul edecek gibi bir tipin yok. Ah, bilemiyorum ki ya..." Sinir etme operasyonu bir kez daha başarıyla tamamlanmış olsa gerekti. Düşündüğü şeyi kabul etmezse biraz daha ısrar edecek, baktı olmuyor kredi kartlarını ve maddi diğer şeyleri kabul edip çorba da tuzsuz olsun diyecekti.
Tabii denemekten zarar gelmez.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   Cuma Mart 09, 2012 9:35 pm

Mavi gözleriyle kıza ciddiyet içinde bakarken, onun neden gülümsediğine anlam veremedi. Ve iç çekip gülümsediğine. Dediklerinin gerçekleştirilmesinin çok basit olduğunu söylemişti kız. Kaşlarından birini süphe edercesine kaldırdı Nicholas. Sonra ise bir şeyler eklemişti; daha çok şart koşar gibiydi. Ama... İstediği şey sahiden basit bir şey miydi? Bir insanın büyü yapabilmesinin, bu tür yetkileri sonradan kazanabilmesinin mümkün olabileceğini işitmişti elbet, ancak daha fazlasından bihaberdi. Elbette daha az bilmesi normal bir şeydi; ailesi bir avcı ailesiydi sonuçta, elbette çocuklarını cadılardan soğuk ve uzak tutmaya çalışacaklardı. Onlar hakkında ne kadar az bilirlerse, düşmanlıklarını sağlamak bu kadar kolay olacaktı onlara göre. Oysa ki belki de bu tür cezbedici şeyler bilinseydi, şimdi Nicholas'ın bulunduğu durum örnek olarak gösterilebilirdi herhalde.
Bu konu hakkında düşüncelerine dalmıştı ki tam, isimsiz kızın ona yakınlaşması sonucu kendine geldi ister istemez, zorunda kaldı. Kızın yüzünü kendikine gereğinden fazla yaklaştığından olsa gerek, geriye doğru çekildi Nicholas hafifçe, ve bir şeyi fark etti. Yeni bir şeyi. Kehribar gözlerini; onun o kehribar gözlerindeki karanlık pırıltıyı. Hafifçe ürperdiğini hissetti, kızın cadıya benzeyip benzememesi konusunda yaptığı ilk yorumların hatasını o zaman fark etti işte. Yakınlığından rahatsız olduğu yüz ifadesinden anlaşılıyor mu bilinmez, gözlerini ayırmadan cevap verdi kıza, sesindeki tını; her zamanki havasından farklı olarak hazırlıksız yakalandığını belirtiyordu hafiften.
"Ne... diyebilirim ki? İstediğim şeyin peşinde neler getireceğinden haberdarım. Sorumluluğu benim olacak, sen sadece istediğimi yerine getirmiş olacaksın. Eğer senin için bu kadar kolay olacaksa kabul et. Umarım gerçekten işime yararsın. Sen bana istediğimi verirsin, ben de sana. Sonra ise elimdekilerle çeker giderim tıpkı senin için de olacağı gibi, anlaşma tamamlandığında birbirimizle olan işimiz biter. Bir daha birbirimizi görmeyiz, hiç tanışmamışız gibi. Sen benden kurtulmuş olursun, ben de senden." Omuz silkti öylesine. Kızın kendisinden isteneni bu kadar çabuk yapabileceğini söylemesi onda bir umut oluşturmuştu. "O halde güven bana." dedi ilk önce, sonra ise kızın kendi haline yaptığı yorumları sabırsızca bekledi. Bir şeyler geveliyordu ağzından ve inatla bekletiyordu karşısındakini. Bunu yaparken eğlenir gibi bir hali vardı. Daha fazla dayanamadı işte Nicholas, gözleri yine her zamanki ciddiyetiyle kıza bakıyordu, bu kez o da yaklaştırdı yüzünü kıza doğru. "Kabul edecek tipte olmadığım şey ne? Ne istediğini söyle. Eğer senin bakış açını değiştirecekse... Yapabileceksem yaparım. Yapamayacağım bir şey olduğunu sanmıyorum." Kızın... Cadılığı... İçinde beliren o tehlike... Bunlar alışkın olduğu şeyler değildi. İlk kez avcıların arasında aslında ne kadar güvende yaşamış olduğunu fark etti. Cadıların neden bu kadar tehlikeli olduğunun düşünüldüğü.... Onlardaki bu karanlık hissedilebilir düzeydeydi. Ve insanı içten içe kendine çekiyordu.


Kusura bakma ya çok uzun ve ağır oldu bir zahmet okuyacaksın hepsini işte T.T
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Loretta Landers
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
Usta Cadı & Akademi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 656
Kayıt tarihi : 13/01/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Cadaloz
Hobiler : Takılmaca
Namı : Lori

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   C.tesi Mart 17, 2012 5:56 pm

Onun ne isteyeceğini bilmediğine o kadar emindi ki... Gerçekten zevk alıyordu bu durumdan. Yüzünde oluşacak şaşırma ifadesini görmek için birkaç bardak dahi feda edebilirdi. Daha güzel bir ortamda olup da iktidarının tadını gayet sonuna kadar çıkarmayı isterdi ama ortamı kendi kafasındaki hayallere göre düşünmek de yeterdi şu durumda. Mesela üstünde cidden kapkaranlık bir cübbe olsa, saçları bukle bukle omuzlarından dökülse ve ucu sivri bir cadı şapkası taksa daha etkileyici olurdu. Bir de içi kan ya da ejderha kuyruğu gibi garip maddelerle dolu bir şarap kadehini elinde tutması tam olurdu. Yüksek dağların tepesindeki etrafı ejderhalar tarafından korunan kalesinde, fokurdayan kazanının başında durmuş iksirler yaparken korkunç kahkahalar atıp da misafirini korkutabilirdi gayet de.. Yine de şu koltukta oturup pis pis sırıtmak ve sırıtışının yüzüne sığmayacak duruma gelinceye kadar büyümesine engel olmak da güzeldi.
Hemen konuya gelmek istese de biraz daha zaman kazanmak için aniden ayağa kalkıp mutfağa doğru yürüdü ve buzdolabında duran maden sularından ikisinin kapağını açtı. Misafir kontrolü altında oluğuna göre ev sahipliği yapmanın zamanı gelmiş olabilirdi. Her şeyden önce gözünü çok fazla korkutmamak gerekirdi. İçecekleriyle beraber salona yeniden döndükten sonra koltuğuna yerleşti ve şişelerden birini misafirinin eline tutuşturduktan sonra arkasına yaslanıp kendisininkini kafasına dikti.
"Eğer bu anlaşma için her şeyi göze alacaksan içerdeki eski dolapta gayet egzotik görünümlü küçük yuvarlak bir masa var, evin dekorunu bozmamak için orada saklıyorum." Bu aşamadan sonra evinin zaten pek de bozulacak bir dekorunun olmadığını duymayacağını düşünüyordu. Saygı görmesi gerekliydi, Nicholas ona muhtaçtı sonuçta. Muhtaç olmalıydı.
"İsteyeceğim şeyi vermekte zorlanacağını düşünüyorum hala... Kolay değil, egemenliğini kaybetmek isteyeceğin türden bir şey değil sonuçta."Hala gülümsemeye devam ederken düşünceli görünmeye çalışıyordu. Bir yandan da maden suyundan yudumluyordu. Şişede içmek daha zevkliydi, bardakları yıkamak ve ya onlarla uğraşmak zorunda kalmamıştı.
En sonunda yeteri kadar oyalandığını fark edip elinden kaçırmamak için artık istediğini söylemesinin vaktinin geldiğini anladı. Yüzünü yeniden Nicholas'a yaklaştırdı, tabi bu sefer oldukça yaklaştırmıştı. Ardından gözlerini onunkilere kilitledi ve onu ezikler bir şekilde baktı. Korkutabileceğini umuyordu. Sesinin mümkün olduğunca ciddi ve içten gelmesini sağladı.
"Çünkü istediğim şey sensin."

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

H E R Ş E Y G Ü Z E L D İ R



Anaru:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nicholas Carrington
İnsan
İnsan
avatar

Mesaj Sayısı : 192
Kayıt tarihi : 13/01/12
Soy Kökeni : Kraliyet
Hobiler : İnsanları küçümsemek, dik dik bakmak, burun kıvırmak...
Namı : Takma isimlerden nefret eder.

MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   C.tesi Tem. 21, 2012 6:25 pm

Sessizlik. Kızın saçlarıyla tam bir renk uyumu oluşturan gözlerine bakıyor, bir cevap bekliyordu Nicholas. Merak ediyordu. Herkesin kabul edebileceği fakat onun kabul edemeyeceği şey neydi? Gerçekten elinden gelmeyecek ya da çok zorlanacağı bir şey miydi, kabul etmek istemeyeceği bir şey miydi yoksa kız onu yapamayacağı için küçümsüyor muydu? Evet, kızın gözlerindeki o çok eğleniyorum ifadesine bakılırsa küçümseme olasılığı daha fazlaydı. Kabul edip edemeyeceği hakkında bir şey söyleyemiyordu, kızın ne tür bir şey isteyeceği hakkında pek bir fikri yoktu. Bu nedenle baştan kabul de edemezdi, belki de çok kötü bir şey isteyecekti, buraya gelme amacını hatta bütün hayatının amacını değiştirecek bir şey de olabilirdi; basit, normal insanların vermek istemeyeceği ve bu yüzden yapamayacağının düşünüldüğü bir şey de. Fakat kız tam aksini söylemişti. Yine de hiçbir fikri yoktu, yapamayacağı ne olabilirdi ki? En kötü ihtimali düşünürsek kendi canını feda etmek gibi bir şey mi isterdi, ne de olsa hiç kimse böyle bir amaçla gelip bu çeşit bir şeyi kabul etmezdi.
Dakikalar, saniyeler geçtikçe Nicholas'ın sabrı da yavaş yavaş tükeniyordu, vakit geçtikçe canı sıkılıyor, zamanın her bir soluğunda bir adım daha yaklaşıyordu pes etme çizgisine, fakat hayır, aradaki mesafe bu şekilde tamamlanamayacak kadar uzundu. Avcı soylu bir insan olarak içinde bulunduğu durum zaten fazlasıyla yanlıştı onun için. Belki de büyüyü eline alabilmek hiç de tahmin ettiği gibi olmayacaktı, kim bilir, yanılıyor olabilirdi. Her zaman soğukkanlı ve temkinli bir insan olmuştu, fakat şu anda vereceği kararın hayatını ne ölçüde değiştireceği konusunda pek bir fikri yoktu. Bu yüzden her zamankinden daha dikkatli olmalıydı, verdiği kararlardan vazgeçmek gibi bir şansı olmamakla beraber, eğer pişman olursa, işte o an onun için geri dönülmez bir nokta olacaktı.
Bir gün için yeterince fazla hayal kırıklığı yaşamamış mıydı zaten? Mesela bir cadıyı bulmak için bu kadar fazla araştırma yapmak zorunda kalması, kokuşmuş yerlere girmek zorunda kalıp dengesini bile zor sağlayan basit insanlarla iletişim kurması, onların kokan nefesleriyle muhatap olmaya mecbur kalması ve onların sözlerine inanmaktan başka çaresinin olmaması, kendine övülen cadının evinin bir harabe ve bahsi geçen o cadının ise kendi yaşlarında tişört eşofman giyen sıradan ve son derece sinir bozucu bir genç kız çıkması gibi. Ve daha fazlası... Çok daha fazlası.
İçine düştüğü durum kesinlikle nefret edilesiydi. Bir cevap beklemesine rağmen kız ısrarla konuşmuyordu, bekletmekten keyif aldığı açıkça belli oluyordu. Nicholas sessizce beklerken sabrının son damlalarını da harcamasına rağmen kız bu durumu fırsat bilmiş ve her şeyi kendi lehine dönüştürmüştü. Vaatler sunan Nicholas'tı, istediklerini sıralayan ise Bayan Bal Kabağı. Kız istediği her şeyi Nicholas sayesinde daha işin başındayken alabilecekti (hatta Nicholas şimdiden ufak bir nakit ödeme yapmıştı bile), Nicholas ise ona güvenmek zorundaydı... ki kesin olmayan, emin olamayacağı bu tür bir şey için bu tür bir kıza güvenmek zorunda kalmaktan hiç hoşlanmamıştı.
Portakal kız hafifçe hareket ettiğinde Nicholas'ın ondan cevap bekleyen gözleri bu kez ne yaptığına odaklandı. Kızın ayağa kalkmasını dikkatle izliyordu çelik mavisi gözleri. Bakışları temkinliydi artık, tıpkı her hareketinin olması gerektiği gibi. Kız ayağa kalktığına göre, istediği şeyin ne olduğunu söylemek yerine gösterecek olabilirdi. Ufak bir boşluktan yararlanarak hafifçe esnedi Nicholas, saatine tekrar baktı ve sıkılmış bakışlarını kıza dikmeye devam etti. Az önceki tahmininin aksine kız gayet basit ve kesinlikle kendisinden beklenecek bir harekette bulunup mutfağa girmişti, ve iki şişe içecek kapmıştı. İki? Pekala, iki şişe olmasını ondan beklemezdi.
Soğuk bakışları kızı oturduğundan emin olana kadar takip etti. Kız gayet rahat ve keyifliydi, şişelerden birini Nicholas'a verdikten sonra yine arkasına yaslanmıştı ve içeceği şişeyi doğrudan içmek için kullanarak başına dikmişti. Yine konuşmaya başlamak için şişeyi dudaklarından uzaklaştırdığı zaman Nicholas'ın dikkati bu kez hareketlerinden veya mimiklerinden ziyade, alnına düşen turuncu saç tutamına odaklandı. Saçının rengi her ne kadar Nicholas onu bir alay konusu olarak kullansa da oldukça güzeldi ve bir cadıya ait olmak için fazla bakımlı görünüyordu. Kız masa hakkında bir şeyler zırvalarken dikkatini çekmeyen her şeye yaptığını yaptı ve başını dediklerini umursamıyormuş gibi başka bir tarafa çevirdi. Ev ve masa hakkında bir şey söylemek istemiyordu. Eğer evin dekorasyonu hakkındaki düşüncelerini açıkça dile dökecek olursa -ki kesinlikle açıksözlü olacaktı- onun bu konuya takılacağından işin uzayacağından adı gibi emindi. Kız eleştirilerden hoşlanmıyordu, ya da sadece iyi olanları kabul ediyordu. Güçlü olduğunu savunuyordu ve dediklerine bakılırsa yaptıklarının karşılığını fazlasıyla almak isteyen biriydi. Nicholas hafifçe omuz silkti ve elinde bekleyen... maden suyundan ufak bir yudum aldı. Soğuk ve acı su boğazından geçtikten sonra, içeceği içerken istemsiz olarak yummuş olduğu gözlerini yeniden, yavaşça açtı ve parmakları elleri arasındaki maden suyunun soğukluğuna alışırken gözlerini cam şişeden ayırmamayı uygun gördü.
"Daha önce de söyledim. Yapabileceğim bir şeyin beni zorlayacağını hiç sanmıyorum. Hem... Bunun egemenliğimle ne alakası var ki?" Dediklerine pek bir anlam veremedi, muhtemelen kız yine şu sinir bozucu esprilerinden yapıyordu. Acı suyu bir kez daha dudaklarına yaklaştırıp yudumlamaya devam etti, sakin ve öylesine içiyordu maden suyunu. Üstelik böyle bir şeyle oyalandıkça üzerindeki sabırsızlığı o kadar da hissetmiyordu. Onun gülümsemesini üzerinde hissedebiliyordu, hala bekletmekte ısrar ediyordu, muhtemelen Nicholas'ın sabrının taşması için yapıyordu bunu. Sinir bozucu. Ve başarılı. Sabrının son zerresini de tükettikten sonra beklemekten vazgeçti ve sıkıntıdan bir iç çekti. "Eğer söylemeye tenezzül edersen-"
Turuncu saçlı cadı. Yüzü. Kesinlikle çok yakındı. Onun sessizce bu kadar yakınlaştığını fark edememişti, pes edip konuşmaya başlayınca ona dönene kadar. Açık karamel rengi gözleri Nicholas'ın gözlerindeydi ve adeta gözlerini kullanarak içeri girip ruhuna işliyorlardı. Ve dudaklarını araladığı an... Nefesi kesildi.
Çünkü istediğim şey sensin.
Kız lafını kesmişti, gerek hareketiyle, gerek konuşmasıyla. Ancak sorun bu değildi, sorun kızın ne istediğini söylemiş olmasıydı. Sorun istediği şeydeydi... Her ne kadar soğukkanlı olmaya özen gösterse de gözlerinin şaşkınlıkla açılmasına engel olamadı. Bunun dışında bir tepki vermemiş olmasına karşın gözleri durumunu açıkça eleveriyordu; şaşkın ve afallamış. Pekala, ani hareketlerden hoşlanmıyordu, sakinleşmesi gerekiyordu. Fakat nefes almakta bile zorlanırken bırak konuşmayı, düşünmek dahi imkansızdı onun için. Yutkundu ve elinden geldiğince geri çekilmeye özen gösterdi. Elindeki şişeyi sıkıca tutuyordu düşürmemek için. Kesilen nefesini düzenlemeye özen gösterdikten sonra, sıra dediklerini idrak etmeye gelmişti. Kız kendisini istiyordu. Nicholas'ı...
Tekrar yutkunup derin bir nefes aldı, kızın kendine ne yaptığı hakkında hiçbir fikri olmamasına rağmen yaptığı şeyin üzerinde yarattığı etkiden kurtulduğundan emin olunca eski soğukluğuna kavuşmaya çaba sarf ederek konuşma yetisini kullanmayı başardı.
"...Ne?" Cümlesi bir soru cümlesiydi, fısıltıyla söylenmiş tek bir kelimeden ibaretti. Kızın 'İstediğim sensin' diyerek ne demek istediğini, sorusunun cevabını kendi de anlamaya çalıştı bir süre. Cümleye mantıklı bir açıklama olabilecek düşüncelerin hepsinin üzeri okunamayacak şekilde, mantıksız imzasıyla karalanmıştı. Anlamıyordu. "Beni..." Mantıklı bir düşünce kurmaya çalışıyordu, bir yandan kelimelerini tamamlamaya çabalarken. "...ne yapacaksın?"
Elindeki şişeyi sandalyenin önündeki... Garip sehpamsı şeyin üzerine bıraktı, düşürüp düşürmeyeceği konusunda emin değildi çünkü. Her ne kadar daha fazla gözlerine bakmak istemese de mavi gözlerini kendini zorlayarak buluşturdu kızınkilerle, az tepki vermek için elinden geldiğince uğraşmasına karşın şaşkınlığına engel olamıyordu.
"Sana istediğin her şeyi verebileceğimi söyledim, kendimden bahsetmemiştim ama... Bu mantıksız. Elimi uzatıp alabileceğim her şeye zaten sahip olacaksın, neden beni istiyorsun ki? Aptalca değil mi? Bu sana ne sağlacak?" Kızın dalga geçtiğini umuyordu. Daha ne tür bir şey istediğinden kesin olarak emin değildi fakat kendisinden bahsedilmesi bile gerilmesine neden olmuştu. İstemeyeceği kadar çok miktarda paraya boğulup şu sinir bozucu kontratı tamamlasa ve hayatından bir daha geri gelmeyecek şekilde defolup gitse ne kaybedecekti ki?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Landers'ın Yazlık Malikanesi   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Landers'ın Yazlık Malikanesi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Kanayan Ay  :: Diğer Ülkeler :: İngiltere :: Grenden Köyü-
Buraya geçin: