Kanayan Ay

*Buraya random gothic cadılı söz geliyor*
 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Salı Şub. 21, 2012 4:05 pm

Ayrıntılar düzenlenecek.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 


En son Clay Blackwell tarafından Perş. Şub. 23, 2012 5:44 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Salı Şub. 21, 2012 4:51 pm

Çilekli Pasta
Eylül, 2010
Okulun açılmasından bir-iki gün sonra.
Clay Blackwell & Alois Ameryliss


Bir eli tatlı paketini, diğeri son özel eşyalarını içinde barındıran postacı model çantası sebebiyle hafifçe yana yamulmuş bir şekilde anahtarını tutuyordu. Anahtarı Daft Punk'ın şarkılarından birini mırıldanarak deliiğine sokmaya çalıştı. Üçüncü denemesinde anca yerine oturan anahtarla nihayet yeni evine tamamlanmış bir şekilde adım da atabilecekti.
Yeni odasında kalacağı ilk gecesi bu gece olacaktı muhtemelen. Okulun açılıp ilk günü kiminle ve nerede kalacağını öğrenmesinden sonra kaldığı pansiyondan eşyalarını kolilerle toplatıp odasına taşınmaya başlamıştı. Boynundaki tıka basa dolu çantada bu postaların sonuncusuydu. Hiçbir eşyası burada oturmuş halde olmadığı için ne daha önce oda arkadaşıyla karşılaşmış ne de gelip burada yerleşerek kalma fırsatı bulabilmişti.

Oda arkadaşı... Sahi, nasıl biriydi acaba? Gürültücü, kavgacı biri olmadığı sürece o orada değilmiş gibi yaşayabilirdi odasında. Hoş, işin diğer tarafında onunla anlaşmak da vardı tabii fakat- Hadi ama, zeka seviyesi düşük biriyle nasıl arkadaş olabilirdi ki Clay? Sanki alakası olan konularla muhabbet kurabilecekler, birlikte oyun oynayabileceklerdi? Cık, oda arkadaşının dahi olması kadar şanslı olduğunu düşünmüyordu.
Gerçi... Onu törende görmüştü. iki gün önce. Yani gördüğünü sanıyordu ki, ona seslenen insanların "Hey Ameryliss" veya "Alois" diye seslenmeleri bu sanısını destekliyordu hani. Güzel bir yüzü vardı. Hatta hafif tanıdık da geliyordu o güzel yüzü. Muhtemelen okula geldiği zaman öğrenci listelerinin birinde fotoğrafını görmüş olmalıydı.

Ayağıyla açtığı kapıyı itleyip içeri girdi. İçeri girince kapıyı kapatma taktiği yine ayağı olmuştu. Çantasını fırlattı yatağının üzerine pasta paketine bir şey olmamasına dikkat ederek. Paketini de çoktan kendi yığılmış eşyalar nedeniyle üstü epeyi dolmuş masasının kenarına koyarak, güzeller güzeli pastası için üstündeki tüm yüklerden daha hızlı kurtulmaya başladı. Paltosunu çıkartıp bir kolinin üzerine alalede düşmesini izlemedi gözleri tatlı paketine odaklanınca. gömleğinin ilk iki düğmesini açması ve atkısını da çıkartıp arkasına, nereye düşeceğini düşünmeden fırlatmasından sonra pastasını rahat rahat yemesi için hiçbir engel kalmamıştı.

Pastaları, kremaları ve diğer tatlı şeyleri pokemon gold'unu sevişi kadar severdi. Hatta şöyle bir iş öncesi anında tüm pokemon koleksiyonundan daha değerli bile sayılırlardı. Bu nedenle yeni hayatına vereceği ilk çeki düzene iyi başlamak için hevesle saldalyesine oturuverdi. Suratında huzurlu bir gülümseme vardı; şu Gereksiz bilgi zırvalarını açıkladıktan sonra oluşmuş gülümsemelerden. Poşetinden pastasını çıkarttıi yavaşça açtı paketi. Karşısında beyaz kreması ve çilekleriyle öylece duruyordu işte. Kendi cennet parçası...

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alois Ameryliss
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Aslında soyum Prusya kraliyet ailesine dayanıyo lan! Yeminle!
Hobiler : Müthiş olmak
Namı : ALOIS THE AWESOME

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Çarş. Şub. 22, 2012 6:56 pm

    Ameryliss’lerin görevlendirdiği adam elinde gereğinden fazla sayıda bavulla Alois’in hızına yetişmeye çalışırken Alois arkasına anlamsız bir bakış attı.
    Bu adam… adı-her-neyse, sinir bozucuydu. İnsan bu kadar da acemi olmazdı, taşıyacağı beş on bavuldu sonuçta. ‘‘Kemanıma dikkat ediyorsun değil mi? Tanrım, niye daha fazla sayıda adam göndermediler ki?’’ Taşıdıklarından suratını görmediği –ve umursamadığı- adı-her-neyse’nin yalpalamasını izlerken bir an yürümeyi kesip sabırsızca ayağını yere vurdu. ‘‘Aileme eşyalarımın bir kaç defada gelmesini kabullenmeyeceğimi söylemiştim. Ve hepsini taşıyabilecek bir seni mi gönderdiler? Zaten hep de en beceriksizleri işe alırlar. Cimriler.’’ Konuşurken yerinde kalmasına rağmen, insan gibi adı-her-neyse’nin kendisine yetişmesini beklemek yerine sözü bittiği gibi aynı hızla yoluna devam etti. Profesyonel edasıyla parmak uçlarını birbirine dayayıp ritim tutarak –evet, elleri bomboştu, o bir şey taşımaya mı uğraşsaydı yani?- koridoru inceledi. Odasının olduğu koridor.

    Kapının önüne geldiğinde ellerini cebine sokup adı-her-neyse’ye baktı. ‘‘Ee, anahtar sende değil mi?’’ dedi bir kaşını kaldırıp. Adam ceplerine ulaşmaya debelenirken tavana baktı, ofladı, saatine baktı ve bu döngüyü birkaç kere tekrar etti.

    Sonunda adam anahtarı bulmayı becerdiğinde önce kendisi içeriye girip birkaç adım attı, ki bu sırada adı-her-neyse hızla arkasından girmiş ve bavullarını yatağa koymuş, jet hızıyla eşyalarını yerleştiriyordu. Düşünceli düşünceli yanağını kaşıyıp odaya baktı. Evdeki odasıyla karşılaştırılamazdı bile ama… Heyhat. Ve sonra, müthiş dikkati sayesinde ancak ikinci bakışında masanın oradaki şeyi gördü… Yiyeceği! Neşeli bir bağırış eşliğinde masaya yönelip ufak pastayı tuttuğunda da.. Sandalyedekini fark etti. Bir an boş boş baktıktan sonra, kafasına bir şeyler dank etti tabii… Oda arkadaşı. Yine de o sırada önceki sabırsız halinden mutluluğa bipolar bir geçiş yaptığından bu çocuğu ezmeyecekti,
    en azından açık açık. ‘‘Ah-ha, sen oda arkadaşım olmalısın!’’ Kocaman bir sırıtma eşliğinde bir eliyle pastayı alıp kaldırırken diğer elini çocuğun saçlarına daldırıp sinir bozucu bir şekilde dağıttı. Aynı yaşta olabilirlerdi ama çocuk tıfıl bir şeydi ve Alois adını öğrenene kadar da adı çocuk kalacaktı. İki eli de dolu olduğundan pasta kremasını dilinin ucuyla tattıktan sonra –ve tanrım, güzel miydi ne?- tekrar fazla hızlı konuşmasına devam etti;‘’Ben de Alois Ameryliss bilmemkaçıncı oluyorum, yani ailede muhtemelen başka Aloisler olmuştur ama saymadım, aile ağacımız benim sayma sınırlarımı aşacak kadar geriye gidiyor. Ve ah ne düşüncelisin sen böyle, beni karşılamak için pasta getirmek falan. Tabii ki bunu hak ettiğimi biliyorum ama düşünemeyenler de var, inanabiliyor musun?’’ Aklına geleni söylediği klasik konuşma şeklinden sonra beyni bir an hata verince masadaki çatalı kapıp pastadan –dilimlemeye uğraşmadan- fazla büyük bir lokma aldı. Gozleri kapalı mutluluk dolu bir ses çıkarıp yatağına gerileyip oturdu. Kıyafetlerini dolaba yerleştirmek dahil bütün işlerini bitirmiş, kenarda dikilen adı-her-neyse’yi elinin bir işaretiyle kovup gereğinden büyük lokmayı sonunda yuttu- ve yuttuğu anda ağzına bir çatal pasta daha tıktı. Odadaki diğer kişiyi unutmuştu bile. Şimdi sevgili pastasıyla biraz yalnız ve romantik zamana ihtiyacı vardı.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


freddies gonna fred:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Perş. Şub. 23, 2012 4:44 pm


Aslında kapının açılışını duyduğu anda elindeki çatalı bırakıp arkasına dönerek içeri giren insana en azından gözleriyle bir selam vermeyi planlamıştı fakat... Elinden kapılmış bir pastaya baka kalmışken insanın aklında plana dair pek bir şey kalmıyordu. Kaşları çatıktı fakat durumu çözdüğünden veya gayet bilinçli olduğundan değil; olayı idrak etmeye çalışan şaşkın gözlerle karşındaki çocuğa bakarken dehşetin verdiği ağırlıkla düşmüştü o kaşları öyle. Sonuçta sık sık oda arkadaşı tarafından zihinsel tacize uğramıyordu...
Yakınlıktan hoşlanan biri değildi Clay. Hatta mümkün olduğunca kalabalıktan uzak durarak müzik dinlemeyi seçerdi. Sırf fazla insan arasında kalmamak için ailesinden kalma parayı yatırıp iki kişilik yatakhane odası tutmuştu ya. Mesela oda arkadaşı da derslerine bağlı kendi halinde takılan mülayim biri olsa hayat çok iyi bir yer olabilirdi.
Ama değildi.

Lacivert saçları arasına daldırılmış el ile omuzlarının arasına siniverdi kafası. Gözlerini yummuştu bu ani hareketle. Pekala kendisine sert bir hareket yapmayacağı ortadaydı fakat refleksleri buna pek de inanmıyor gibiydiler. El yeniden saçlarının arasından çekilince gözleri yeniden açıldı. Bu ani saça daldırılmış elle yanakları o fark edemeden kızarmışlardı bile. Evet, törende gördüğü Alois bu Aloisti. Ve hayır, kesinlikle uzaktan göründüğü gibi değildi. Daha güzel bir yüzü vardı ve... İçini ona yumruklama hissiyle dolduruyordu. Bu sefer gözleri önceki kadar hayalet görmüş ifadesine sahip değildi. Bir şey demek için aralanmış, hala derin bir şaşkınlık yutmuş dudakları titriyor ama ne dese anlamsız kalacağı için titremekle kalıyorlardı öylece. Gözleri pastaya odaklanmıştı. Çocuk ne tarafa çevirdi başını o da pastayla birlikte gözlerini oraya geçiriyor, pastayla birlikte gözleri hareket edip adeta pastayla birlikte çocuğun ağzına giriyorlardı. Pastası... Güzeller güzeli çilekli pastası... Olduğu sandalyeden hızla kalkıp sosyopat bir ifadeyle işaret parmağını Alois'e doğru kaldırdı.
"Pardon pardon pard-" diye ince vaaz sesiyle girmişti ki bir anda kendisini tanıtmadığını fark etti. "İzninle kendimi tanıtayım Alois Ameryliss. Ben Clay Blackwell. I.Q'm 170 ve bir dahiyim." diye sonu mega sosyopat bir gülümsemeyle tanıtmasının ardından bir süre vaaz da vermedi karşısındaki oda arkadaşının ne kadar zeki biriyle aynı odada kalacağını anlaması için biraz zaman verme amacıyla. Gülümsemesini biraz daha zorlayıp gözlerini kırptı. Ardından pastasından kalanı görünce bir anda yüzü donuverdi. Birkaç saniyede yanakları kızarıverdi sinirle.
"Pardon pardon pardon pardon. Ama o pasta... Benim." dedi çenesini hafifçe havaya kaldırarak. Göğsü horozlar gibi kabarmış bir hukukçu edasıyla ileri bir adım attı. "Galiba burada pastayı bana geri vermek gerekiyor. Hı?" dedi ince bol imalı bir ses tonuyla. Dudaklarını büzmüş, gözleri kısılmıştı o iddialı(!) Clay mimikleriyle.

Tam sinirbozucu hı-hı'lamalarına bir yenisini ekleyecekken göz ucuyla görüverdi odadan çıkan adamı ve... Alois'in eşyalarını yerleştirdiği yeri. Odalarında iki tane yan yana dolap vardı duvara bitişik ve ikisi de Alois'in yatacağı yatağın olduğu taraftıydı fakat... Niye Alois'in eşyaları iki dolaba birden yerleştirilmişti?
"Hey!" diye elini hafifçe Alois'in göğüskafesine dokundurarak itledi onu. Dolaba doğru atılırken ağzı açılmış, kaşları yine üstüme iyilik sağlık dercesine çatılmıştı. "Odaya girdiğim andaki gözlemlerim ve yatakhane yönetmeliklerini okumama dayanarak söylüyorum ki sanırsam üzerinde senin kişisel eşyalarını barındıran dolap bana ait." dedi ellerini göğsünde bağlayarak. Sırtı yine dikleşti avukat triplerini bir gram kaybetmeden. Kaşlarıyla söylediklerine işaret yapar gibi bir kaşını kaldırdı Alois'e doğru bir adım atarken. "Bu da demek oluyor ki üzerinde senin değil benim eşyalarımı barındırmalı." Biraz daha kaş oynatması ve bir adım daha... "Çünkü benim dolabım..." Kafasını "anlarsın ya" diyerek arbanın arkasına konulan köpek oyuncakları gibi sallamasının ardından biraz daha kabardı.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alois Ameryliss
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Aslında soyum Prusya kraliyet ailesine dayanıyo lan! Yeminle!
Hobiler : Müthiş olmak
Namı : ALOIS THE AWESOME

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Paz Şub. 26, 2012 9:17 am

    Çocuk bir şeyler söylüyordu söylemesine, ama Alois pasta orgazmı yaşarken pek de dediklerine dikkat edemiyordu. Pastaya tapmasına rağmen tadını çıkarmak gibi bir kavrama yabancı olduğundan birkaç dakika bile olmadan hunharca temizlediği pasta tabağını komodine koyuvermişti. Ah tamam, hayatının güzel anlarından biri daha sona erdiğine göre sonunda çocuğun söylediklerini idrak etmeye tenezzül edebilirdi. Ad, IQ (o ne?) ve pastayla ilgili bir şeyler. ‘‘Memnun oldum Clay.’’ dedi az önce hayvanca pasta yiyen o değilmiş gibi sosyetik tavrıyla. ‘‘Ah, bir dahi daha! Çok heyecan verici, muhtemelen akıl hastalıkları yaşama ihtimalin normal insanlardan fazladır!’’ Bunu ne-şanslı-bir-şeysin-sen gibisinden söyledikten sonra bilmiş bilmiş parmağını kaldırdı. ‘‘Bu ve iyi derslerden başka neyine yarayacak ki zeka, ki notlar rüşvetle de alınabilen şeyler, bilgilerine. Hem Clay, ben geldiğim gibi müthiş bir aktör ve kemancı olduğumu söylüyor muyum? Hayır.’’ Öğüt veren modunu bir yana bırakıp ayıplarcasına gözlerini kıstı. ‘‘Biraz alçak gönüllü olmayı öğrenmelisin.’’

    Aslında Alois Clay konuşurken onu o kadar da boşlamamıştı. Yani pastayı vermesini söylediğini anlamıştı. Fakat buradaki önemli soru dinleyip dinlememesi değildi… Dinlemişti dinlemesine, ama umrunda değildi, ne yaparsın. ‘‘Bak Clayciğim.’’ Ayağa kalkıp elini Clay’in omzuna koydu ve klasik hayati-öğüt-veren-insan tribine girerek başını eğdi. ‘‘Bazen dünyanın daha iyi bir yer olması için bazı şeylerden vazgeçmemiz gerekir. For the greater good. Anlıyor musun? Her istediğine sahip olamazsın evlat. Kaybın için üzgünüm ama, pastanın tanrılara feda edilmesi gerekiyordu.’’ dedi tüm ciddiyetiyle.

    Nasıl bir ifade takınacağını düşünmeye üşendiği zamanlarda yaptığı gibi kibarca gülümsedikten sonra kendini yatağa savurdu. Tavanı izlerken bir yandan da gene, gene konuşmaya başlayan çocuğu dinliyordu. Pantolonunun cebinden sigara paketini ve çakmağını çıkarıp bir sigara yaktı ve ilk nefesinde rahat rahat gözlerini kapadı. Nikotin nelere kadirdi. ‘‘Sana hiç sinir bozucu olduğunu söyleyen oldu mu?’’ dedi soru Clay’e yönelik olmasına rağmen kendi kendisine konuşur gibi. Lafını bölmüş de olabilirdi… Hay Allah. Yine sorun neydi acaba, bir dinleseydi bari. Gözlerini tavandan ayırıp elinde sigarayla hafifçe doğruldu.‘‘İçimden bir ses senin düzeni sevdiğini söylüyor. İstersen kendi dolabındaki kıyafetlerimi çıkarıp yere at ama onları toplamaya tenezzül etmem ve senin de görüntüden hoşnut kalmayacağını tahmin ediyorum.’’ İlk kez sinir bozucu gülümsemesi falan yoktu yüzünde, şu sahte-ama-gerçekçi ciddiyet ifadesini bile takınmamıştı, sadece çocuğun her bir haltı sorun etmesin yüzünden biraz bıkkındı. ‘‘Bu yüzden kapa çeneni ve dolaplarımı rahat bırak. Ya da yapabilirsen benim eşyalarımı tek dolaba yerleştir, umrumda değil.’’ tekrar kibarca gülümseyip kafasını yastığa geri koydu. Merhaba, Alois yol yorgunuydu ve dinlenmeye ihtiyacı vardı.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


freddies gonna fred:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Paz Şub. 26, 2012 11:44 am

Ve pasta... bitmişti.
Pastanın tabağını tamamen boş bir şekilde masa üstüne koyunca oda arkadaşı, dudakları tanımlayamayacağı kadar yoğun bir matem ile açılıverdi. Bitmişti. Tek bir çatal dahi alamadan pastası az önce tanıştığı biri tarafından yenmişti.
"Sen... Neden?!" diye kısık, titreyen bir sesle gevelemeye başladı acı dolu laflarını. Yüzü hayal kırıklığı dolu şaşkınlıklığıyla düşmüş, elini sanki pastanın bitişine engel olabilirmiş gibi ileri uzatmıştı. En azından ucundan biraz yeseydi? Ucundan? Ufacık bir ısırık? Yüzünü o mazlum masumiyetiyle bezemiş kalbin-parçalanma ifadesi henüz ortadan kaybolmamışken, kendine tanıtışıyla ilgili yaptığı yorumla yanakları tonlandı bir anda. Donduğunu hissediyordu. Dehşetten değildi bu kanını donduran his. Kim, ne cüretle ona hasta muamelesi yapardı?! Dudaklarını sıkmaya başladı aynı kanı donmuş ifadeyle. Burnundan sinirli sinirli soğuyordu. Eğer boğazını sıkan bir kravat takmadığına emin olsaydı muhtemelen eli yakasına gidecek ve içine sıkan o kravatı gevşetmeye çalışacaktı.

Gerginlikle kasılmıştı hala Alois'e diyecek şey ararken. "Deli değilim ben. Okul müdürü test yaptırdı..." dedi elinde olmadan kısık bir sesle. Kaşları titriyordu o ne diyeceğini bilememe kilidiyle. Parmakları gergin ve çekingen bir tavırla tişörtünün kenarıyla oynuyordu dik sırtına rağmen etrafa kaçırdığı gözleriyle.
Gergin parmak oyunlarına devam edecekti ki sonunda diyecek şey bulunca hevesli hevesli, heyecanlı bir şekilde öne atıldı parmağını kaldırdığı gibi. "Yaa. Hıı. Demek öyle." Bir kaşı kalmış parmağını havadan indirip kollarını göğüs kafesi altında bir çıkarım yaparcasına bağlamıştı. "Farkına varacak bir zekaya sahip olsaydın, Alois Ameryliss-..." Birkaç saniye yutkundu cümlenin devamını getiremeyip. Ayakları üzerinde oynarken sağa sola yavaş yavaş gözü duvara odaklanıp sesi kısıldı. "...farkına varırdın."

Alois cebinden sigara paketini çıkartınca gözlerini fal taşı gibi açarak ileri atıldı bir kez daha. "Dur orada Alois Ameryliss." dedi kanun kaçağını durdurur edasıyla. "Kapalı alanlarda sigara içmek yasaktır." Eğer kaşlarıyla noktayı koymak diye bir eylem olsaydı, Clay bu eylemin akımının en büyük öncüsü olabilirdi.
Sinirbozuculuk kısmını kulakları görmezden gelmişti zira kuşların ötüşü veya yoldan geçen arabanın sesi kadar sıradan, allahın her günü duyduğu bir kelime olduğu için artık beyninin çerezler kısmına atılmıştı. Biri sinirbozucu dediği zaman Clay onu bulanıklaşmış, klişe bir selamlama gibi duyardı onu.
Sigara uyarısından sonra Alois'in duracağını ummuştu. Umduğunun gerçekleşmediğini izlerken sigara dırdırına devam edebilirdi fakat Alois'in değindiği konu çok daha önemli bir konuydu.
Kabul edemeyeceği bir şekilde haklıydı. Yine de bu, Clay'in Clay olduğu gerçeğini değiştirmiyordu.
"Aha! Yanlış adama çattın Alois Ameryliss!" Kaşlarını çattı bara giren kovboy misali hafifçe öne eğilerek. Bacakları arasındaki mesafe açılmıştı; daha iyi nasıl meydan okuma görüntüsüne börünebilirdi ki zaten? Eliyle kendi dolabına asılmış bir askıyı alıp vurdumduymazca, acımasızca ve karındeşen jackin vahşiliği misali yere savurdu. Şimdi Alois'in şoklar içinde kalacağına emindi.

Aradan birkaç saniye geçti. Gözü seğirmeye başlamıştı. Bir dakika geçti. Kaşları söyleriyle senkronize bir şekilde seğiriyordu. Nihayet omuzları düştü, o vahşi karındeşen Clay profilinden çıkıp usul usul, kedi gibi eğildi askıya. askıdaki tişörtü alıp kendi tişörtlerine gösterdiği özenle katlamaya başladı.
Kabul edemeyeceği bir şekilde haklıydı.
Tişörtü kaplaması sorun değildi. Sigara meselesi de ölümüne germek harici bir etki etmezdi; her türlü çemkirmeye devam edecekti nasıl olsa. Ama son söylediği cümle karın boşluğuna atılmış bir yumruk gibi geldi. "Aman allahım yakışıklı oda arkadaşım beni tersledi" gibi olmasa da... Bir şekilde böyle kenara fırlatılmış bir konu olmak sinirini bozmuştu. Tişörtü katlamasının ardından dik bir sırt, kasılmış bir suratla gidip Alois'in dolabının alt tarafına koydu.
"Bu sadece bir istisnaydı. Geri kalanını sen toparlayacaksın. Benim dolabımdan. Senin dolabına." Meydan okuyan kaşlarıyla gösteri yapabilirdi Alois'e ama o anda görüş alanına sigaranın dumanları girdi yeniden. Bu sefer önceki atlayışlarından daha atik bir şekilde öne attı kendini. Dizini Alois'in yatağının kenarına koyup parmakları arasından kapıverdi sigarayı. Ciğerlerine farkında olmadan sonuna kadar çektiği sigara dumanıyla ufak bir öksürük nöbeti geçirmesinin ardından göğsünü kabartarak çemkirmeye başladı. "2007'nin üzerinden o kadar vakit geçmesine rağmen hala kanunları bilmediğin için Büyük Britanyanın onur duyulası vatandaşı olmandan utanmalısın. 50 sterlin rica edebilir miyim? Seni müdüre şikayet etmemi istemezsin sanıyorum." Gözlerini iyice açıp dudaklarını sıktı Alois'e tepeden bakarken.


out:
Clay'in Aloisle yaşadığı sürece değişmez ifadesi:
 

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alois Ameryliss
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Aslında soyum Prusya kraliyet ailesine dayanıyo lan! Yeminle!
Hobiler : Müthiş olmak
Namı : ALOIS THE AWESOME

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Paz Şub. 26, 2012 6:13 pm

    Alois zaten hiç çocuğa fazla sinirlenmemişti, malum Alois Ameryliss gibi fazlasıyla umursamaz birin kendinizden nefret ettirmeniz zordur. Ama odaya girdiği anda çocuğun tıfıl olması dışında şimdi yeni bir şey fark ediyordu… Clay düpedüz sevimliydi. Her zaman değil, ah kesinlikle her zaman değil, ama şu sosyal-olmayı-beceremiyorum hareketleri fazlasıyla tatlıydı. Onun hareketlerini izlerken az önceki bıkkınlığının da gittiğini hissediyordu. Hala ilk görüşte olmasa da sonradan oda arkadaşının gayet sevimli ve asılabilinecek biri olduğunu fark etmenin şokundayken Clay’i sırıtarak izlemeye başlamıştı. Yani, vay canına, eğer bir karşılaştırma yapmak gerekirse Clay sinir bozucu olduğu kadar sevimli de olabiliyordu demek, ki bu da baya bir sevimlilik ediyordu. Alois’in sadist tarafını memnun ediyordu onu kahrolurken, gerginken, çekingenken izlemek. Şimdi bir de Clay’i kölesi kıvamına getirirse mükemmel olacaktı. Çocuk huysuz olabilirdi ama, çok da aşırı dayanıklı birine benzemiyordu hm? ‘‘Çünkü ben tanrıyım. Tanrının canı pastandan isterse pastanı kurban etmek zorundasın, Clay.’’ dedi sırıtması daha büyüyerek. Clay bilim insanı olduğu için onun müthiş metaforunu anlamamış olabilirdi, ne olur ne olmaz diye açıklamıştı. Çünkü Alois düşünceli ve müthiş empati kuran bir insandı.

    Ve şimdi sıra daha da piçlik yapmadaydı… Clay’in savunmalarını bir bir yıkarsa belki pes ederdi, Alois’e hizmet etmeye başlardı falan… Ah evet evet, güzel şeylerdi bunlar. ‘‘Müdür tabii ki sana gerçeği söylemeyecek Clay, onlar gerçekten senin sağlığınla mı ilgileniyor sanıyorsun? Yoo, şu yöneticiler, sadece ve sadece okulun başarısıyla ilgililer. Eh sen de bu inekliğinle bilmem kaç müthiş üniversiteye kabul edilince hava atacak kişiler onlar olacak. ‘Haha şu öğrencimize bakın, evet avcı yetiştirmekte olduğu gibi normal derslerin eğitiminde de kuşkusuz en iyisi biziz.’ diyecekler. ’’ sırıtması rahatsız edici bir gülümsemeye dönüştü. ‘‘Ama merak etme Clay, ben her zaman yanındayım. Eğer bana yeterince iyi hizmet edersen ilerde hükümet seni devletin ezik tımarhanelerinden birine tıkmak üzereyken ansızın ortaya çıkıverip seni lüks bir hastaneye yatırabilirim, yemekleri daha güzel oluyormuş oraların.’’

    Clay’in farkına varma hakkında kurduğu edebi cümleyi iplemeyen bir gülüşle geçiştirdikten sonra sıra gelmiştiii… Sigara dırdırıyla uğraşmaya. Ve dolap. Ve sigara. Ve dolap. Alois iç çekti, hayat zordu canım. ‘‘Aslına bakarsan Clay, hayır toplamayacağım.’’ İnce dumanın arkasından sevimli sevimli gülümseyip tekrar gözlerini kapadı. Birkaç dakikalık huzur istiyordu sadece, sigarası son zamanlarda çok huysuzdu onunla vakit geçirmiyor diye.

    Ve sonra… Clay sigarasını aldı. Ve konuşmaya başladı. Gene. Alois kısarak açtığı gözleriyle bu sefer hakikaten sinir olmuş bir bakış attıktan sonra küçüklüğünden beri almış olduğu o avcı eğitimi sağ olsun hızla kalkarak Clay’in sigarasını tutan bileğini kavradı. ‘‘Bir, istersen şikayet et, umrumda değil, müdür satın alınabilir.’’ Boşta kalan eliyle Clay’in diğer bileğini de tutup iki bileğini de tek eliyle tutmayı denedi ve hey, Clay’in incecik bilekleri sağ olsun bu gayet kolaydı. ‘‘İki, Britanya vatandaşı değilim, bugün denizaşırı bir yolculuk yaptım ve dırdırını kesip biraz dinlenmeme izin versen çok makbule geçerdi. Almanya’dan geldim ben.’’ Sonunda da Clayin elindeki sigarasını eliyle zarifçe ordan alıp tekrar ağzına yerleştirdi. ‘‘Bunu seksi aksanımdan anlamış olman gerekirdi Clay’ciğim.’’ dedi sonunda çocuğun bileklerini bırakırken.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


freddies gonna fred:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Ptsi Şub. 27, 2012 5:00 pm

Anice çıkmış korku filminin kötü kahramanı ne kadar tüyleri diken diken edip kalbi engel olunamaz bir çırpınışa sürüklüyorsa, o an Clay de elinin tutuluşuyla o derece dehşet içinde kalmış, karın boşluğundan korkuyla çırpınan bir kuş kanatlarıyla kalbine vurmaya başlamıştı sanki. Tabii arada es geçilemez bir fark vardı. Korku filmlerindeki anilikte yaşanılan heyecan o saniyenin geçmesiyle yerini kendi haline gülme eylemine bırakırdı. O an, sadece anlıktı. Fakat elini sertçe çekmiş Alois'in eliyle bileği sıkılırken yemin bile edebilirdi zamanın durduğuna. İçindeki kuş durmaksızın çırpınıyori göğüs kafesi kasılıyor ve derinden hissediyordu nefeslerinin ciğerlerine vakumlandığını. Yüzündeki kanlar da nefesleriyle vakumlanmış olmalıydı ki Alois'e hareket edemeden, bir taşmışçasına bakarken yüzünün bembeyaz kesildiğine emindi. İkinci eli de bir tutuklu misali diğer eline yapıştırıldığı zaman kalbi göğsünden fırlamak için iskeletine vurdu kendini sanki. Ürktüğünden değildi sadece bu heyecan. Alois'in o özenle yaratıldığını herkesin üzerinde kafa yormadan düşünebileceği yüzünü daha yakından görmesi, onun elleri altında savunmasızca, adeta onunmuşçasına kalışı ellerinde gıdıklamaya benzeyen bir titreme peydahlamıştı. Tıpkı onu ilk gördüğü anda hissettiği gibi... Oda arkadaşı korkutucu biz cazibeye sahipti.
O maddelerini sayarken her maddede yutkunuyordu o kanı çekilmiş yüzünü biran olsun Alois'ten ayırmayarak. Omuzları düşmüştü. Ayaklarının da eskisi kadar güçlü yere bastığını hiç sanmıyordu. Parmaklarının arasından sigara çekilde de parmaklarına emir veremiyordu beyni sanki. Öylece kalıverdiler onlar da. Sonunda Alois bileklerini tutmayı bırakınca kendini geri çekmedi. Gözleri onun geri çekildiğini görse de bu ani çıkışın ardından adeta Alois'in elinin hayaleti hala bileklerini tutuyordu. Korkuyla açılmış gözlerini yere düşürüverdi hareket etmeden geçen uzun bir sürenin ardından. Önce ürkekçe zaten sinmiş omuzlarını biraz daha sindirdi sırtını kamburlaştırırken. Ardından havada kalmış ellerini yavaş yavaş göğüs kafaesine doğru indirdi. Kısık bir sesle konuşmadan gözlerini zeminden ayırmadan başını biraz daha önüne eğdi. "Pekala."

Sigaranın dumanı kıvrılarak odanın her köşesine ulaşmaya başlamıştı. O surette ki ciğerlerini rahatsız eden dumanla Alois'in yatağının önünden çekilirken öksürük krizleri yeniden tutmaya başlamıştı henüz ufak olsalar da. Sağ elinin tersini ağzına götürüp öksürüklerinin sesini kısmak istercesine ağzını kapadı öksürürken. Ancak bu ciğerlerini zorlayan o ufak öksürük sürüsünü daha da kışkırtıyordu sanki. Yavaş, dik görünüşünü kaybetmiş bir şekilde odanın bahçenin sonuna bakan penceresine yöneldi. Sadece sonlarında çiçek motifleri olan perdeyi kendi yatağına doğru, açmak için çekmeye başlamışken içeri daha fazla giren ve direk Alois'in yatağına düşmüş güneşle hareketini geri aldı, örtüleri hızla geri örtüp kendi tarafını açmaya başladı. Yavaşça açmaya devam ederken hafifçe sırtını dikleştirdi, çenesini kaldırdı tamemen yüzünü Alois'e dönmeden. Göz ucuyla, yan yan mırıldandı. "Pardon." Sesi önceki kadar titrek çıkmamıştı yine de. İçinden Alois'e küfürler savurmasa da biraz olsun önceki şoktan çıkmayı başarmıştı. Evet, hala ellerinde Alois'in elinin hayaleti küllerini bırakıyordu. Ama onu ürküten anın yükü omuzlarında falan değildi. Belki de bu nedenle özrüne bir şey daha ekleme cesaretini bulmuştu kendinde... "Biraz hayatta kalmam gerek de... Bunun için de duman solumamalıyım... Biraz penecereyi açmam gerek falan... Çünkü o zaman dumanlar hava akımına karışarak dışarı atılabilir, içerisinin havası temiz havayla değiş tokuş yapmış olur biraz da... Ondan..." dedi daha cesur ve o uyuz sosyopat ses tonuyla. Evet, kendini tutamıyordu. Tutarsa beynindeki gıdıklamalar öldürürdü onu, cık, katiyen susamazdı.

Camı o ufak öksürük krizleri sessizce sonuna kadar açıp önceki yavaşlığının aksine hemen kafasını camdan dışarı çıkarttı, derin derin sonbaharı soludu. Öksürüklerin saldırısını artık boğazında hissetmeyince, içeri soktu hafif esintiyle alnında yer değiştirmiş saçlarını. Camın önünden ayrılmadı. El ayalarını tersçe percere pervazının kenarına koymuş, yaslanıyordu pencereye. Elinden geldiğinde gerçekten yemek istediği pastasını düşünmemeye çalışıyordu fakat bu öyle zor bir iş sayılmazdı burnuna batan sigara dumanıyla. Hiçbir şey demeden ayaklarını ileriye üst üste atarak uzatmış dururken Üzerindeki tardis mavisi ince tişörtünü süzüyordu. Tabii Alois'e attığı bakışlarından zaman kaldığında, zira Alois'e yakalanmamak için aceleyle tişörtüne döndürmediği sürece gözleri Alois'in suratında dolaşmaktan kendini alamıyordu. Sonunda yüzünü tavana kaldırdı Imperial March'i ıslıkla çalmaya başlayarak. Melodiyi epeyi yavaşça ve kesik kesik çalıyordu. İçinden gelen bir ses Alois'in her an susması için yeniden atak yapacağını fısıldarken rahat rahat ıslık çalmak pek de elde değildi. Nihayet yanakları kızarmış bir şekilde gözlerini Alois'ten kaçırmadan tamamen yüzünü ona çevirdi. "Kendini zehirliyorsun. Sigara içerisindeki zararlı maddeler ciğerlerine yerleşip seni daha da ölüme yaklaştırır. Sigaranın içindeki maddeleri sayardım ama anlayacağını hiç sanmadığım için zararlı maddeler senin seviyen için yeterli gibi görünüyor. Yanında olduğum için beni de pasif içici yaptığını da hatırlatırım. Yani kanser olursam sebebi sen olacaksın ve bu ömrün boyunca vicdan azabıyla yaşamak demek. Sonuçta dünyanın en önemli dehalarından birini öldürüyorsun. Öyle ufak bir cinayet sayılmaz ne de olsa. Dünyanın aydınlık dolu geleceğini bıçaklamaktır ne de olsa. Büyük bir dahiyim ne de olsa." Yine kaşlarını kaldırıp açılmış gözleriyle, yaptığı şeyin ne kadar dehşet verici bir şey olduğunu, empati kurması gerektiğini söylercesine tavana kilitlendi.

Sonunda burnundan girip pencere açık olmasına rağmen yeniden onu öksürük krizine sokmasıyla sigara dumanının kaşlarını çatıp sıktı dudaklarını. Alois'e uzun uzun baktı avı çalınmış antiloplar gibi. Tabi Clay'in çilesi daha fazlaydı canım... "Pişt!" dedi kedi kovar gibi ve atıldı Alois'e doğru. Alois'in elinden ikinciye sigarasını kaptığı gibi en hızlı haliyle sigarayı pencereden dışarı fırlattı. Bu yaptığının hemen kaçmazsa son yaptığı şey olarak kalacağına az önceki yakınlaşmalarından sonra emin olduğu için pencere önünde hiç durmadan hayatı pahasına koşarak özel koleksiyonlarının durduğu kolisine gitti. Kolisini yırtarcasına elini içine sokup geçen ay Amerikadan 70$'a sipariş ettiği lisanslı ve benzerlerinin en kaliteli yapımından ışın kılıcını kaptığı gibi kendi yatağının üzerine fırladı. Yatağının üzerine çıktığı anda yapıştırmıştı sırtını duvarına. Işın kılıcını tek hamlede açıp Alois'in gözlerinden saldırı beklercesine ayırmadığı gözlerinin kenarında mavi ışığa boyanışını gördü. "Bende Jedi kanı var." dedi sesi titrerken cesur görünmeye çalışarak. Pekala, gözleri iki saniyede bir kapıya kayarken bu öyle başarılı bir savaşa meydan okurmuş görünme taktiği sayılmazdı. En ufak bir atılımda ilk hareketi kapıdan çıkıp var hızıyla kaçmak olacaktı ki... Alois'in gözlerine baktıkça içindeki cesaret de kendi kendini yiyip bitiriyordu.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alois Ameryliss
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Aslında soyum Prusya kraliyet ailesine dayanıyo lan! Yeminle!
Hobiler : Müthiş olmak
Namı : ALOIS THE AWESOME

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Salı Şub. 28, 2012 10:11 pm

    Sonunda çocuk biraz ürkmüştü. Alois tekrar yattığı yerde dumanların arkasından bir süre memnun memnun Clay’e baktıktan sonra gözlerini tekrar tavana çevirdi. Ürkmüş Clay de sevimli sınıfına giriyordu. Güzel, güzel.

    Sigaraya fazla ihtiyacı var falan değildi –nikotinden başka ‘fazla ihtiyacı olan’ maddeler vardı tabii, sadece nikotin gibi onun standartlarına göre hafif bir şey olduğundan bunların arasına girmiyordu. Yine de yeni tanıştığı birinin önünde diğer maddelere dadanamazdı, hele hele bu yeni tanıştığı biri sevgili yeni huysuz oda arkadaşıysa.. Tanrım, Clay’in kesinlikle törpülenmesi gereken tarafları vardı. Belki de Alois o uyurken odada esrar falan içmeliydi, böylece uyandığında Clay’in kafası da güzel olurdu… Ah, evet. Bu gayet güzel bir seçenekti ve ailesinin eski köpeği üstünde işe yaramışsa Clay’de de işe yarayabilirdi. Eski köpek olmasının bir nedeni vardı tabii, Alois’in odasında geçirdiği vakitlerden sonra yemek dışında hiçbir şeye tepki vermeyen keş hayvanın teki olup çıktığından bir süre sonra aile üyeleri arasındaki yerini kaybetmişti.

    Acaba Alois Clay’i korkuttuğunu pişman mı olmalıydı? Gözlerini kısıp normal bir insanın ne düşüneceğini tahmin etmeye çalıştı ve… Ah evet, muhtemelen pişman olmalıydı. Ancak gelin görün ki Alois’in sadist tarafı Clay’in çekilmez normal halindense bu halinden çok daha mutluydu. Fakat şöyle bir şey vardı ki.. Maalesef Clay normal haline gereğinden hızlı geri dönüyordu. ‘‘Bok gibi ıslık çalıyorsun.’’ dedi Alois şekilli duman çıkarma çabasına ara verip. Bir an göz ucuyla Clay’e baktı, ne hoş, o da tavanı izliyordu. Keşke Alois gibi o da bunu yaparken çenesini kapayabilseydi, ama heyhat.

    Sessizlik. Ufak da olsa bir sessizlik vardı ve Alois bir umut, belki bir umut bu sefer Clay’in adam olup kendi halinde takılacağını umarak gözlerini kapadı ama… Parmaklarının arasındaki boşluğu hissettiği gibi gözlerini açtı, ve ne şok edici ki ilk defa bir şeyi idrak etmesi için zaman gerekmeden yatakta doğrulmuştu. Clay’in ona pek bir şey ifade etmeyen hareketlerine bakarken (nerd kültüründen hiçbir şey anlamazdı) yüzünde fena halde boş bir ifade vardı. Aynı ifadesizlikle, hareketleri acele eden insanların dengesizliğinden uzak şekilde zarif olmasına rağmen hızla kapıya yürüdü, kilitledi ve anahtarı kendi cebine koydu. Sonunda Clay’e bakmaya tenezzül ettiğinde yüzünde hoş bir gülümseme vardı. Ah hayır, gerçekten sinirlendiğinde Alois sinirli görünmezdi. Bu da onun büyüsüydü işte. ‘‘Bak Clay,’’ dedi ders anlatan sevimli ilk okul öğretmenleri gibi neşeli ve yumuşak bir sesle, elleri önünde, konuşmasını jestlerle destekliyordu. ‘‘Senin gözünde öcü olmak istemiyorum, ama beni buna zorluyorsun.’’ dedi yürümeye başlarken.

    Özel bir lisede geçirdiği birkaç yıldan (kendisinin de dahil olduğu) popüler grubun zengin olmayan, okula sırf zekası sayesinde girmiş ezik tiplere nasıl bir muamele uyguladığını biliyordu. Sonuç? Sonuç, o eziklerin kendilerinden korkup, her istediklerini yapmaları ve izinsiz yanlarına yaklaşmaya bile cesaret edememeleriydi işte. Sonuç, Alois’in Clay’in olmasını istediği şeydi.

    ‘‘Yani, beni rahat bırakmanı bir kez söylediğimde, bırakmalısın, değil mi Clay?’’ dedi kapıdan Clay’e doğru acele etmeden, aheste aheste yürürken yol üstünde masanın üstünden su şişesini kapıp kapağını açmaya başlayarak. Klasik lise numaraları. Sonunda Clay’e o saçma ışıklı sopasına değecek kadar yaklaştığında kapağı yere attı, -ki hala gülümsüyordu- boş kalan eliyle de oyuncağı kavradı. Vücudu gayet rahat durmasına rağmen sert bir hamlede oyuncağı Clay’in elinden çekip hemen önceki sertliğine inat sakin sakin yatağın üstüne koydu. Gülümsemesi sonunda yüzünden düşmüştü ama sinirli falan değildi ifadesi, fazlasıyla normaldi hatta. ‘‘Söz dinlemeyi öğrenmelisin. O sigaranın bir paketi senden pahalı.’’ Zaten sırtı duvara değen Clay’in çenesini tutup kaldırdı ve başının arkası duvara değene kadar itti. Göz hizasına gelmek için hafifçe eğilip kendi kırmızı gözlerini Clay’in lacivertlerine dikti ve tane tane konuştu; ‘‘Benim. Yanımdayken. Başının. Dikine. Gitmeyi. Kes.’’ Sonra da buz gibi olmasa da Alois'in şansına soğuk olan su şişesini aynı acele etmeyen tavırla Clay’in başının üstüne kaldırıp birden ters çevirdi. İşkence etmeyi / seyretmeyi sevse de sıçan gibi ıslak bir Clay’i bu şekilde görmemeyi tercih ettiğinden elindeki şişe gittikçe hafiflerken pozisyonunu değiştirmeden gelişigüzel şekilde pencereden dışarıyı izledi. Cidden yazık olmuştu sigaraya… Elindeki baskının arttığını hissettiğinde başını Clay’e çevirdi ve- dayanayıp burnundan gülecekmiş gibi bir ses çıkardı. Tanrım, zavallı çocuk bayılmıştı, Alois onun bu kadar korkacağını tahmin etmemişti ama… Hey, fazlası zarar değildi. Elini çenesinden çekerken omuzlarından tutup sarılırcasına yatağa koydu Clay’i, tam olarak yerleştirmeye üşendiği için bacakları biraz aşağı sarkıyordu ama, eh… Onu rahat etsin diye sarıp sarmalayacak kadar da vicdan sahibi değildi, hem belki yarına bir soğuk alırdı da sesi kısılırdı da-… Ah hayaller, hayaller. Alois Clay’e sade bir bakış atıp –bilinçsizken de tatlıydı- cebindeki paketten bir sigara daha çıkararak kendi yatağına döndü.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


freddies gonna fred:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Çarş. Şub. 29, 2012 12:51 pm

İçini saran bu serin şey o kadar da yabancı değildi kendisine açıkçası. Bu geceleri hafızasının kenar köşesinde kalmış anı kırıntılarını kabus olarak gördüğünde hissettiği korkuydu. Ancak bu seferki bir kabusun içinde barındırdığı pusa, buğuya sahip değildi; canlıydı ve kalbini dondurmak için kendisine yaklaşan Alois'e bakması yetiyordu. Elinin titremeye başladığını hissediyordu ışık kılıcının titrediğine bakacak olursa.
Tek çıkış yolu olarak umduğu kapının kilitlendiğini görünce göğüs kafesi hafifçe kalkıp indi ince bir inleme sesi ağzından çıkarken. Neden bir şeyi yapmadan önce bir düşünmezdi ki?
Gözleri Alois'in gülümseyen yüzünü kilitlenince umut denen kelime de bir kuyuya atılmış, üzeri kilitlenip anahtarı yok edilmişti sanki. Bu kadar korkmaması gerekirdi belki de fakat... Karşısındaki gencin yüzü öylesine dondurucu bir gülümsemeye sahipti ki, içine gülümsemenin rahatlatması gerekirken gözlerini yummak ve açtığında odasında pastasıyla başbaşa kalmak geldi özlemle. Öyle yaptı da. Gözlerini yumup ışın kılıcına daha da sarıldı.
O kötü bir şey yapmamıştı ki? Neden bu kadar korkutucu olmak zorundaydı? Gözlerini açtığında, başına gelebilecek en kötü şeyin yaklaştığını gördü.

Su. O suyu Clay'den uzakta tutup sadece içecekti değil mi? Uydurulmuş tümtanrıların aşkına sadece içecekti değil mi? Alt dudağı da elleri gibi titremeye başladı. Fakat öyle bir aşamada çoktan uzunlarının, organlarının ne hissettiğini göremeyecek kadar ürkmüş vaziyetteydi. Yüzü kasılmaya başladı şişenin kapağı yere düşünce. Daha da sıktı ışın kılıcını. Ancak tüm gücünü vermiş olsa dahi ellerinden basitçe alıvermişti Alois. En kıymetli eşyalarının arasında olsa dahi o ışın kılıcı, yine de son savunma aletinin de yok oluşu nedeniyle arkasından bakmıştı Clay. Su şişesi ve Alois ona fazla yakındı...
Yok olmak isteyeceği limitten daha da yakın... "Lütfen..." dedi ince, kısık ve titreyen bir sesle. O ürkütücü gülümsemesi de düşünce tam da olmasından korktuğu varsanıları ortaya doğuverdi. Alois'in yüzü kabuslarındaki sarışın kadının yüzüne bürünmeye başlamıştı. Yutkundu dudağını ısırmaya çalışarak. Bir işe yaramadı yine de. Dudakları zangır zangır titrerken haliyle dişleri de emirlerini dinlemiyordu.

Kaçabileceği kadar çok yasladı kendini duvara; yeterince kendini geri itlerse o odadan kurtulabilecekmişçesine... Elleri göğüs kafesinin orada ne yaptığını bilmeden öylece duruyordu. Elleri tenine değdiği zaman damarlarındaki kanın da kaçabileceği en ücra noktaya çekildiğini hissetti. Hayır, Alois'in kızıl gözleri, kabuslarındaki sarışın kadının mavi gözlerinden daha da vurucuydu. Ellerini kaldırıp çocuğun göğüs kafesine bir işe yaramayacağından emin olsa dahi itlemek için koymaya kaldırdı fakat tam o anda başından aşağı suyun döküldüğünü hissetti.

İşte, yolun sonuna gelmişti. Ölecekti. Su beynini patlatacak, o da sonsuz uykusuna yatacaktı. Her şey bitmişti. CERN, dehasının ulaşacağı uzak noktalar ve rüyasındaki adamı bulmak... Artık hiçbir şey kalmayacaktı. Ardından her şey bulanıklaşmaya başladı. Ne Alois'in yüzü kaldı ne de odanın geri kalan kısımları...
Karanlık üzerine çöktüğünde artık hiçbir şey hissetmiyordu.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Perş. Mart 01, 2012 9:53 am

*ibnesinaslı*

Uyku onun için her şeyi rahatlatacak hızlandırılmış birkaç saat sayılmazdı. Onu sonsuza dek takip edecek lanet yüzünden dünüyle bugünü arasında her zaman aşılmaz sisli dağlar dururken attığı her adımın kendisine ait olamayacağının farkındaydı Clay. Kendisine bir gelecek yazamazdı, bir geçmişi bile yoktu ki. Bataklıkta batıyordu varlığı. Eriyordu... Ancak uykuya daldığı zaman, o bataklığın da diplerine dalıyordu adeta. Dünüyle arasındaki dağlardan esintiler ona misafirliğe uğruyorlar, bir de elinden alınmış dünleriyle beyninin en rahat köşelerini bıçaklıyordu lanet.
Rüyaları engel olunamaz anı kovuğuydu sanki. Biraz olsun uykusunda rüyalar hareket etse, kovuğun tüm anı arıları üzerine geliyor, anlam çıkartamayacağı ve onu tüm uyku boyunca rahatsız hissettirecek anıların saldırısıyla uyku ona zehir oluyordu.

Uykuya zorla daldırıldığın olsa gerekti ki uykuya dalmadan önce ne kadar kasıldıysa vücudu o an kadar ağır bir rüya içerisindeydi. Kasları ağır bir yük taşımış gibi ağrıyordu. Belki de kabus demeliydi gördüğüne. Zira gördüğü anılar öyle karmaşık zincirlenmişti ki tüm rahat ve huzurlu temasına rağmen vücudunun her yanı her saniye daha da yoruluyordu. O kadını gördü. Kendisine dokunmasını istemediği kadın ona bir su zambağı uzatıyordu. O güzel çiçeği kabul ettiği anda ise yine suyun içerisine çekilivermişti. Yine dünya üzerindeki cehennemindeydi. Öleceği korkuyla tüm vücudunu bir titreme almıştı ki, o anda kim olduğunu bilmediği adamın elini tutuşuyla tüm titremesi bitiverdi. Onu suyun derinine çekiyordu daha da, yine de elini tutan kişinin o olduğunu bilmek tuhaf bir şekilde korkmaması gerektiğini fısıldıyordu sanki ona. O anda etraf daha da karardı. Hiçbir şey göremez hale gelmişti ki karanlığına parça parça turuncu renkler gelmeye başladı. Kısa bir süre geçti aradan, uykudan uyanmaya başladığını fark etti. İlk birkaç saniyesi uyanmış olmasına rağmen gördüğünün rüya olduğu inandıramadı uyanıklığı ona. Boğazındaki öksürükler epeyi su yutmuş hissine boğuyordu onu ne de olsa. Bu rüyaya inanama durumu da geçince hatırladı bayılmadan öncesini, bulunduğu yeri.

Gözlerini açmamıştı hala. Göz kapaklarında ağır, tatlı bir yorgunluk vardı sanki. Açmak istemiyordu da gerçi. Eğer Alois hala oradaysa, ne yapacağını hiç bilmiyordu. Yatağının köşesinden sarkmış ayağını çekip öksürükler eşliğinde dizlerini karnına çekti. Sigara kokusu ciğerlerini yakıyordu, normal nefes almak imkansızmış gibiydi... Dinmek bilmeyen öksürüklerinin sesinin çıkmaması için tanrıya yalvarıyordu yine de. Alois'i sinirlendirmekten korkmasını geç, Alois'in uyanmış olduğunu öğrenmesinden bile korkuyordu. Ağzını kapadı bir süre sesi çıkmasın diye. Bu sefer de göğsü parçalanacakmış gibi oldu, araladı dudaklarını, inadına sesli bir şekilde öksürük krizi kendini sürdürdü. Omuzları bu öksürük bombardımanıyla daha da kalkmış, kafasını zaten korkudan sinik vücuduyla daha da omuzları arasına gömülmüş göstermişti. Ellerini bacaklarından çekip yüzünün önüne getirdi fazla sıkmadan yumruk yaparak. Gözlerini ovalayacakmış gibi gözlerinin önünde dursa da eli bir şeyi engellemek veya uykusunu açmak için yapmıyordu bunu. Hoş, uykuya dönmek gibi bir isteği de yoktu. Uyusa da uyumasa da berbat bir durumdaydı ne de olsa...

Dumanların söylediklerinden korkmasa, hemen kalkıp kolilerini düzenleyerek aklını dağıtabilirdi. Fakat yapmadı, öylece yatmaya devam etti yüzünü yatak örtüsüne usul usul, yeni uyanan bir çocuk gibi bastırırken. Gözlerini açtı. Henüz karanlık çökmemişti demek. Akademi üniformasını almak için görevliye gitmesi gerektiğini anımsadı öylece gözünün önündeki yatakörtüsünü izleyerek. Biraz daha kıpırdandı yatak üzerinde bir kedi hareketlerle. Ellerini tardis mavisi tişörtünün kollarının arasına sokup parmaklarıyla kol uçlarını parmakları arasına sıkıştırdı. Soğuk bir örtü üstüne örtülüydü sanki. Üzerine sinmiş soğuklukla kollarını iyice önüne doğru sindirip daha da yumak halini aldı. Nefesini özellikle kollarına doğru vermeye çalışıyordu o üşümüşlük hissini üzerinden atabilmek için. Yine de nefes verişinden sonra yine ciğerlerine isyan eden sigara dumanının öksürüğünün heyelanıyla karşılaşıp, tam düzgün oturttu dediği duruşunu bozuyordu.

Yüzünü Alois'e doğru dönüşünü hızlı yapmak istiyordu bir anda onun yüzüyle karşılaşıp olup-bitmesi için. Bayılmadan önce söyledikleri hala aklında yankılanıyordu ne de olsa... Başının dikine gitmeyi kes? O sözlerden sonra başını kaldırabileceğinden bile emin değildi. Yüzünü yatakörtüsüne gömmeye devam ederek doğrulmadan olduğu yerde ters döndü, yüzünü Alois'e çevirdi. Yutkundu bakışlarını Alois'e çevirmeden önce. Çevirdiğinde ise utanarak yeniden kaçırmıştı gözlerini onu fazla süzemeden. Öksürmesiyle kapatmak istediği gözlerini kapatma nedeni bulmuştu sonunda. Onunla göz göze gelmektense her öksürüşünden yararlanarak gözlerini yummayı tercih ediyordu.
Duman harelerinin tüm odayı sardığını gördü. Perde yeniden kapanmış olmalıydı ki odayı soğutmak harici hiçbir işe yaramamış gibi görünüyordu pencereyi açışı. Zaten kaç tane pencere açmıştı ki? Ağzını açtı bir şey diyebilmek için. Yanaklarının kızarmasıyla yeniden kapattı. Bir şey dese saçmalamaktan bir şey yapamayacaktı ne de olsa... Hala tişörtünün kollarıyla üstü kapalı ellerinden biri yatak örtüsünün üstüne koyup sıkıca sıktı yatak örtüsünü.
"Özür dilerim." dedi kısık bir sesle. Öksürdüğü için gibi görünebilirdi bu özrü fakat bayılmadan önce yaptığı şeyi düşünürse... Genel olarak dilenilen bir aftı bu. Yüzünün yarısını üzerine yattığı yatakörtüsü kapatıyordu. Yine de ürkekçe kendisine süzen bakışlarını görebilirdi Alois.
En sonunda parmaklarını yarısına kadar kapatmış tişörtüyle yüzünü döndüğü duvara uzandı, dokundu duvara. Doğrulmayı planlıyordu, dokunduğu duvar da dayanağı olacaktı. Hiçbir şey olmamış gibi kalkamayacağı için sığınacağı duvar köşesi iyi görünmüştü gözüne. Yatak üzerinden tamamen kalkmadan, sürünüyormuşçasına duvara iyice yaklaştı. Doğruldu, dikkat çekmemeye dikkat ederek. Doğrulduğu gibi yaralı özeniyle sırtını duvar köşesine verip dizlerini kendine doğru çekti iyice.

İnsanlara direk duygularını söyleyen biri sayılmazdı Clay. Hiç bunu yapmasını gerektiren bir olay da olmamıştı nihayetinde. İnsanlar genelde onu böylesine sindirecek veya uyarı yapmasına gereksinim duyduracak hareketlerde bulunmazlardı. Hoş, ıslık çalan insanları susturması, koleksiyonlarına ondan izinsiz dokunan insanları kınaması dışında tabii. Fakat bu bahsettiği konuya dahil değildi. O yaptıkları Clay2in gündelik hayatta yaptığı eylemlere giriyordu... Bu sefer girmek girmek istediği konuya gerçekten hangi kelimeyle girse bilemiyordu...
"Hey Ameryliss?" diye seslendi sesini fazla yükseltmeye çekinerek. Gözleri hala uykulu olduğu için dizlerini tutan el ayasıyla bir anlık gözünü ovaladı. "Eh... Gürültü yapmak istemem fakat... Bir daha yapma lütfen." Son söylediğiyle yine yüzünden kanlar çekilmiş, ellerini iyi yana koymuştu destek alabilmek adına. Az önce sıktığı gibi sıkıyordu iki eliyle yatakörtüsünü. Gözleri yere odaklanmıştı. Uyarısına devam edecekti fakat... düşündükçe birkez daha o suyun soğukluğunu hatırlıyordu hafif hafif. "Yani demek istediğim... Su kötü. Su... çok kötü. Lütfen, bir daha başımdan aşağı su dökme, olur mu? Hayır ben... bunu öyle söylemek istemiyorum." Başını kaldırıp ellerini hayır anlamında salladı telaşla. Cümle kurmanın ne kadar uzaylı işi olduğunu hissettiği anlardan biriydi tam da o an. "Öyleden kastım... Emir vermek gibi değil. Ben... sadece sudan hoşlanmıyorum. Bir dahakine uyar, lütfen. Lütfen lütfen lütfen... Lütfen. Çok özür dilerim yaptığım şey için. Ama... Yalvarırım, su dökme..." Gözleri mi doluyordu yoksa kalbi mi ritmini kaybetmiş bir dağınıklıkla çarptığı için göğüs kafesini böyle berbat bir hisse gömüyordu bilemiyordu. O anda duygularına dair en çok açığa verdiği şey sesinin titriyor oluşuydu. Yutkundu yeniden Alois'in gözlerinin içine bakarken. Ardından dudaklarını ısırdığı gibi başını yeniden eğdi, gevşemiş bacaklarını daha sıkı yaklaştırdı karnına iyice kızararak.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alois Ameryliss
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Aslında soyum Prusya kraliyet ailesine dayanıyo lan! Yeminle!
Hobiler : Müthiş olmak
Namı : ALOIS THE AWESOME

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Perş. Mart 01, 2012 8:15 pm

    Bir elinde bilmem kaçıncı sigarası, diğer elinde rastgele oyunlar oynayıp arada gelen mesajlara cevap verdiği telefonu ile sessizlik içinde ikinci saatinin sonlarına gelmekteydi. Aslında bir süre saate bakma gereği duymamıştı ama yatağına uzandığından beri gülümsemesi yüzünden düşmüyordu. Lütfen, lütfen, lütfen. Clay’in o korkmuş sesini tekrar tekrar düşünüp tekrar tekrar o sadistik zevki alıyordu, tanrım o kadar şirindi ki. Ufacık bir şişe su, sadece su kadar basit bir şey onun ödünü koparmaya yetmişti. Ah tanrım, Alois gerçekten bayılmıştı bu işe. Demek o derece korkuyordu sudan … Bu kullanışlı ve çok ama çok değerli bir bilgiydi artık. Daha ilk günden oda arkadaşını nasıl manipüle edeceğini çözmüştü, boru muydu yani?

    Başını yana çevirip yatağında ıslak saçları gözlerinin üstüne düşen Clay’e baktı. Görünüşü değerlendirmek gerekirse… Fena değildi, kesinlikle fena değildi, Alois ona gelecek zamanlarda, hani Clay törpülenip kölesi olmayı kabul ettiğinde ona gönlünce asılabilirdi. Ah tabii ki romantik duygular beslemeyecekti ona, bu kişilikle mümkün değildi ama Alois’in de ihtiyaçları vardı canım, biraz eğlenmekten zarar gelmezdi. Yani bütünüyle düşününce oda arkadaşının olması olayı o kadar da kötü değildi, köpek eğitmek gibi bir uğraştı işte, sonunda işine yarayacaktı.

    Aslına bakılırsa odada bilinçli Clay ile bilinçsiz Clay olması arasında düşündüğü kadar bir fark yoktu. Yani düşündüğü kadar da müthiş bir huzur getirmemişti Clay’in suskunluğu, hatta ilk yarım saatin sonuna doğru sigaralarını söndürmek dışında bir amaç uğruna yatağından kalkmaya tenezzül edip Clay’in yanağını dürtüp nabzını kontrol ettiğini itiraf edebilirdi, evet. Bir, Clay’in korkmuş sesi oldukça hoşuna gidiyordu ve bir daha duymak isterdi, iki, yaşayıp yaşamadığından emin olmak lazımdı. Cinayetten kurtulmak fazlasıyla zahmet vericiydi, bütün o avukatlar falan. Cidden, çocuk garip bir tipti ama sudan da ölünmezdi yani, değil mi? Tam da tekrar Clay’i kontrol etmek aklının ufacık tefecik bir kuytusundan geçerken…

    Öksürükler. Aman tanrım, hayalleri gerçek mi oluyordu yoksa? Yoksa… Clay’in sesi gerçekten kısılmış mıydı? Ya da sigara görmemiş körpe bir gençti ve… Ah evet, öyleydi. Özür dilediğinde Alois, sonunda gözlerini telefon ekranından ayırıp Clay’e rahat, hafif hesaplayıcı bir bakış attı. ‘‘Dersini aldığına göre özrün kabul edildi Clay.’’ Dedi hala sevimli öğretmen modunda. Son bir mesajın birkaç kelimesini yazıp gönderdikten sonra sigarasını diğer sigaralarına yaptığı gibi yürüyüp Clay’in komodininde söndürerek aynı rahatlıkla yatakta Clay’in yanına zıpladı. Titreyen sese dayanamıyordu, evet.

    ‘‘Bak şimdi, evlat, şunu anlaman gerek.’’ dedi sinmiş Clay’e dönüp tekrar öğüt veren bilge kişi gibi konuşmaya başlayarak. ‘‘Benim bu yaptığım tamamen sana bağlıydı. Uyarmadığımı söyleyemezsin. Nedensiz yere seni cezalandırmadım, yani istesem nedensiz de cezalandırırım ama bu seferki nedenliydi.’’ Parmağını Clay’in zayıf göğsünü hafifçe dürttü. ‘‘Bunu. Sen. Hak etmiştin. Tamam mı?’’ dedi her kelimede Clay’i dürterek. Ama o kadar da sert olmamak lazımdı canım, çocuğu henüz ağlatmak istemiyordu. Bu yüzden kolunu onun dar omuzlarına atıp diğer eliyle de tekrar saçlarını karıştırdı. ‘‘Aww, çok mu korktun sen hmm?’’ dedi sevimli bir hayvanı sever gibi. Alois hayvanları sevmezdi.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


freddies gonna fred:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Cuma Mart 02, 2012 8:36 pm

Alois'in sigarası komidininde söndürülürken fark etti odanın geri kalan bir-iki saatte savaş alanına döndürülmüş kısmını. Komidini... Ne... Haldeydi?! Belki de burada kayıtlara geçmesi için bağırarak Alois'in "İçimden bir ses senin düzeni sevdiğini söylüyor." alıntısını tekerrür etmesi gerekirdi. Zira Alois gibi yeni aktif korkusu üzerine gelmeseydi paşa paşa gözü, kaşı atmaya başlardı o görüntüyle. Alois odadan çıkınca ev kadını giysilerini giyinip savaş boyalarını süründüğü gibi oda toparlamaya başlayacaktı anlaşılan. Gerçi bu Clay için öyle yabancı bir görev değildi. Hobi olarak günde üç öğün ev hanımlığı yapıyordu ne de olsa...
Dersini alma gibi kibirli sözleri her ne kadar Clay'in keçi tarafını bir hayli uyuz etse de üstündeki korku öyle büyüktü ki o keçi taraf pis pis bakma isteğinden ötesine bir emir veremiyorum, Clay'in usul usul korkarak sinmesine karşın hiçbir şey yapamıyordu.

Alois yatağına zıplayınca yutkundu topuklarından güç alarak kendini arkaya ittirmeye çalışırken. Lanet duvar arkasında duruyordu işte. İçin için ortalıktan kaybolmak isterken Alois'in kendisine yaklaşmasına mani olamıyordu. Gözlerini sıkıca yumup açtı. Hala oradaydı. Madem dersini almıştı, öyleyse neden onu serbest bırakmıyordu ki? Söylediklerine diyecek hiçbir şeyi yoktu. Korkusundan korktuğu için değildi bu suskunluğu. Belki de öyleydi, reddedemezdi, içindeki ürpertiyi es geçemezdi. Gözlerini olabildiğince ondan kaçırırken aklından Alois'in haklı olduğunu, her dediğini yapması gerektiğini geçiriyordu tekrar tekrar zira. Daha önce kimse kendisine böyle düşündürmediğini öne alırsa özellikle...

Neden iyi şeyler zararlı olmak zorundaydı? Sağduyusunun yolundan pek sapan biri sayılmazdı Clay. Yine de düşünecek olursa... Ne zaman arzulayabileceği bir şey çıksa karşına, illa ki kötü çıkardı. Şansının o kadar da sevecen bir şey olmadığını fark etmişti çok önceden. Yine de bir anlık gözleri Alois'in yüzüne kayınca, şansından özellikle kalpten bir tiksinti duymuştu o ufacık an boyunca. Onu törende gördüğü o gün... Yüzü öylesine güzeldi ki, dudaklarının aralanıp birkaç dakikasını onu izlerken harcarken kesinlikle pişman hissetmemişti. Şu anın da pek farklı olduğunu söyleyemezdi. Alois hala o yüze sahipti. Üstelik bu sefer, o yüzün sahibi çok yakınındaydı. Böyle savunmasız dururken karşısında daha bir albenili görünmüştü gözüne ona korku dolu bir nefret beslerken. Ne tuhaf bir kokteyldi duygular ama. Ne zaman birinin tamamen karışık olmadığından emin olmuştu ki? Hoşlanma ve nefret. Asla bir araya gelmemesi gereken iki şampanya gibiydiler...
Göğsüne dokununca yanaklarını ısırdı içten gözlerini sabredebilmek için yumarken. Bu eziyetten kesinlikle hoşlanmamıştı. Duracağını ve onu serbest bırakacağını bilse birkaç defa daha özür dileyebilirdi ondan. Ancak ardından göğsüne dokunan parmağı kelimeleriyle aynı anda göğsüne vurmaya başlayınca bayılmadan öncesine bir deja vu yaşadı sanki. Elinin tersiyle elini kenara ittirmek için güçsüz bir şekilde elini kaldırmıştı ki, tam o anda omzuna attı kolunu Alois. Eli havada kaldı, ardından hızla bacaklarının arasından yatakörtüsünü sıktı yeniden.

Hayır yani anlamıyordu, madem dakikada onu sindirebilecek biriydi, öyleyse neden sevimli sevimli başını okşuyordu ki? Bu ani ruh değişimi kesinlikle önceki sabit korkunç halinden daha tehlikeli duruyordu uzaktan. Ne yapacağını unutmuştu onun kolu altında ufacık tefecik dururken. Ağzını açsa, en basit bir hal hatır sorusunu bile soramayacakmış gibi geliyordu. Tam masum bir saf ifadeyle başını Alois'e kaldırmış, elleri göğsünde, omuzları kalkmış Alois'in yüzünü süzecekken lanet dumanlar yeniden kendini ortaya çıkartmıştı. Ciğerleri ciddi bir isyana girişmişti galiba. Öksürürken farkında olmadan Alois'in göğsüne doğru iyice gömülmüş, alnını onun göğsüne dayamıştı. Yeniden nefes almaya başlayınca -ki yeni öksürük krizi geçirdiği için derin derin, hızlı hızlı nefes alıp veriyordu- hala ona sokulduğunun farkında değildi. Gözlerini açmış, değiyordu hala alnı Alois'e ellerini de destek almak istercesine Alois'in göğsüne koyup üzerindekini sıkarken. Yatakörtüsünü pek aratmıyordu, evet...
"Dumanlar-... Çok yoğun." dedi derin nefesleri arasında ses tonunun kısık olup olmayışına önem veremeden. "Yalvarırım. Pencereyi açamaz mısın?" Dedi sesi iyice titreyerek. Gözlerinin dolmak için an kolladığını fark etmek uzun zaman almamıştı bu sesin gözden önce haber verme huyunu düşünürse. Burnuna batarak içine giren dumanlar arasında nefes almayı bir süre daha sürdürmesinin ardından koynuna gömüldüğü kişinin bir an olsun kim olduğunu unuttu. Daha önce hiç sokulacağı biri olmadığı için nasıl hissettirdiğini bilemiyordu birisinin yanında olmanın. Ama o an dumanlar göğsünü gıdıklayıcı bir rahatsızlığa sokarken bir duvar yerine bir insanı destek almanın iyi bir şey olduğunu anladı.

Yine de ne olursa olsun yakın temas tüylerini ürpertiyordu. Alois'in suratı ne kadar iyi olursa olsun, bir insandan destek almak ne kadar içini tatlı bir duyguyla donatırsa donatsın... Yakın temas hiç iyi şeylere alamet değildi. Bir insan sadece zarar vermek için yakın teması kullanmaz mıydı zaten? Alois de aynısını yapmamış mıydı? O anda Alois'i, Alois'e sokulduğunu, sokulduğu kişinin Alois olduğunu, paradoksal bir şekilde fark etti.
Gözleri açıldı şaşkınca Alois'in göğsündeki ellerini çekip kendini geriye ittirirken. Kendini yeniden duvara dayarken gözleri aynı şaşkınlıkla açılmış halde dikilmişti Alois'in gözlerine. Yutkundu. İçinden tekrar ettiği tek bir şey vardı: "Ne olur yeniden üzerime gelmesin..."
Derslerin ilk haftadan başlayacağını çoğu kişi bilse dahi Clay o "çoğu kişi" kümesine giremiyordu. Yeniden kendini derin bir dert çukuruna attığına göre son hareketiyle, belki de görevliye gidip üniformasını alma işi çoktan bugünkü plan listesinden silinme çanını çalmıştı...

Bir şey demeliydi. Gözlerine vahşi bir hayvanın hareketlerini süzercesine bakarken bir şey demezse daha kötü olacağını düşündü. Sessizlik de kendisine gülümseyen Alois gibiydi. Başına ne geleceğini tahmin edemezdi hiç. "Işın kılıcım nerede?" dedi sesini olabildiğinde hesap sorma tonundan sakındırarak. Dudaklarını sıktı, içeri çevirip ağzını açmadan ısırdı. "O önemliydi. Koleksiyonuma yeni eklemiştim. Ona bir şey olmadı değil mi?"
Belki konuyu değiştirirse Alois de o konuyu takip etmezdi... Bu stratejinin güvenilir olup olmadığını düşünemeyecek kadar etek tutuşturucu biriydi Alois ne de olsa. Elinin boynuna götürüp bu konu değiştirme teklemesi sağolsun çekingen bir tavırla boynunu kaşınmaya başladı. "Yani... Işın kılıcı sonuçta. Şu ucuzlarından da değil. İlk defa onu ve Darth Vader maskemi yan yana koyacaktım." Başını olası kazaların ihtimaliyle iki yana salladı. Yeniden ışınkılıcıyla ilgili bir laf söyleyecekti ki konunun fazla derinine girdiğine fark edince açılmış ağzını kapadı. Muhtemelen yine azar yiyecekti.
Söyleceğini yutuş eyleminin ardından Alois'in yüzünden yatakörtüsüne düşürdü gözlerini döndürerek. Düzenli görünüşünü saçma hareketlerinin yardımı nedeniyle bir güzel kaybetmiş tişörtü de kaşımak için sürekli meyil ettiği boynunu, omuzlarını açmaya kararlı gibi duruyordu.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alois Ameryliss
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Aslında soyum Prusya kraliyet ailesine dayanıyo lan! Yeminle!
Hobiler : Müthiş olmak
Namı : ALOIS THE AWESOME

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Paz Mart 04, 2012 9:12 pm

    Alois genelde sevimli şeylere karşı bir sevgi beslemezdi. Yavru hayvanları sevmezdi. Büyümüş hayvanları da sevmezdi. İnsanlarda da bu geçerliydi, sevimli bir çocuk ya da kendi yaşıtlarında bir kız gördüğünde, meh, başkaları onlar için ölüp bitiyor olabilirdi ama Alois’in umrunda olmazdı. Onun ilgi alanı daha çok kendinden büyük adamlardı, ama konu bu değildi tabii. Şimdi, ortada klasik bir ama o farklıydı, o hayatının aşkıydı durumu olmasa da, Clay’de durum kısmen farklı olabilirdi, evet. Bir kere, çok çabuk korkuyordu. İki, korkunca hoştu. Ve Alois insanları korkutmayı severdi, kolay korkuttuğu biri ise dolaylı olarak katlanabildiği kişiler kategorisine giriyordu. Tam olarak Alois’in ilgi alanındaki insan tipine girmese de. Bu kadar.

    ‘‘Clay. Clay. Clay.’’ dedi Clay’in bir diğer isteğini duyunca. Bu çocuk yorucuydu. Niye her konuşmasında bir şeyler istemek zorundaydı ki, tanrım. Keşke bir oyuncak gibi sürekli lütfen, lütfen, lütfen, özür dilerim falan deyip dursaydı. O hali daha hoştu. Ah Alois, ve güç fantezileri. Böyle zayıf bir insan oda arkadaşı olmak için mükemmele yakındı aslında- Şu inatçı halleri olmasa. ‘‘Sen beni böyle tutarken hayır, kalkıp pencereyi açmayacağım. Fakat gel gör ki beni tutmasaydın ki açmazdım çünkü- İsa aşkına, aynı odada kalacağız ve bu dumana alışman gerektiğini düşünmüyor musun? Daha ne dumanlar göreceksin Clay.’’ dedi aşkımızın dumanı der gibi sulu bir hareketle Clay’in ellerini tutup tişörtünden çekerek iki yana açarak. Every night in my dreams, I see you, I feel you, Clay.
    …Asıl bahsettiği duman ise Clay’i daha katlanabilir yapabilecek bir şeylerdi. Düşünceler, düşünceler, planlar, planlar.

    Clay ufak ufak gene o yalvaran halinden çıkınca Alois ellerini bırakıp gözlerini devirdi. Ve yine, Clay’in robot / oyuncak gibi bir şey olmasını diliyordu içten içe. Niye şu korkmuş halinde on beş dakikadan fazla kalamıyordu?! Tanrım! Kim bilir Clay’i kalıcı şekilde o moda sokmak için neler yapması gerekecekti Alois’in. Kendi kendine iç çekti. Zahmetli işlerdi bunlar. ‘‘Ne bileyim ışın kılıcın nerde. Git, ara, bul.’’ İkinci bir su vakasıyla Clay’i tekrar bayıltmak saniyenin binde biri kadar bir sürede aklından geçivermişti ama- hayır… İlk gün için fazla olurdu, sadece tehdit de yeterdi ama- Alois bugün kendini iyi kalpli bir insan gibi hissediyordu (her gün olmadığından değil tabi)… Bu yüzden bunu da yapmayacaktı.

    ‘‘Aman allahım, ucuzlarından olmaması senin için fark ediyor demek.’’ Pis pis sırıttı. ‘‘O zaman fakir olmalısın sen. Bu odaya nasıl paran yetti ha? Burslu falan mısın?’’ Bir an düşündü. Aaah, Clay fazla fakir gözükmüyordu ama… ‘‘Bir şeyimi çalmaya kalkarsan kafanı keserim.’’ Tekrar durdu bu sefer daha ciddiyetsiz bir düşünme pozunda. ‘‘Aha, baksana klasik ilk günlerindeki oda arkadaşı muhabbetine girişiyoruz! Dizilerde görmüştüm, hani birbirlerine kurallar koyarlar ya!’’ dedi heyecanlı heyecanlı. Hayır, Alois kuralları sevmezdi, en azından, kendisine etki edenleri. Ama birilerine kural koymak güzeldi, güç manyaklığı vol.2 ‘‘Tabii bu durumda senin bana kural koyma yetkin yok. Ama dur bakayım ben bir düşüneyim…’’ Clay’in yatağında iyice yayılarak düşünme pozisyonuna geçti. ‘‘Benden bir şey yapmamı istemeyeceksin. Beni uyarmayacaksın. Ne istersem itiraz etmeyeceksin ve eşyalarıma toplamak dışında dokunmayacaksın.’’ Gözlerini kıstı tavanın ona anlatmak isteidği bir şeyler varmış gibi. ‘‘Evet, sanırım bu kadar. Eğer bunları yapmazsan daaa…’’ kendi başının üstünde bir şişe tutup ters çevirir gibi yapıp su dökülme efekti verdi. Mesaj anlaşılmıştı herhalde.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


freddies gonna fred:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Salı Mart 06, 2012 6:50 pm

Clay fakir falan değildi. Tamam zengin olduğunu da söyleyemezdi -geçmişine dair hiçbir şey bilmiyordu ki- ama nereden geldiğini, kimden kaldığını bilmediği bir mirasın sahibiydi ve bu banka hesabı tüm o nerd eşyaları için sponsorluk görevini üstleniyordu. Eğer bu mirasın sahibi ebeveynleriyse iyi gizlenmiş olmalıydılar. Hesabın ucuna gittiğinde, hesabın kendi adına açıldığını öğreniyordu sadece. Hesabın sadece bu kısmını bilmek de işine gidiyordu hani. Kafasını bu gibi işlere yormaktansa, hayatına devam ediyordu. Bir yıl boyunca, vakti az değil miydi ki zaten? Memento filmini izlemişti. Olmayan bir şey uğruna hayatını parçalamaktansa, star trek figürleri toplamayı tercih ediyordu o.
Clay'in hayat felsefesini irdelemek de kimin haddine?
"Burslu değilim. Param var. Sadece bursluluk sınavına girip diğer gerizekalı kişileri zekamla ezmek istemedim." dedi başı eğik, gözlerini Alois'den ayırmadan. Hala sesi titriyordu aslında: hala yanı korku içinde, gözleri dolmaya hazır... Sadece can çıkmadıkça huy çıkmıyordu, o kadar.

Şimdi, eğer karşısında bir adet Alois olmasaydı birkaç cilt oda arkadaşı anlaşması yazabilirdi. Gerçekten, o her satırı özel ayrıntılar koya koya... Fakat hayatın acı çektirme anlaşması onun anlaşmalarından daha özenliydi ve kurallar gayet sıkı tutuluyordu. Hayat birisine ne kadar acı çektirirse o kadar zevk alacaktı birilerini yaşatmaktan. İşin ironisi yaşarken öldürme ironisi olsa da, hiçbir ironi mühim değildi şu noktada. ya da onun gibi bir şey...
Hiç düşünmeden kabul edecekti o kuralları da muhtemelen. Onun gibi bir zorba karşısında cılız bedeni ne yapabilirdi ki? Yavaşça, durumun vahimliği karşısında başı kalktı ağzı da aynı şaşkınlıkla açılarak. Gözleri yaşların izdihamına daha fazla engel olamazdı. Göz pınarından birkaç damla biriktiğini hissetti.
Hayır, hayır, hayır! Uzunca bir yılı oda arkadaşının zorbalıklarıyla mı geçirecekti? Hayır, hiçbir zaman birilerine yardım için Alois'in yaptıklarını anlatamayacaktı. O cesaret yoktu ki onda... Beteri, anlatsa dahi sonucu daha fazla eziyetle dönecekti.
Diğer kendi gibi olanlara neler yapıldığını çok iyi biliyordu ve önceki unuttuğu yıllarda da aynı eziyeti çektiği %75 kesindi de.

Ama neden? Aklından geçen bu soruyla daha da dudakları titriyor, bu sefer dumandan olmadığına emin olduğu bir sızıyla gözleri buğulanıyordu. Tabii gözlerinin görüşünü bozan bir diğer şey de muhtemelen gittikçe artan gözyaşları olmalıydı. Akmayacaklardı değil mi? Bir de akarak daha da durumu berbat hale getiremezlerdi. Göz yaşı görülürse Alois'in daha fazla üzerine geleceğine adı gibi emindi.
Dudakları aklındaki soruyu bir de sesli tekerrür etmek için oynamaya başladı. Ama neden? Hiçbir ses çıkmamıştı tabii o zangır zangır titreyen dudaklarda. Daha ilk günden neden zorbalığa maruz kalıyordu? Clay ne yapmıştı ki Alois'e?
Kim sadece bir sigaradan yola çıkarak buraya kadar gelebilirdi?

Uzunca bir yıl boyunca Alois'in kölesi olacaktı demek... tereddütsüz bu kurallara uyacağı ortadaydı. Fakat bir de kuralların su tehditiyle perçinlenmesi, işte o göz pınarındaki suları asıl harekete geçiren şeydi. Ona söylemişti ya az önce? Açık açık, lafı uzatmadan suyla ilgili sorununu anlatmıştı. Öyleyse neden? Neden bunu yapıyordu? Bu kadar kötü biri olamazdı, değil mi? Sonunda göz kapaklarında iyice birikmiş sular yer bulamayıp yanaklarına taştılar. Arkalarında ıslak, yapış yapış bir his bırakarak hızlı hızlı akarken çenesine doğru, öyle hıçkırarak salya sümük ağlamıyordu. Suratı şaşkınlıkla kala kalmıştı: gözleri açılmış hala dudakları titreyen bir halde Alois'in şaka yaptığını görebilmek umuduyla suratına bakıyordu.
"Neden?" dedi ince bir sesle artık güçsüz görünüşünün ne kadar zavallı bir izlenim bıraktığını umursamadan. İçinde bulunduğu çöküntü hissiyle de dünyanın en saçma düşüncesi olurdu kibir. Derin derin, kriz geçirmeye başlıyormuşçasına nefesler almaya başladı. Gözleri etrafta dolanırken yavaş yavaş geriye gitti, sırtını duvara dayayıp yine kendini ittirmeye başladı. "Ben... Özür diledim ya! Çok özür dilerim! Pardon! Ne olur affet beni! Ama- ah! Su olmaz! Hayır, hayır... Ah, hayır!" dedi mırıldanır gibi.

Çok yaşasın lise hayatı. Bu akademi de bir şeyi değiştirmeyecekti işte. Titreyen ellerini nereye koyacağını bilemeden yatağın kenarına doğru emekleyerek ilerlemeye başladı. Işın kılıcı. Evet, aklını dağıtabilirdi. Aklını dağıtmalıydı. Zira içinden yükselen o his kontrolünü kaybettirecekmiş gibiydi. Eh, kontrol kaybetmekten kastı bir şeyleri kırmak ya da krizlere girmek değildi, o tarz psikolojik sorunları hiç olmamıştı varsanıları, varsanılarından doğan, aslında elinde olmayan krizleri dışında. Hissettiği kontrol iyice onu bunaltan, fenalaştıran bir şeydi ve eğer kontrolünü kaybederse sesli sesli, yere kapanarak ağlayacakmış gibi geliyordu. Bugünü o kadar da kötü başlamamıştı halbuki, şimdi ise ağlamazsa hiç rahatlayamayacakmış gibiydi. Bir zorbalık devrinin başlayacağını anlatan o ilk günün onu bu kadar etkileyeceğini de hiç düşünmezdi...

Ama neden? Yataktan inerken son kez yine gözleriyle sorarcasına ufak bir bakış attı Alois'e. Tişörtünün artık ne kadar dağıldığını bilmiyordu. Bilse de bir şey değişmezdi hani. Yalpalayan adımlarla odanın ortasına doğru ne yapacağını bilemeden yürüdü. Derin nefes almaya çalıştı, titreyen göğsüyle beceremedi. Gözlerini yumdu, yeniden denedi. Kontrolünü eline almalıydı; daha fazla zırlayamazdı. Şimdi yapması gereken tek şey uzaklaşmaktı bir süreliğine de olsa bu berbat hissin sebebinden.
Üniformaları. Hala bu odanın dışında yapması gereken bir şey var mıydı? Sonunda ne yapması gerektiğini hatırlamış gibi boynu eğik, sırtı kambur bir şekilde kapıya doğru yürüdü. Adımları bir penguenin adımlarından sayılmazdı pek de farklı. Yani yalpalayıp tökezlemeye ant içmeleri dışında...
Kapıya ulaşınca gücü çekilmiş ellerini kapı tokmağına uzattı. Kapıyı açmayı denedi. Açılmadı. İlkinde bunun kendi güçsüzlüğünden olduğunu düşündü ancak ardından kapıya yüklenişi ve birkaç kez daha nafile deneyişinden sonra hatırladı Alois'in cebindeki anahtarı.
Bunu hatırlamak bile boğazındaki bunaltıyı arttırmaya, yeniden doğurmaya yeterdi. Ne olurdu sadece sessizce şu odadan çıkmasına bir imkan olsa?

Korkak, sinmiş bir kedi gibi döndürdü başını Alois'e. Korkak bakışlarını önün yüzüne döndürmeye denedi ama başaramadı. "Ameryliss?" dedi kısık hala korkusunu üzerinden atamamış sesiyle. Sesini duyduğuna fazla emin olduğunu da söyleyemezdi. Seslenmek için bir "hey" de diyebilirdi fakat o korkusuyla ağzından isminin çıkması bile üstün bir başarıydı ya... Yeniden göz göze gelmeye çalıştı Alois'le. Bir saniyeliğine ona bakmasının ardından yine kaçacak kuytu aramıştı bakışları. Açıklama yapmasına gerek olmadığını düşünüyordu öyle bir halde dururken. Konuşacak halde değildi. Sessizlik daha iyiydi.
Alois daha ona yaklaşmadan kapının epeyi uzak bir kenarına doğru geri geri çekilmiş, yere bakarak tişörtünün altında gizlenen sol elini dudaklarına yaklaştırmıştı yumruk yaparcasına kapayarak. Omuzlarının yüzünü kapamasını istiyordu ama, eh, onu daha sinik göstermek dışında pek işe yaradıkları söylenemezdi. Omuzlarıdan çoktan buruşmuş tişörtünden çıkmıştı, omzunu kendine çekince hissetmişti çıplak tenini. Teninin sıcaklığı biraz olsun kapının açılmasını bekleme anını hızlandırıyordu verdiği tatlı hisle.
Yeri sessizce izlemeyi sürdürdü, sürdürecekti de kapının açıldığını duyana kadar.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alois Ameryliss
Black Rose Akademisi Öğrencisi
Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Aslında soyum Prusya kraliyet ailesine dayanıyo lan! Yeminle!
Hobiler : Müthiş olmak
Namı : ALOIS THE AWESOME

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Salı Mart 06, 2012 9:38 pm

    Clay'in zekayla ilgili, ezik tavırlarına uymayan cevabına ‘‘Tabi canım. Eminim öyledir.’’ dedi Alois pis sırıtışıyla. Çocuğun zeki olduğunu direkt reddediyor falan değildi canım- çünkü pekala zeki olabilirdi de. Malum, garip hareketleri vardı ve zeki olmamasına rağmen böyle tuhafsa yazıktı günahtı. Eh, Alois dışındaki insanların kötü tarafları törpüleyecek iyi taraflara ihtiyacı vardı. Zeka vs. su dökülünce bayılmak gibi. Alois ise, sağ olsun, sıra dışı derecede müthiş bir insan olduğu için iyi taraflarını törpüleyecek kötü taraflara sahip değildi. İşte bu yüzden diğerlerinden iyiydi ve işte bu yüzden insanlar onun sözünü dinlemeli, sigarasını camdan atmamalı ve ona hizmet etmeliydi, ama hey, Clay’i çok da suçlamıyordu canım. İnsan ilk görüşte Alois’in normal insanlardan çok daha müthiş biri olduğunu nasıl anlasalardı ki? Clay gibi faniler, anlayamazlardı tabii.

    Çocuğun gözleri yaşarıp dudakları titrerken aynı sırıtmanın bir ufak versiyonuyla yerinde durmuş onu izlemeye devam etti Alois. Ne komik, odaya geldiğinde sigarasını camdan atacak kadar huysuz ve cesur görünen bu çocuk şimdi ne hale gelmişti. İşte Alois’in gücü… Gerçi görünüşe bakılırsa Clay’i bu hale getirmek için pek de bir güç gerekmiyordu. Ama Clay’i bu masum, titreyen, gözyaşlı yığın haline getirip de pişmanlık hissetmemek Alois’e mahsus bir şey olmalıydı. Yazıktı canım, vicdanı sızladığından değil, ona karşı sadece ağlayan bir bebeğe karşı bir akraba ne hissederse onu hissediyordu. Nefret falan etmiyordu ya da siniri bozulmamıştı –henüz.- Ama saçma bir nedenden dolayı, gereksiz yere ağladığını biliyordu ve bu onda pek de bir his uyandırmıyordu açıkçası- ah, sadist tarafı memnun ve huzurluydu tabii, orası ayrı.

    ‘‘Clay!’’ dedi topluluk içinde ağlayan çocuğunu azarlayan bir anne gibi şiddetli olmayan ama yapmacık da olmayan bir sinirle. ‘‘Kaç kere söylemem gerekecek, eğer sen istediğim gibi davranırsan bir şey yapmayacağım! Tanrım.’’ Bipolarlığı bir anlık- parlama bile denilmeyecek kadar ufak sinirini de lafı bittiği gibi alıp götürürken gözleri kendini toparlamaya çalışıyormuş gibi görünen Clay’de dolandı. Onu o kadar da hırpalamamasına rağmen üstü başı bayağı dağılmış duruyordu. Alois bir an nefesini tuttuktan sonra yavaşça güldü. Yazık, bu çocuk ne kadar garip bir çekiciliği olduğunun farkında değildi.

    Kalkıp kapıya ilerleyince bir an hafif şaşırır gibi olması ifadesine yansısa da sonradan biraz daha ifadesizleşti- o korkutucu haliyle değil, sadece ne yapacağını beklercesine bir boşluktayken bakıyordu Clay’e. Soyadını söyleyip kapının yanında durunca Alois de bir yandan gülümsemesini silmeye çalışırken hafif acır bakışlarla baktı bir süre Clay’e. Zavallı çocuk, zavallı, zavallı çocuk, diye düşünüyordu ama… Klasik bir acıma duygusundan değil, daha çok komik bir video izlerken birinin başına gelen şeye bir yandan güler bir yandan da yazık olduğunu düşünür gibi. Bir süre sırf Clay olduğu yerde gerilsin diye kıçını kaldırmayıp tavanı izledi, bitmek üzere olan sigara paketini yokladı ve ıslıkla Beethoven’ın 7. Senfonisinin başını çaldı.

    Sonunda kalkmaya tenezzül ettiğinde aynı ah-canım bakışlarıyla Clay’in yanına gitti, gene göz hizasına gelmek için hafifçe dizlerini büktükten sonra bir süre Clay’in gözlerini araştırdı. Ne şirin bir şey. Sonunda dayanamayıp ‘Awww’ gibisinden bir ses çıkarıp parmaklarının tersiyle okşarcasına yanağına dokundu. Çünkü Clay tövbe etmişti, çünkü Alois affediciydi. ‘‘Ah canım benim,’’ dedi az önceki Clay’i sevişi gibi bir ses tonuyla, ama bu sefer daha da yumuşaktı. ‘‘Ne güçsüz bir şeymişsin sen.’’ Normalde üzülürmüş gibi söylenen bir cümleyi, yine aynı vurguyla ama bir şekilde üzülmediğini belli ederek söylemişti. Yine de korkutma amaçlı değildi canım, Alois her zaman bir şeyi amaçlayarak davranacak kadar zeki değildi bir kere. Sadece Clay’in –ve herkesin- ne düşüneceğini bilmeden/umursamadan kendi isteğine göre davranıyordu, çok da mutluydu efendim.

    Clay’in fena halde ürkmüş tavırlarına karşılık televizyonda gördüğü korkan insanları teselli eden insanlar gibi ‘Şşş, geçti’ diye tekrarlarken yavaş hareketlerle sarılıp Clay'i göğsüne yaslayıp başını okşadı. ‘‘Gel bakayım oda arkadaşım, ah bak ilk günümüzde ne kadar yakınlaştık.’’ dedi kedi sever gibi yanağını Clay’in tanımlanamaz renkli saçlarına sürterek. Sonunda tüm yavşaklığıyla yanağından makas alarak Clay’i bıraktığında ne için geldiğini hatırladı ve anahtarını çıkarıp Clay'in önünde reverans yaparak kapıyı açtı.

    ‘‘Buyrun efendim, ve lütfen gelirken sigara almayı unutmayın.’’ dedi kalkarken yüzünde gülümsemesi düşmeden, gerçi ifadesi emir kısmında biraz.. farklılaşmıştı tabii, ama o kadarı da olsaydı değil mi canım? Aslında daha paket paket sigarası vardı çantasında, ama gelin görün ki Clay’in hizmetlerini test etmesi gerekiyordu. ‘‘Şunlardan olacak bu arada,’’ dedi cebinden bir anlığına çıkardığı paketi Clay’in zekasına güvenerek okuduğunu farzedip çıkardığı gibi cebine geri tıkarak. ‘‘Alman markası, ama buralarda da vardır herhalde.’’ Gayet de pahalı bir markaydı bir de, ama gelin görün ki Alois cüzdanına gitmeye üşeniyordu. ‘‘Madem fakir değilsin kendi paranla alırsın. Haydi Ciao bello!’’ dedi kapıyı kapatmadan sırıtarak yatağına dönüp.


●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


freddies gonna fred:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Clay Blackwell
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
Kirli Kan & Black Rose Akademisi Öğrencisi
avatar

Mesaj Sayısı : 177
Kayıt tarihi : 12/02/12
Yaş : 22
Soy Kökeni : Avcı
Namı : İtirafçı O.ç.

MesajKonu: Geri: F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası   Çarş. Mart 07, 2012 5:45 pm

Alois yaklaşmaya başlayınca bakışlarını kapıdan yöne çevirdi hemen açsın bitsin isteğiyle. Ne var ki bugün hiçbir şey düşündüğü gibi gitmiyordu, yani böylesine ufak, ufacık, tanrının oturduğu yerden tek bir el şıklatmasıyla yerine getirebileceği bir dilek dahi gerçekleştirilemeyecekti. Bu kadar basit.
Belki de Alois haklıydı... Belki de bulutların tepesinde ellerini şıklatan bir tanrı tıpkı düşündüğü gibi yoktu. Belki de tanrı, sahiden de aloisti ve çok kral bir sadistti... Şansına güveniyordu. Yarın yine güneşin doğacağı, Alois'in tanrı olma ihtimalinden kesin değildi o güvenilir şansına göre. Bugün bunu, sapına kadar anlamıştı.

Onun suratına baktığını biliyordu ki bunu bilmek onu olduğu yere daha çok sindiriyordu. Ellerini yanaklarında hissedince ürperdi bir an. Saniyede bir daha çok içini ürperten bu tavır değişiklikleri ani hava değişimleri gibiydi; zararlıydı her türlü ona. Bedenine hiçbir iz bırakmıyor olabilirdi fakat o gün ruhunu tepetaklak ettiği rahatça görülebilirdi sokak çocuklarının rezilliğinde sinişlerinde. Dudaklarını ısırdı hiçbir şey dememek için. Mutlaka bitecekti. Mutlaka çıkacaktı odadan. İlla ki Alois ondan sıkılıp dönecekti yerine... Ancak şafak öncesi karanlığı en güçlü silahını kullanmamıştı anlaşılan. Göğsüne kapanmışken yüzü Alois'in kokusunu hissetti derinden. Kollarındaki kişi vahşi ormandaki bir yırtıcı güvenilirliğinde olsa da bir anlığına nefesine karışmış o koku tüm duman işkencesini silip atmıştı; kazınmıştı zihninin derinlerine lanetine inat kazınıyormuşçasına.

Alois kapıyı açmak için çekildiğinde dudakları aralanmıştı o koklamaktan -farkına varamayacağı bir tuhaflıkta- hoşuna gittiği kokusuyla. Usul usul her dediğine başını sallayarak dışarı çıktı. Kapıyı arkasından kapatırken kalbi hala o "ama neden?" sorusuyla titriyordu tabii. Fakat bu seferki soruları Alois'in kokusuyla buğulanmıştı da.


rp bitmiştir.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●


j o u r n a l o f n o t h i n g n e s s
J o u r n a l N o 0 0

Çünkü iz bırakan anılar asla unutulmaz:
 


Alois Clayi Öpmüş:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
F-5 | Clay Blackwell ve Alois Ameryliss'in Odası
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Raw GM[Genel Başkanı] Randy Orton'ın Odası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Kanayan Ay  :: Londra :: Black Rose Akademisi :: Yatakhaneler :: Erkekler Yatakhanesi-
Buraya geçin: