Kanayan Ay

*Buraya random gothic cadılı söz geliyor*
 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Lee Nehrinin Duru Nostaljisi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Olivette Perdita
Kadim Altın Çember Üyesi
Kadim Altın Çember Üyesi


Mesaj Sayısı : 188
Kayıt tarihi : 18/02/12
Hobiler : Sophronia & Sophia ile takılmak.
Namı : Shahrazad, Hürrem

MesajKonu: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   Çarş. Şub. 22, 2012 6:13 pm

Şubat, 2011
Olivette Perdita, Eleanore


En son buraya yaptığı ziyareti üzerinden uzun zaman geçmemişti. Etrafında sürekli dolaşan ve sık sık yaptığı şeylerden haberdar olan sadece iki kişi vardı; kendi büyüleriyle canlı kıldığı yardımcıları Sophronia ve Sophia. Onları da normal insanlar arasına sokmadığından mıdır ki kendini rahat hissediyordu rütbesine, adına bakmadan geçmişe kaçmak konusunda. Aradan uzun zaman geçmiş olduğu için İrlandanın genç cadısını kimsenin hatırlayacağını da sanmıyordu. Kim gelip huzurlu akşamlarını çalabilirdi ki?
Yetişkinlik yıllarının çoğu burada geçmişti. Bir cadı için yaşanabilecek en kolay alanların yakınında bir kent... Onunla burada tanışmış, oğluna hamile kaldığını burada öğrenmiş ve en geçmiş kokanı, çırak cadısını bu kentte eğitmişti. Hayatının en anımsaması kolay yılları burada geçmişken, huzurlu bir öğle uykusunu andıran nostaljik anımsamaları için de elbette buraya gelecekti.

Demek Şubatın sonuna yaklaştıkça mart kendini sevdirmek için sırnaşıyordu İrlandalılara. Akşam üzeri karanlığı usul usul çökerken Londrada geçen hafta bir hayli bıktırmış olan dondurucu soğuk o kadar da hakim değildi ortama. Evet, hala ufak kar birikintileri köşelerde seçiliyordu ama yollar, sokaklar kuruydu, hafif bahar serinliğiyle yıkanıyordu. İrlandayı böyle hoş bir havada yakaladığı için memnundu tabii fakat bu da demek oluyordu ki martın şubattan daha bıktırıcı planları vardı insanlara.
Sopronia ve Sophia, o nehri uzaktan seyrederken ses çıkartmamaya dikkat ediyorlardı. Daima tebessüm eden iki yardımcıyla huzurlu yaşlılık yılları meşakkatli geçmiyordu kesinlikle. En muhtaç olduğu duygu meltemlerine kapılma anlarında da aynı anlayışlı tavırlarıyla Olivette'yi yalnız bırakmadan "öğle uykusuna" dalmasına yardımcı oluyorlardı sessizlikleri. Eh, gözleri kısık durgun nehre bakarken hiç seslerini duymuyor da değildi. Muhtemelen arkasındaki kediyi seviyor olmalıydılar ve arada gülüşmeleri, birinin diğerini kendisinin huzurunu kaçırmamak için susturması, ardından kedinin iki nazik el tarafından sevilirken miyavlamaları kulaklarına gelmiyor değildi. Ama, kim reddedebilir ki, bu ufak sesler de huzur tablosunun bir parçasıydılar zaten.

Üç gün önce Candice harici kimseye haber vermeden kaçmıştı bu kente. Candice'e haber veriyordu çünkü ondan ve oğlundan düzenli haber bekliyordu daima. En ufak önemli anda onunla iletişim kurmasını istediği tek cadı Candice'di. Sadece oğlu konusunda değil, her konuda... Ona güveniyordu. Çünkü onun da kendisine güvendiğini biliyordu.
Üzerinde soluk fuşya renkli klasik duruşlu bir elbise vardı. Durduğu yer o ufak evlere pek de uzak olmadığı için birilerinin onu cadı kostümüyle görmesi ihtimaliyle insanları kaosa sürükleyip hareketlenme yaratmak gibi bir niyeti yoktu. hem üzerindeki dizlerine kadar gelen pamuklu elbise de cadı elbisesi kadar rahattı...
Ufak bir rüzgar esti, kahverengi saçları havalanarak altında durduğu yapraklarını dökmüş akçaağacın dallarının gölgesine karıştı. Genelde esen rüzgarlar, çatlamış porselenler ona uğursuzluğu hatırlatmazdı fakat bu esiş adeta ufak bir tepkiydi gelen için. Sopronia ve Sophia'nın yere düşüş seslerini duydu; kedi mırıldanarak çalıların arasına atlamıştı. Duyuyordu. Fakat sonra, ortam uzaktaki evin lambaları açılmış mutfağından gelen çocuk sesi harici her türlü sesten temizlenmişti.
Nostaljinin ona getirdiklerinin farkındaydı. Fakat bu gelen nehrin sularının yapabileceğinden daha büyük bir boğucu geçmiş taşımıştı ona. Ona hoşgeldin demedi. İlk konuşanın o olmasını istiyordu...

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

    P o i s o n o u s A p p l e ;
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eleanore
Usta Cadı
Usta Cadı


Mesaj Sayısı : 59
Kayıt tarihi : 31/01/12
Namı : Menekşe Cadı

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   Perş. Şub. 23, 2012 6:00 pm

''Sıkıldım, yıkıl karşımdan.'' Rengini güllerden almış, tadını cennetin en sulu çileğini kıskandırmak istercesine tarifsiz kılan dudaklardan dökülen otoriter, lakin erkek dişi ayrımı yapmadan bulunan her varlığın başını döndürmeyi amaç edinmiş tını yankılanmıştı usulca kahverengi tonlarının hakim olduğu taş duvarlı odada. Eski bir Yunan heykelini andıran, adonis kaslarının tüm ihtişamıyla taçlandırılmış erkeğin çıplak bedeni kasılmıştı bir anda beklemediğini bir oğlan çocuğunun masumane tepkilerini andırırcasına. Yeşil renkli gözleri, usulca yatağın diğer tarafına çevrilerek kendisine hitap eden tanrıçanın söylediklerindeki ciddiyeti tartmıştı oysa bedenlerin ötesini, ruhları gören gözler kendisinden çok uzaklara çevrilmiş durumdaydı. Heykel usulca doğruldu yataktan, bedeninin alt kısmına yatağın üzerinde asaletin simgesi olarak bulunan bordo renkli ipek kumaşı doladı usulca. Sırtını Eleanore'a dönmeye cesaret edemeyerek ve sadakatinin sonsuza kadar ona ait olduğunu anlatmak istercesine geri geri yürüyerek çıktı gitti odadan. Menekşe cadının umurunda değildi bu saygı gösterileri, tıpkı bedenini tatmin etmesi için seçtiği ve az önce kovduğu bedenin adı misali. Uzun kirpikli bakışlarında varlığını sürdüren duygunun adını koymak zordu. Beklemekten sıkılmış mıydı yoksa umutsuzluk mu hakimdi ruhuna? Hayır. Düşüncesi dahi biçimli kaşların çatılarak cadının yüzünde bir çoklarının korktuğu o ifadenin oluşmasına sebep olmuştu. Eleanore kazanacaktı. Menekşe cadının zaferi asırlar boyu konuşulacaktı. O bir efsane olarak anılacaktı, tıpkı şu anda anıldığı gibi. Geçmişe hakim olmak mümkün değildi belki lakin geleceğin avucunun içinde şekilleneceğini düşünmek dudaklarında muhteşem bir tebessümün belirmesine sebep oluyordu. Cadı kendisine engel olamayarak kahkaha atmaya başladı, malikanenin her tarafından duyulabilen bu kahkaha karşısında çalışanlar korkuyla titremekten alamadılar kendilerini. Acıtan bir güzelliği vardı bu varlığın.

İnsanlar... Var olduklarını bilmek bile bir faninin bedeniyle kalıplaşmış yüce ruhunu sıkıntıya boğarken onlarla karşılaşmak öfke nöbetleri geçirmeye varana kadar sorunlar yaratıyordu kendinde. Onlardan uzaklaşmalıydı, belki de bu yüzden bulmuştu kendisini usulca kıyılara vuran tatlı Lee nehrinin kenarında. İpekten dalgalar misali omuzlarından düşen kahverengi saçları siyah renkli bir pelerinin kapüşonu ile gölgelenmişti. Viktoryan tarzı bordo renkli elbisesi ileriye doğru attığı her adımla karanlık bir perdenin arasından göz kırparcasına ortaya çıkıyordu. Adımlarının kendisini nereye götüreceğinden emin değildi, oysa hislerini takip ettiği her vakitte başına hoş olmayan şeylerin geldiğini tecrübe etmişti uzun ömrü boyunca. Bakışlarında büyüleyici bir umursamazlık taşıyordu bir kez daha, yakınlarından gelen çocuk sesleri kulaklarına ulaştığında da değişmemişti bu durum. Büyük bir asaletle, çok fazla çevrilirse kırılacakmış gibi narince çevirmişti başını seslerin kaynağına doğru. Adımlarının bir kez daha kendisini yönlendirdiği yerden ötürü ayıplarken önünü alamamıştı içine doğan duygularının. Bir ağacın altında, şu anda olduğu kişi olması yolunda en büyük emeği harcamış ve muhtemelen bunun için her geçen gün eğer var olduğuna inandığı bir tanrı varsa ona lanet okuduğuna emin olduğu kişi oturuyordu usulca. Kendi inanışına göre ise, tanrı kendisiydi. Nyks'in tek ve yegane reerkarnasyonu olduğuna dair inanışı tüm bedenini sarmalamış durumdayken bakışlarında doğuştan var olan kontrolcü ve etkileyici parıltıyı buna bağlamak çok yanlış olmamalıydı. İleriye doğru birkaç adım attı fani bedene sıkışmış tanrıça, akabinde konuşmaya başladı saf bir karanlığın sarmaladığı yumuşak sesinin, ustasının kulaklarında çınlamasına izin vererek. ''Duyduğuma göre peşime takılan bir kurt sürüsü varmış, onlardan biri olmadığına adım gibi eminim, onlar gibi değilsin Etta'm. Senin geleneklere ve eskiye muhteşem bir bağlılığın var.''

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Olivette Perdita
Kadim Altın Çember Üyesi
Kadim Altın Çember Üyesi


Mesaj Sayısı : 188
Kayıt tarihi : 18/02/12
Hobiler : Sophronia & Sophia ile takılmak.
Namı : Shahrazad, Hürrem

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   Cuma Şub. 24, 2012 3:10 pm

Ses tonu onunla ilk tanıştığı zamanki kadar masum gelmiyordu kulağa. Zaten hangi ahmak masumiyeti beklerdi ki çocukluğun beyaz örtülerini büyüyerek yırtmış birisinden? Yine de durumun mahiyetini düşünürse insanın yüzüne soğukça yanaşmış bir gerçek sarmaşığı gibiydi o olgun ses. Gözlerini usulca yumdu yapmak istemediği konuşmaya bir katkısı olacakmış gibi. Peşindeki kurtlar... Yaptıklarını düşünürse "sürü" kelimesini kapsayan grup günahkar yandaşları harici geri kalan herkesi kaplıyordu. Onun da içinde olması gereken grup... Cadı ölümleri artıp, avcılarla yapılmış anlaşma da su yüzüne çıkınca biricik öğrencisinin hain sayılıp idam kararı verilmişti Altın Çember tarafından. Görüldüğü yerde öldürülmesi gerekirken, neden kılını bile kıpırdatmadığını Eleanore'un da çok iyi bildiğini biliyordu. Dile getirmişti de zaten... "Yaşlı birinin elinde kalan son canlı şey de bu değil midir zaten?" dedi sakin bir sesle yavaşça. Nehrin kokularını içine çekti gözlerini bir saniye bile aralamadan. "Kokuyu duymuyor musun sen de? Dikkat kesil. Nasıl da şarkı söylüyor nehir doğanın esansıyla..."
Suskunluğunu sürdürdü içinde bulunduğu toprağın, bir parçası değilmiş gibi seslerinin kendi sesinden daha fazla çıkmasına izin vererek. Harmoniyi sömürmektense nehirle öğrencisine geçmişten kalma bir dersi vermek daha manalı olurdu...

Gözlerini açtı yarıya kadar. Yavaşça eski öğrencisine doğru döndü yüzünü. Sırtını nehre döndüğü zaman, batan güneşi de arkasına almıştı. Karanlıkla yüz yüzeydi artık. Ne nehrin esansına rol vardı o sahnede ne de nostaljinin kolalı dantellerine... İnsanların deyişlerle yavaş saniyeleri süslediklerine şahit olduğunu zamanları anımsadı. İçinde dönen deyişler saniyelerin geçmesi için dönmüyorlardı orada. Gözlerine sisleri veriyorlardı zira saniyeler düşünmeye mecbur ediyordu insanı. Geri sarımlı bir film gibi saniyeler de baştan oynatıyordu her şeyi. İnsan düşündükçe, gerçekler de altın sarmalı bir mücevher gibi deyiş oluveriyorlardı. Eleanore'u süzdü sessizce. Bakışları iğneleyici değildi; aksine bir tabloyu nasıl süzerse işinin ehli insan, aynen öyle inceliyordu eserini. Büyümüştü. Öyle ki kulağı geçecek kadar büyümüştü boynuz, kulaktan güçlü olmadığı ortada olsa da, diğer boynuzların baş edemeyeceği kadar büyüktü... Yüzüne yeniden geldiğinde, süzüşlerini orada durdurmadı. Süzmeye devam etti aynı şeyleri tekrar tekrar göreceğini bilse de. Gözlerine inanamıyor falan değildi. Onun içindeki potansiyelin her zaman farkındaydı. Sadece bunun geleceği güne hiç hazırlanmamıştı. Bu nedenle yaşlı deyişlerine, altınla sarmalanmış o sözlere ihtiyaç duyuyordu ya. Yüzüne vuran soğuk gerçeği biraz daha soğutabilmek...
"Buralarda olacağını sanmazdım. Ne deliğe girdiğini hiç tahmin edemedim ya. Menekşe Cadı'nın ne kadar meşgul, tahmin edilmez olduğunu herkes bilir..." dedi çenesi hafif kalkmış, imasını gizlemekten çekinmeyerek. Sözler ağırca çıkmıştı ağzından; sesi kadar ağır, gerçek yaşını belli eden, antika kokusuyla...

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

    P o i s o n o u s A p p l e ;
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eleanore
Usta Cadı
Usta Cadı


Mesaj Sayısı : 59
Kayıt tarihi : 31/01/12
Namı : Menekşe Cadı

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   Cuma Şub. 24, 2012 8:08 pm

Nehrin şarkısı mı? Bir anlık merak kapladı ruhunun derinliklerinde sıkışıp kalmış çocuksu yanını, büyüyerek kirlenmiş bedeninden sıyrılarak. Gözlerini kapatacak gibi oldu, sanki bir şeyleri duymak için gerçekten buna ihtiyacı varmış gibi oysa nehrin kendisine söylediği hiçbir şey yoktu. Uzun zaman önce kesilmişti tatlı melodiler ruhunu saran, o heybetli karanlık perde yüzünden belki de. Bunu umursadığı söylenemezdi zira onların dediklerini duyması değil, onların kendi söylediklerini duyması ve kaçınılmaz olarak itaat etmesi gerekiyordu. Menekşe cadı mutlak hakimiyetin peşindeydi ve bunun gerçekleşmesi için uğraşırken kendisine sonsuz istekler sunarak önünü kapatacak şeylere ihtiyacı yoktu. Nehrin ruhu kızmış mıydı kendisine, küsmüş müydü yoksa sadece susmuş muydu ihtişamından korkup? Dil uzatamıyor muydu kendisine artık, karşısında dikilmekte olan ve belki de Dünya kadar yaşlı sayılan cadıya anlattıklarının aksine? Sorularla kirletilemeyecek kadar saf ve basit inançları vardı menekşe cadının, dudaklarına takılan tebessümü ile birlikte bir rüzgar esmiş ve alıp götürmüştü sanki küçük kız çocuğunun, Dünya'yı tanımak adına yönelttiği soruları. Araladı dudaklarını, cadının beklediği cevabı verip vermediğini bilmiyordu ve zaten düşünmek adına herhangi bir çaba sarf etmeyecekti. ''Ne deniz ne de doğa, hiçbirinin benimle halledilecek bir meselesi kalmamış sanırım Etta, isteklerini bana fısıldamaktan uzak duruyorlar. Doğru bir karar vermiş olduklarını söyleyebilirim sanırım zira bir ölünün son nefesini andıran zayıf çığlıklarını benimle boşa harcamak saçmalık olurdu. Benim daha önemli işlerim var.'' Tebessümü genişlemişti artık apaçık bir gülümsemeyi ortaya koymaktan çekinmeyerek. Neydi hissettiği duyguların karşılığı, kibir mi, güç gösterisi mi? Kime karşı, sevgili ustasına mı? Zamanın kendisini getireceği yerden emin olmasına rağmen bunu yaparken izlediği yollar ne kadar da komikti sahi.

Sert hatlı yüzünün kusursuz varlığı inceleniyordu görmüş geçirmiş gözler tarafından. Eleanore kibirliydi, kendi tanrısal varlığına yakınlaşabilecek hiçbir şeyin nefes almasına ya da var olmasına izin vermezdi, veremezdi. Amaçlarına ulaşmak adına karşısına çıkabilecek her türlü varlığı kaldırmayı amaç edinmiş cadı karşısında kendisini süzmekte olan varlığa karşı anlaşılmaz duygular içerdiğini inkar edemiyordu bir türlü. Neydi kendisini ona karşı üstünlük taslamaktan alıkoyan, geçmişleri mi yoksa üzerindeki emek denilen, kişilerin ruhlarında bir çeşit borç hissi uyandıran kavram mı? Borçlu olmaktan nefret ederdi, en muhteşem cadı olarak her şeye egemen olmak istiyorsa özgür olmalıydı bir kuş misali. Hayır. Bir kuş gibi değil, özünde ki tanrıça gibi. ''Tahmin edilemez mi? Muhteşem bir yetenekle donatılmış tüm ruhların sahip olabileceğinden daha fazlasını istemiyorum ben. Sadece her şeyi istiyorum.'' Kelimenin üzerinde durdu, zira bir cadı için kelimeler her şey demekti. Kullandığı ise belki de en kuvvetlilerden idi, omuzlarını dikleştirdi usulca. ''Ne o, bana kızgın mısın yoksa? Ah hadi ama!'' Ellerini iki yana açtı ve kendi etrafında usul bir kahkaha atarak döndü tanrıça. Etekleri kutsal bir dansa ayak uydurmaya son derece meraklı bir biçimde eşlik ediyordu kendisine. Sesi tekrar tekrar yankılandı nehrin ya da ağaçların uğultusuyla boy ölçüşerek ve elbette daha kudretli olan kendisiydi; her zamanki gibi. ''Sence de fazlalık yapmaya başlamamışlar mıydı, ben sadece ormanın kanunu uyguluyorum. Güçlüler her daim ayakta kalır Etta, bu yaşında hala eski bir çınar misali karşımda dikilmen ve varlığınla birçoklarını titretmen bundan kaynaklanmıyor mu sence de? Tek yaptığım doğanın işini hızlandırmak.'' Yüzüne kondurduğu hastalıklı derecede zevk alan ifade yerini usulca daha az sevecen, ne var ki daha etkileyici ve elbette korkutucu bir ifadeye bırakmıştı. Dudaklarını yaladı menekşe cadı. ''Ve tabii sonra da onu bana boyun eğdirmek. Görüyorsun ya, çok da karmaşık değil.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Olivette Perdita
Kadim Altın Çember Üyesi
Kadim Altın Çember Üyesi


Mesaj Sayısı : 188
Kayıt tarihi : 18/02/12
Hobiler : Sophronia & Sophia ile takılmak.
Namı : Shahrazad, Hürrem

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   Cuma Şub. 24, 2012 9:32 pm

Tabi ya, ona ne şüphe? Süzüşlerini durdurdu o konuşmaya başlayınca. Yüzü sert bir ifadede sabitlendi. Bir heykel gibi kilitlenivermişti her yüz kası. Kaşları çatık, dudakları mühürlüymüşçesine kapalı, içinde ne olduğu bilinmeyen gözlerlerle öylece Eleanore'a bakıyordu. Ayıplamıyordu, söylediği her şeyin soğukluğunu kendisine geri gönderebilmek için bir duvar gibi sert olmuştu çehresi. Ayıplamaktan daha öte hissettirebilmek için. Ayıplamaları umursamayacak kadar büyümüş, güçlenmiş çiçeğine ancak saçtığı karanlığı geri gönderirse anlatabilirdi aslında o büyüklüğün ne olduğunu.
Hiçbir şey demedi. Bakışları söyleyebileceğinden daha ötesindeydi. Fakat asıl susma nedeni şahit olmak istemesindendi: O başın daha ne kadar kalkacağına, nereye kadar o ellerinde yoğurduğu ruhun kabaracağına... Her yerde duyuyordu o adın hangi bulutları ardından bırakıp geceye hükmettiğini. Tahmin ettiğinden daha da yükselmişti demek. Ya da küçümsüyordu belki de... Tam da tahmin ettiği kadar merdiven çıkmıştı içindeki bencilliğin kir yumağı. Öğrencisi değil, içindeki kirli kan kaynıyordu, boyunu aşıyordu.
Fakat ne yazık ki nihai düşüşün çanları çaldığı zaman yere çakılıp paramparça olacak taraf öğrencisiydi. Sadece düşüşünü sertleştirecekti ağzından çıkacak her "ben". Evet, sonuna kadar yanında olacaktı, fakat şimdi ona tattırdığı rüyanın balı boğazından geçerken bir anda zehre dönüştürmek için içinde okşuyordu onu.
Biliyordu. Onu kendisinden iyi kim tanıyabilirdi ki? İnsanlık kelimesinin oluşumuna, her ruhun olgunlaşmasını görmüş bir cadı onun gibi her rengi tatmamış mıydı?

Kahkahası sildi süpürdü biraz ötedeki evin yaşayan seslerini, nehri ve nostaljiyi. Lakin tepki vermemekte kararlıydı. Bu sefer nerede tepki vereceği en net haliyle oluşuyordu zihninde. Sustu çünkü aklındaki sorular kelimelerini dışarı vurmaktan daha fazla önemliydi o an. Ne zamandan beri açılmıştı bu cadının ağzı bu kadar? Ne açmıştı onu? Cadı olmanın masum ve dünyayı kurtaran bir şey olmadığını biliyordu. Şimdiye kadar yüzlerce insanın lanetini üzerine çekmişti yaptıklarıyla. Pişman olduğunu da düşünmüyordu tabii. Bir teraziyi oynatmaya çalışan dürüstlük budalalarının şiirini okumayacaktı. Okuyacağı şiir şapşalları anlatan bir şiirdi. Oturup her şeyi başından beri izlemiş bir ozan tarafından dile getirilen o şarkı...
Karmaşık kelimesinden sonra üzerindeki yaşlı yavaşlığı silkip atıverdi bir anda. Hızla ve sağlam bir şekilde ileri bir adım attı, elinin tersiyle tokatını yapıştırıverdi öğrencisine. Suratındaki ifade hala bir dehşet ibaresi sızdırmıyordu. Uyuşturuculu bir rüyada uyuyan birini uyandırmak için atılmıştı o tokat.
"Ne yaptığını biliyor musun sen?" Sesi kesinlikle önceki söyledikleri gibi huzurlu veya sabit çıkmamıştı. Attığı tokatın bir diğerini de kelimeleriyle atmak istiyormuşçasına sert, üzerlerinden usulca bastırılmış bir şekilde dudakları tarafından biçimlendirilmiş...
"Orman kanununun neresinde gölgeden hayaller uğruna ormanı yakan birine dair bir şey var?" Tam önünde dururken hemen geri çekilmedi söylediklerinin etkisini çabuk yitirmemesi için. Sükunetin ürkekçe yaklaştığını hissettiği zaman iki adım geri atarak gözlerini kıstı, yavaşça yüzünü nehre çevirdi.
"Yalnızca küçük insanlar aslında var olmayan şeyleri büyük bir şeymiş gibi zannedip, şapşal bir kedinin ışığı kovalaması misali peşinden koşar hiç yakalayamayacağını bilmeden. Sadece küçük insanlar her şey der... Nehrin rapsodisi. Belki de arada susup söylediklerini duyabilmek için yalvarmalısın yaşlı nehre. Eski derslere karşı bir hatırlatmak adına..."

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

    P o i s o n o u s A p p l e ;
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eleanore
Usta Cadı
Usta Cadı


Mesaj Sayısı : 59
Kayıt tarihi : 31/01/12
Namı : Menekşe Cadı

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   Cuma Şub. 24, 2012 10:19 pm

Yine o bakış. Çırak bir cadı iken ne yanlış yaptığı iksirler korkuturdu kendisini ne de ölü bedenler. İnsanlar dahi midesini bulandırmaktan çok uzakta iken iliklerinde bir titreme yaratan, ruhunu daraltan tek şey bakışlarıydı afili cadının. Tuhaftı aslında, cehennemin çukurlarını cennet sayabilirdi ne peşindeki kurt sürüsü korkutuyordu kendisini ne de başarısızlık fikri. Cadı, hiçbir korkusunun olmayacağını söyleyebilecek kadar dik kafalı iken kendisini herkese inandırabilirdi belki oysa en başta kendisi olmak üzere kandırıyordu her bir bireyi. Bakışlar ya da bakışların ardındakiler. Dudaklarını ısırmak gibi bir girişimde bulunmak zayıflığını gösterecekti bu yüzden çattığı kaşlarla beklemekteydi usulca dökülecek kelimeleri. Beklediği gerçekleşmedi, aldığı şey kelimelerden ziyade tenin tene teması idi. Hafifçe yana çevrilmiş yüzüne irice açılmış gözleri eşlik ediyordu soğuk rüzgar etraftaki birkaç çöpü havalandırdığında. Rüzgarı yanağında hissedebiliyordu, zonklamayı da. Kelimeler zihninde yankılanıyordu elbet oysa duymaktan çok uzaktaydı zira gözlerini kırpmak dahi imkansız gibiydi o anda. Sonra kendisine yakışanı yaptı menekşe cadı. Eliyle usulca yanağını tuttu ve histerik sayılabilecek bir biçimde titremeye başladı narin omuzları. Hıçkırıyordu, hıçkırıklar önce hafif kıkırdamalara hemen ardında da etraftaki tüm huzuru kaçıran muhteşem kahkahalarına başlamıştı cadı. Yüzsüz mü oluyordu bu derece eğlenebildiği için yoksa başka bir şey mi? Sesler etraftaki tüm kuşları kaçırırken yukarıya doğru yükselmiş inci misali parlayan çenesi inmişti asaletle bir kez daha aşağıya. Dudakları nihayet birbirine kavuşmuş, sesler içinde yankılanmak ile devam etmeye başlamışlardı yolculuklarına. Birkaç saniye daha, hemen ardından siyah kapüşonunu geriye düşürecek biçimde saçlarını geriye savurmuş ve gerinmişti cadı muhteşem tebessümüyle. Ne yaptığının fazlasıyla farkındaydı.

Bir anda yok olmuştu az önceki neşeli varlık. Efsunları barındıran gözlerindeki mutluluk ifadesi sönmüş, dudaklarının kıvrımlarında alışık olmadıkları bir tebessümü barındıran mimikleri normal hallerine dönmüştü. Cadı ürkütücü bir boşlukla bakıyordu şimdi, tıpkı ustasından öğrendiği gibi. Birçoklarını bu şekilde kontrol edebilmişti, şimdi ise belki de asla kontrol edemeyeceği ve belki de kendisine gerçek anlamda zarar veremeyecek olan tek cadının karşısında dikilirken takmıştı bu maskesini. Hoş, maske olanın hangisi olduğunu seçebilmek zordu. ''Gölgeden hayaller mi? Ben sadece layık olduğumu alıyorum yaşlı cadı.'' Sesi en az bir ölü misali donuk çıkarken etrafında yankılanan karanlık aura seçilebiliyordu kolaylıkla. Uzun kirpikli gözlerini kırpıştırdı bir kez daha konuşmaya başlamadan önce aralık dudaklarının eşliğinde. ''Yapabilecek gücümün olduğunu biliyorsun ve bundan endişe ediyorsun. Son haberler kulağına geldi değil mi Etta? Felsefe taşı ile ilgili olandan bahsediyorum.'' Durup karşısındaki cadının tepkisini bekleyebilecek kadar sabırlı ya da düşünceli bir varlık olmadığı yeteri kadar ortada olmalıydı. Ayın muhteşem parlaklığına sahip uzun parmaklı narin eller usulca gezinmeye başlamıştı acıyı tatmış yanağında. Konuşmaları karşısında duran bir varlığa hitap olmaktan ziyade kendi kendisiyle konuşmaya benziyordu artık yapılan bir temkin misali. ''Bana tapıyorlar. O taşa sahip olduğumda ise karşımda hiçbir kuvvet kalmayacak. Boş hayaller mi? Şu anda bulunduğumuz durumda, sence de benim kellemi isteyen cadıların hayalleri daha boş sayılmaz mı?''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Olivette Perdita
Kadim Altın Çember Üyesi
Kadim Altın Çember Üyesi


Mesaj Sayısı : 188
Kayıt tarihi : 18/02/12
Hobiler : Sophronia & Sophia ile takılmak.
Namı : Shahrazad, Hürrem

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   C.tesi Şub. 25, 2012 3:15 pm

Bir kıvılcımın bir şehri yakması gibi yayılan kahkahalarıyla kaşlarını çattı Olivette. Sözlediklerini ne kadar manasız geldiğini ustasına söylemek istercesine etrafındaki her şeyi kahkahasıyla hizaya alırken sadece kaşlarını çatarak o hafif şaşkınlığını belirtebilirdi. İçinde şaşkınlık öyle büyük bir şey değildi. Sadece merak ediyordu aklından geçenleri; hayır, aklından geçenlerin sonuçlarını... Kahkahasıyla birlikte siniverince akşamın konukları, güneşin de ufukta iyice battığını gölgelerden anladı. Demek o da Eleanore'un karşısında durmaktan çekiniyordu...
Duru benliğiyle konuşmaya başlayınca o kalkmış omuzları da yumuşayarak düşüverdi. Kim duymamıştı ki efsanenin doğuşunu. Nitekim ona göre efsane falan değildi o şey. Eşi benzeri bulunmayan, bir insana verilebilecek en büyük zehirdi. Simyacılar, en büyük eserlerini yaratmıştılar. Kimsenin yapamayacağı kadar büyük bir güç, hikmet ve açlığın talihsizlik sihri. Sonsuzluk. Bir insanın başına gelebilecek en dipsiz lanet.
"Ne istediğine dikkat etmeli kişi daima. Çukura düşmeden çukurun karanlığını tahmin edemezsin. Kötülük her zaman bir maskeyle dolaşır. Maskenin arkasında nasıl bir şey olduğunu bilebileceğini, onunla baş edebileceğini sanmak bir ahmağın en müptelası olduğu huy değil midir ki? Bir ahmak olmaya ne zamandan beri heveslisin Eleanore?" Ona ismiyle hitap etmeyi sevmiyordu. Öyle ki tam ismiyle seslenmek sadece aralarına birkaç arşın daha mesafe katardı, Olivette ona bir adım daha atmışken tam da... İyice ağacın gölgesi altında kalmıştı artık. Güneş çoktan çekilmiş, gökyüzünün açık mavisi morla karışmış bir lacivert oluvermişti. Artık nehrin kıyısında kalan evlerin hepsinin ışığı yanmış, nehri yıldız sepetine dönüştürmüşlerdi. "Sana öğrettiğim ilk ders bu değil miydi Nora?" Böylesi daha iyiydi. Tıpkı onu eğittiği yıllardaki gibi... "Hiçbir şey tamamen saf, hiçbir armağan tamamen yararlı değildi. Kendin harici hiçbir şeyden medet ummamalısın." Kınamak için konuşmuyordu. Aksine sesinde verdiği öğütün saflığı çıplak bir şekilde kendini belli ediyordu.

"Ne var ki reddedemem. Layık olduğun her halinden belli benim tatlı Noram. Hangi kelimelerle azarlarsam azarlayayım, yüzüne baktığım zaman orada olduğunu görebiliyorum." Gözlerini daha yavaş bir şekilde kırpmasının ardından daha sakin bir bakışa sahip olmuştu. Öyle ki dudaklarında belli belirsin bir tebessüm kıvrımı bile vardı huzur verici. Sevecen görünümlü olmasa dahi o yanardönerli saydam tebessümü, bir yaşlının torunlarına yanlış yolda olduklarının ve dönmenin çok geç olduğunu söylediği keder dolu tebessümlerle kardeş sayılırdı.
"Güçle yıkanmak maharet ister. Sadece olgun olanlar gücün varsanılarına kanmadan gücü elinde tutabilecek kadimliğe sahiptir. Seni düşmanım olarak görmek istemezdim Nora. Yanımda, Altın Çemberde birlikte olabilirdik. Birlikte eserimiz çığlıklarla adımızı yazdırabilirdik. Senin yönteminle değil, ormanımızı yakmadan..." İleri bir adım atıp yavaşça Eleanore'un kahverengi saçlarının arasına soktu parmaklarını. Öğrencisinin saçlarını uykuya davet edercesi bir naziklikle okşarken sesi iyice sakinleşmişti. "Sana güç yakışıyor güzel kızım. Adın korkuyla anılmak için konulmuş gibi. Dolunayla şereflenmeyi dünden beri hak ediyorsun. Hatta diğer yaşlı, işe yaramaz cadılardan bile daha çok... Ama böyle değil. Hayır, dünyayı yıkmadan, dünyayla dans ederek zararı vurmak... İşte o zaman adın hakkaniyetle bezenmiş bir heybeti taşır içinde. Yanımda olmanı isterdim, güzel kızım. Oysa şu haline bak. Yanıyorsun, haberin yok."

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

    P o i s o n o u s A p p l e ;
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eleanore
Usta Cadı
Usta Cadı


Mesaj Sayısı : 59
Kayıt tarihi : 31/01/12
Namı : Menekşe Cadı

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   Çarş. Şub. 29, 2012 9:22 pm

''Kötülüğün ne demek olduğuna kim karar veriyor validem, siz mi yoksa kellemin peşine düşmüş sürü zihniyetliler mi?'' Saçlarının arasında gezinen ellerdi belki tebessüm etmesinin sebebi lakin zihninde gezinen fikirlerdi gözlerinde parlayan yıldızların kaynağı. ''Varlığına acıdığım insanların gözünden bakıldığında, kötü olanlar biz cadılarız. Cadıların gözünden bakıldığında ise kötü olan tarif edilemez öyle değil mi? Üzülerek söylemek zorundayım ki, bahsettiğin maske şu anda seninle benim aramda duran şey. Maskenin arkasında ben varım Etta, bütün kudretimle dikiliyorum ve sen, zihninde yer edinmiş küçük masum Nora'nın hayaliyle bunu görmeyi ret ediyorsun.'' Kafasını rüzgara tutulmuş misali salladı hafifçe sağa sola, saçlarının üzerinde bir ihtimal birikmiş tozların savrulması misali fikirlerinin de savrulacağını umarak ne var ki kök salmıştı cadınınkiler ve belli ki bir yaşam kurmuşlar idi kendilerine. Öyle bir aşamaydı ki onun ki, dönülemezdi artık bu yüzden nafileydi dökülen yakarışlar ve belki de ikna çabaları. ''Ben kendimden başkasından medet ummuyorum. O taştan medet umanları kullanmak ah evet, işte tam olarak istediğim şey bu. Gözlerini ellerimde tutmakta olduğum ve muhtemelen tamamen gereksiz varlığa dikip istediğim her şeyi yapacaklar. Sırf bir gün onları umursamamı umarak ne var ki tanrılar bencildir, bilirsin. Sıradan ölümlülerin istekleri hiçbir zaman ilgi alanıma giremeyecek ne kadar da yazık.'' Cadı yana doğru çevirdi asil başını saçlarıyla bu kadar oynanmasını yeterli gördüğünü söylemek istercesine. Adım attı göle doğru, gözlerini dikti ufuklara ve kaldırdı başını yavaş yavaş kendisini göstermeye başlamış akşam yıldızına. Etta'nın hala kendisine dair duyabildiği şefkat hissine verebilecek bir karşılığı yoktu, içinde iyiliğe dair en küçük kırıntıları dahi öldürmüş, muhteşem olmak ve bir tanrıçanın ruhuna yakışmak adına fani olan her şeyden vazgeçmiş ruhu şaşkındı bu yüzden.

''Herkesi kendin gibi zannediyorsun öyle değil mi Etta?''
Dudaklarına yapışan tebessüm bu sefer görülemiyordu cadı tarafından oysa az önce ona sergilediği tüm yüz hatlarından daha gerçekti belki. Derin bir nefes doldurdu ciğerlerine, gözlerini kapattı hissedemeyeceğini bildiği ruhlara bir şans daha vermek adına. Kendisini çağıran sesler sadece ölülere aitti. Belki de kardeşlerinin kendi bencillikleri ve sırf daha güçlü oldukları için kendilerini iyi taraf sayan Zeus ve Poseidon'un diğer kardeşi Hades gibiydi Eleanore. Adı kötülükle anılmak için vardı ama neyin iyi neyin kötü olduğuna kim karar veriyordu ki? Ben diye fısıldadı iç sesi bedenini titreten bir tını ile. ''Söylesene, yanında savaştığın kişiler neye inanıyorlar. Sen neye inanıyorsun, bu Dünya'nın şu anda var olduğu haliyle yeteri kadar iyi olduğuna mı? Ellerinde var olan güçle istedikleri her şeyi yapabilen farklı gruptan kişiler, üstelik sadece kendi üslerine hesap sormak zorundalar. Her farklı tür, farklı bir inanışa hizmet ediyor. Sen istesende, istemesende bu Dünya ölüyor. Ben işini kolaylaştırıyorum ve elbette tüm istediklerimi elde ettiğimde ölülerin tanrıçası olarak hakkım olanı elde etmiş olacağım.'' Başını porselen bir biblonun hareketsizliğini andıran kırgınlıkta çevirdi sağ omzunun üzerinden ve dikti gözlerini bir kez daha yaşlı cadıya. Mahcup muydu ifadesi yoksa başka bir anlamı mı vardı, buna onun karar vermesi gerekecekti. ''Ve o gün geldiğinde, ne denizin sesine ihtiyaç duyulacak ne de ormanın. Sadece ölülerin sesi.''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Olivette Perdita
Kadim Altın Çember Üyesi
Kadim Altın Çember Üyesi


Mesaj Sayısı : 188
Kayıt tarihi : 18/02/12
Hobiler : Sophronia & Sophia ile takılmak.
Namı : Shahrazad, Hürrem

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   Cuma Mart 02, 2012 6:04 pm


Yüzünü çevirince o da ellerini usulca çekti eski çaylağının saçlarından. Söylediği her öğüde karşın Eleanore'un dipsiz kibir kuyusunun söylediklerini bir bir yuttuğunu görünce ağzını açmanın ne kadar amlamsız olduğunun sıkıcı farkındalığını yaşadı gözlerini kısarak. Gelecek görücüsü cadılarla işi olmamıştı o zamana kadar. Hiç cadı güçlerini öngörü için de kullanmamıştı... Fakat Eleanore'un dudaklarından dökülen kelimeler öylesine kesin bir ağırlıktaydı ki, işin sonunda herkesin içine atlayacağı çukurda söyledikleri, yaptıkları onu daha da derinlere batıracaktı. Bunu görebilmek için büyüye ihtiyaç duyamıyordu...
"Kötülük bir kişi olamayacak kadar kurnazdır. Kötülük kalbinden gelen fısıltılardır. Ne ben bilebilirim kötülüğün hakiki suretini, ne dünyanın en bilgesi. Çünkü aynada yansıması olan herkes kötülüğün ayrı bir rengidir sadece. Mühim olan vaadedilenin içindeki zehri fark edebilmek. Pandoranın kutusunu hiç duymadın mı?" dedi eski sert ses tonuna dönerek. "Bu aralar buluşmalarımızı arttırmalıyız belki de... sana anlatmam gereken masallardan biriymiş gibi duruyor. Eski günlerdeki gibi..." Bir anlık dudaklarında bir gülümleme oluşurmuş gibi oldu ilk defa sesinde alaycı bir ton barındırarak. Alaycı tonu kalıcı bir belirginliğe sahip olamamıştı. Hiçbir zaman kabul etmediği bu kibirli sesini kullanmayı altın çember tarafından kabul gördüğü zamandan sonra dahi düşünmemişti.

Sorusunu cevaplamadı. Eleanore'u görmezden gelip ilerledi, ağacın altında yere yığılmış yardımcılarına eğildi eteğini toplamadan. Yavaşçe elini boyunlarına koydu soğukluklarına bakmak için. Özel simyacı karışımlarıyla süslediği bedenleri yıkaması gerekecekti... Sophronia'nın yüzüne düşmüş saçını özenle kenara çekerken asıl dikkat kesildiği şey elbette Eleanore'un sesiydi. Sadece sorduğu soruları duymamıştan gelmeyi kolaşlaştırıyordu aralarındaki mesafeyi açmak. Elijah'ını duyacak olurlarsa en yakın yandaşları dahi altın çemberde namını daha da yükseltmek adına boğazına yapışacaktı ne de olsa. Adının haine çıkması an meselesi sayılabilirdi bile. Kanayan Ay ayini için o avcıyı kullandığı söyleyebilirdi tabii, eğer sıradan bir cadı olsaydı. Artık adını unutması gerektiği avcının, en değerli şeyi saydığı oğlunun kılına gelebilecek en ufak zarar dahi derinden yıpratmaya yeterdi onu. Eh, o heybetli altın çemberin Olivette Perdita'sı heybetinin altında ufak bir çürük taşıyordu...
"Değiştirebilirim. Değiştirebiliriz. Değiştirebilirler. Hatalar doğru yolu bulmak için vardır Nora." dedi sakin bir sesle bu sefer de Sophia'nın saçlarını toplamaya başlayarak. "Düşmeden merdivenden çıkmayı öğrenemez bu dünya. Sen istediğine inan, henüz kundaktaki bir bebek bu toprak. Belki de onun merdiven çıkmasını öğretecek bir önayak olacak senin düşüşün kim bilir?" Söyledikleri ne yalancı bir masumiyetti ama... o bile aldanamıyordu bu adaletçi sözlerine. En korkulan cadılardan biri sırf tersini savunmak adına kelimelerini harcıyordu sanki... Yine de her şeyi yakıp yıkacak bir hortum düşmanının da ülkesini yıkacak olsa da, her şeyi de beraberinde götürmesine göz yumamazdı. "Bir azize olduğumu iddia edemem. Sadece, bizler, sabit bir doğru olmasa da, kendi doğrularımızı korumak için hayattayız. Savunduğum doğru, üzerine savaş açtığım taraflara da ufak çaplı bir zafer armağan edecek olsa da... Sahip olduklarımı, bu toprağı kibrine kaybetmeyi göze alamam Nora. Ne yazık ki bağlı olduğum evrene sadakatimi yitiremeyecek kadar yaşlandım. O gün geldiğinde, orada olmamayı diliyorum. Ancak yıkımın köyüme girecek olursa, yıkıma dahil olacağımı üzülerek söylemeliyim." En büyük eserini kendi elleriyle yok etmek... Ne dehşet verici bir düşünceydi bu? "Ölümü getiren ölümle birlikte göçer gider." Belki de bu iklimler için eski moda kalmaya başlamıştı iyice... Zaman mı ilerledikçe değişiyordu, yoksa zamanla üzerine binmiş yıllar mı eskitiyordu onu, tahmin edemeyecekti hiçbir zaman. Tek bildiği bu dönüşün başını da döndürdüğüydü.

●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

    P o i s o n o u s A p p l e ;
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eleanore
Usta Cadı
Usta Cadı


Mesaj Sayısı : 59
Kayıt tarihi : 31/01/12
Namı : Menekşe Cadı

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   C.tesi Mart 10, 2012 4:11 pm

Karşısındaki cadının sahip olduğu gücün böylesine saplantılı fikirlerle çevrelenmiş olduğunun farkındalığına varan bedeni kaskatı kesilmişti o an için. Yumruk yaptığı elleri miydi sinirlenmeye başladığını ifade eden yoksa kısılmış gözleri miydi hedefine odaklanmış bir biçimde gören? Gül renkli hoş dudaklarından dökülebilecek her türlü saygısız cümleyi, kelimeyi, heceyi ve hatta harfi yutmalıydı sırf şu Dünya'da asla değişmemesi gerektiğine inandığı o mecazi şeyi korumak adına. Saygı ya da vefa değildi düşündüklerini destekleyen hissi, aile bağı idi. Zeus'un bile doğumundan ölümüne korktuğu Athena'yı önce yuttuğunu, akabinde en sevdiği evladı haline getirdiğini anımsarken tebessüm yayıldı dudaklarına Nyx'in. Aile sıfatını yapıştırmayı göze alabileceği tek kişi karşısında dikiliyor ve kendisine, kendisinin sonunu getirebileceğini söylüyordu öyle değil mi? Siniri rüzgarlarla birlikte savruldu, yüzündeki ifade konuşmanın temasına hiçbir şekilde uymayacak bir huzur içeriyordu. ''Zeus, Athena'yı onu yok edebileceği ihtimalini bile bile bağrına basmıştı.'' Bunun ne demek olduğunu açıklama gereğini duymadı kendisinde zira Etta, bilge cadılardan biri olarak söylenmeyen şeylerin belki de en çok farkında olan kişi olmuştu her daim. Eleanore, gözlerini kapatarak başını iki yana salladı aklına getirdiği fazlasıyla iyimser ve gerçekleşmeyeceklerine emin olduğu halde hala küçük bir kız çocuğu misali inanmaktan vazgeçemediği, kendisinin tek zayıf noktası olan fikirlere. Onun gerçek ailesi değildi, bir anne ya da ablanın desteğini beklemek saçmalık idi.

''Eğer ölüm beni de yanına alacaksa ona kollarımı açacağım Etta ve yüzümde en baştan çıkarıcı ifademle kucaklayacağım onu. Ölüm varlığım ile şereflenecek ve ölüm olmaktan çıkacak belki de, bir tanrıçanın ölümü onu kutsal kılacak. Herkes değişmekten korkar yaşlı cadı, biliyorsun öyle değil mi? Ölümde beni aldığı takdirde karşılaşacağı değişimin farkında ve sana bir sır vereyim; bundan deli gibi korkuyor.'' Azrail ile dalga geçmek ne ilk defa yaptığı bir şey idi ne de son. Ölümün ellerinden tekrar tekrar kurtulduğu anlar gözünün önünden geçerken aslında tüm hayatı boyunca onunla vals yaptığı fikri gittikçe daha fazla yatıyordu zihnine. İki eski sevgili gibiydiler, birbirlerini sürekli kovalıyor lakin birbirlerine tam olarak kavuşacakları o anın muhteşem olmasını istediklerinden hiçbir şekilde birbirleriyle özlem gidermiyorlardı. Karşılıklı durmuş dans ediyorlardı, zamanı geldiğinde ya Eleanore ölümü ellerinin arasına alacaktı, ya da ölüm onu sonsuza kadar kucaklayacaktı. ''Valide, olduğunuz yerden cidden memnun musunuz bu kadar? Hiç, her şeyin başka türlüde ilerleyebileceğinin hayalini kurmadınız mı? Ben hayal ediyorum öyle ki hayaller zihnimden çıkmıyor artık. Lakin lafla gemi yürümüyor, düşüncelerimin hayallerden ibaret kalmasındansa onları elde etmek adına savaşıyorum ve görüyorsun ya kazanıyorum! Ben bir efsane olacağım, hadi ama Etta söyle bana. Hiç mi bir hayalini gerçekleştirmek adına hayatını tehlikeye atmadın, hiç mi hayatında bir şeylerin değişik olduğunun hayalini kurmadın?'' Cadının yüz ifadesi ciddi idi ne var ki son söyleyeceklerindeki ufak alayı vurgulamak adına tebessümü genişlemişti. ''Arada beni eğitmemiş olmayı dilediğini tahmin edebilirim mesela?''
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Olivette Perdita
Kadim Altın Çember Üyesi
Kadim Altın Çember Üyesi


Mesaj Sayısı : 188
Kayıt tarihi : 18/02/12
Hobiler : Sophronia & Sophia ile takılmak.
Namı : Shahrazad, Hürrem

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   Cuma Nis. 06, 2012 4:42 pm

Rütbesini ve usta cadı olduktan sonra bilhassa koruduğu olgunluğunu düşünse bile bir cadıyı eğitmek öyle kolay bir iş sayılmazdı. Usta cadı olsalar dahi karşılarındaki ufak cadılar içlerinde dünyanın en haşmetli gücünün tomurcuğunu taşıyorlardı ve bu tomurcuk en ufak harekette dahi incinebilirdi. Ancak Eleanore benzememişti hiçbir zaman diğer cadılara. Emindi Eleanore'un onu ilk karşısına aldığı zaman dahi anlattıklarını ilk anda söylenmemiş kelimelerle birlikte anlayabileceğine. Tıpkı şimdi olduğu gibi, Eleanore düşüncelerini tüm berraklığıyla görebilirdi. Eskiden onları eşsiz bir çift haline getiren bu özellik ürkütüyordu şimdi onu. Hiçbir cevap vermedi arkasından sesi, gücü kadar sağlam bir şekilde çıkarken cadıya. Hep kilitlenecek miydi ağzı o gece? Şaheseri yanan eteklerini önünde savururken kendisinin bile özenle baktığı bu cadıya ne diyebilirdi ki? Ufak köleleriyle işi bitse dahi öylece durmaya devam etti.
"Ölüm duyacağı şerefi hep içinde yaşar ne yazık ki. O değil midir ki götürmediklerini götürdüklerinden daha fazla işkenceyle kırbaçlayan? Karanlık çöktüğünde renkler belli olmaz belki. Ne var ki bu karanlığın altında gizlenmiş sana sarınmak isteyen beyazların olmadığını göstermiyor. Ölüm geldiğinde, götürdüğü kişi tüm dünyanın önünde eğildiği biri olsa dahi o beyaz örtülülerin ruhlarını tek adımda ezip acımayacağını da bilmelisin." dedi yorgun bir sesle. Sesinde bakışlarındaki hülyalar da mevcuttu. Sesli sesli pelerininin altında bir beyaz örtü sakladığını söyleyemezdi belki ama, attığı o tokatın ardından böylesi çöküşü düşünülürse karanlıkta daima bekleyeceğini bildiğindan emindi. Her zaman bilmişti ona verdiği ilk görevde de, son görevde de, her zaman arkasında onu kollamak için duracağını... Ancak bu sefer susmak istemedi. Ardı kesilmez öğütlerinin altındakileri anlasa dahi bu sefer kelimeleri kullanmayacaktı tomurcuğunu daha da güçlü kılmak adına. "Bunu istemiyorum." dedi daha yüksek bir sesle. Onu güçlendirmek için demiyordu zira...
Evet, yarından korkuyordu; değişimden, en ufak değişimde bile tehlikenin kendisine daha çok yaklaşmasından... Nereden bilebilirdi dolunayın insanları lanetlediği maratona kendini bu kadar kaptıracağını? Nereden bilebilirdi bu hortumda onun da yok olacağını?.. Olduğu yerden memnun değildi. İnsanların inşa ettiği tahtların hiçbirinden haz almıyordu o.

"Senin hayallerin benimkileri öldürüyor Nora. Hayallerin bizi, seni, dünyayı çürütüyor, farkında değil misin?" Sesini titreterek kısık sesiyle bir haykırmanın içinde taşıyabileceği tonlamalarıyla bir adım attı Eleanore'a doğru kalkarak. "Gerçekten, istediğin bu mu? Olmayı dilediğin şey kelebeğin peşinde koşan aptal bir çocuk mu? Kaybolacaksın. Kaynoluyorsun, farkında değil misin?" Sesi titriyordu çünkü ne öğüttü boğazını yorduğu şeyler, ne de azar. Gözleri güçsüzce parıltılar saçmamıştı belki de, ama her anne ne olursa olsun çocuklarını şefkatleriyle zorlamayacaklar mıydı ki? Umursamıyordu artık çemberini de, koruması gereken olgun duvarları da. Elijah, Oliver... Asla bir araya gelemeyecek ailesi için az daha sırrı açığa çıkmayacak mıydı yıllar önce? O imkansız hayalleri için tüm cadılarını karşısına alabilecek kadar cesurken oğlunun çehresini gördüğü anda yüreğindeki direnç tuz-buz olmamış mıydı?
Sinirle sıktı yumruğunu. Onun yüzüne inmeyecekti yumruğu kendine gelmesi için. Yine de sıktı, eğittiği cadının göğüs hizasında kaldırdı. Biçare parmaklarını sıkışı elinde bir iz oluşturmak dışında bu kaderi sıkarak yok etmek istese de hiçbir işe yaradığı yoktu. Derin bir nefes aldı. Nehrin esansının geri çekilmesinden korkarak gözlerini yumdu, çekti içine söylenen ezgilerin korkusunu. Ciğerleri yeniden dolunca anavatanın ruhuyla, eli, omuzları indi yeniden usulca. "Ne utanç verici. Görüşmeyeli bir hayli çocuklaşmışsın bakıyorum da. Öğütlerimdeki ormanda kaybolan çocuk olma sevdanı anlayamadım hiçbir zaman." dedi hafifçe gülümseyerek. Omuzlarını silkti gülüşünü çok nadir yaptığı gibi iyice büyüterek. Başını eğdi, kısık bir sesle kıkırdadı. "Sen ben seni eğittiğim için böyle değilsin ki. Ben sana kalemi verdim, çizdiklerin senin eserin. Çizdiğin manzaralı taktir etmesem dahi kalemimin elinde oluşundan memnunum." Bir kaşını kaldırdı yeniden Eleanore'a bakarken. Öğütlerle süslemediği nadir iltifatlarından biriydi bu. Zira onun arkasında hareket eden silüetleri görüyordu: nehir onu git gide kararan gecenin içinde tablodan bir gecelik kaçmalarını söylemişti.
Nostalji küstahtı. Hiçbir zaman kaybın acısıyla ağlatmadan bırakmazdı ziyaretçilerini. Nostaljinin kanlı getirisi daima sabit tutacaktı Olivette'den yaşlı öğüdünü. Hayaller ne olursa olsun, benlikten kaçılamazdı...
Çenesini hafifçe kaldırdı, bakışlarıyla ötedeki evden çıkan çocuğu izlemeye başladı. Ufak çocuk açık kapının muhtemelen biraz ötesinde duran annesine "tamam" diye bağırmasının ardından bir çuval şeyi sürükleye sürükleye onların olduğu bölgeye doğru götürmeye başladı. Biraz daha ilerlemesinin ardından nehrin kenarındaki bu iki yabancıyı görünce duraksadı, ardından bakışlarını kaçırarak yabancıların önündeki ağacın arkasına sürüklemeye devam etti.
Olivette dudaklarında oluşmuş kıvrıma engel olamadı çocuğu izlerken. Çocuk çalıların ardından kaybolunca gözlerini ışıkları yanan iki katlı evden ayırmadan aralandı dudakları. "Madem içimdeki eğitimin tamamlanmamış olduğu şüpheyi seçtin, belki de kader ellerine beni tatmin etmek gereken ikinci şansı getirmiştir ha?" Çocuğunm sürüklerken çuvalından düşmüş kıyafet parçasına doğru usul usul yürüdü, eğilerek kavradı paçavrayı. "Tıpkı eski günlerdeki gibi... Ne dersin güzel Noram?"


●.._.·●.._.·●............♣............●·._..●·._..●

    P o i s o n o u s A p p l e ;
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eleanore
Usta Cadı
Usta Cadı


Mesaj Sayısı : 59
Kayıt tarihi : 31/01/12
Namı : Menekşe Cadı

MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   C.tesi Nis. 28, 2012 3:27 pm

Havada gezinen onlarca fikir, birbiriyle yarışmaya çalışan iki büyük ruh. Derince iç çekti cadı omuzlarına yüklenen sorumluluklardan bunalmış gibi bir ifade ile. Bir tanrıçanın cidden fikir yürütmesi mi gerekiyordu yoksa her şeyin önüne serili olması mı gerekiyordu? İkinci seçenek çok daha akla yatkın gelirken sıkı korsesi sebebiyle kendisinde çok barınamayan nefesi dudaklarının arasından bir ıslık misali akıp gitmişti. ''Kelebek benim Valide, bu konuyla ilgili söyleyeceğim son şeyde budur.'' Belki de saygısızlıktı seçtiği kelimelerin sözlükteki karşılığı lakin kendisi gibi tahammülsüz biri için fazla bile dayanmıştı Eleny. Kulakları cadının söylediklerinde, gözleri ise bakmakta olduğu varlıkta idi. Güneş tepeleri terk ederken tek başına dışarı çıkan bir çocuk öyle mi? Dudaklarında var olan kibir ifadesinin altında öfke yatıyordu bir nevi. ''İnsanlar. Onlardan nefret etmek için o kadar sebebim var ki. Görüyor musun? İçinde bulunduğumuz zamanı, biz kudretli cadıların varlıklarını ret ederek çocuklarını bu saatte etrafa salabiliyorlar.'' Dudaklarındaki tebessüm öldürücüydü belki de, sıktığı yumrukları bunun kanıtıydı. ''Kendilerini ne zannediyorlar?'' Menekşe renkli gözlerde çakan yıldırımlar felaketlerin mi habercisi idi? Gözlerini kapattı sinirlerini kontrol etmek ister gibi, bir çok şey vardı etrafında kendisini kızdırmaya çalışan, en ufak hatasıyla birlikte ayağının kaymasına sebep olmaya niyetlenmiş kişiler... Onlara pabuç bırakmamak adına kontrol etmeliydi duygularını, zira öfkesi, sevgisi, inançları... Kontrol edemediği her şey yıkımı getirirdi ve dolaylı yoldan yıkım istiyor olsa dahi, Eleanore işlerini düzgün yürütmeyi sevenlerdendi.

Ağaçlar arasındaki mesafe yok denecek kadar azdı ve çocuk hızlıydı. Sağlıklı beslendiğinin en güzel işareti olan kırmızı yanakları, havanın tatlı soğukluğu ve acele etmesinin verdiği adrenalin ile iyice kızarmışlardı. Bihaberdi etraftaki kötü kurtlardan zira bir nebze olsun cinlik yapabiliyor olsa hissederdi geceyi lanetleyen yaratıkların susmakta olduğunu. Onlar susuyordu zira daha lanetli iki varlık geziniyordu oyun alanlarında. Hiçbiri onlara kafa tutacak kadar güçlü değildi, susmak hayırlarına idi zaten. İlerledi çocuk ormanın derinliklerine, gideceği yere vardığında ise yapacağı işi yapamadan kalakalmıştı öylece. Ayın, ağaçların arasından açıklık bulduğu bir yerin altında, ağaçlardan birine yaslanmış bir silüet idi dikkatini çeken. Bir beden idi tüm varlığı ile karşısındaki oysa ışık tatlı bir oyun oynar misali sadece açıktaki boynuna çarpıyordu heykel misali hareketsiz kalan kusursuz varlığın üzerinde. Bulutlar geçiyordu belli ki ayın önünden zira gittikçe yayılmaya başladı ışık öyle ki önce bir ırmağı kıskandıracak şekilde çağlayan uzun saçlar, sonrasında da yumuşaklığından kimsenin şüphe duyamayacağı, insanı kendisine hayran bırakan bir tebessümle kıvrılmış dudaklar çıkıyordu ortaya. Gözler kapalıydı, çocuk, çocukluğunun verdiği bir şapşallık ile ilerledi öylece dikilmekte olan bedene doğru. Oysa kısa sürecekti keşif gezisi zira bıçak misali keskin bakan menekşe rengi gözler açıldığında olduğu yerde kalakalmıştı ufak beden. Adım atmaktan aciz, ne yapacağına karar verememiş bakışlara karşılık tebessümünü keskinleştirdi cadı ve sitem etti ağaçların gölgelerinden tarafa; ''Çocuklardan hiçbir zaman haz almamışımdır, oysa sen her daim onlara bir sempati beslemiştin. Yanılıyor muyum Valide?'' Göğüslerinin altında kavuşturduğu kollarını bozmadan gözlerini aya doğru çevirdi cadı, akabinde kapattı onları aklından geçenleri vurgulamak ister gibi; Yıldızlar ve ayın dizilimi bu çocuğun kaderini belirlemişti. Bakire toprağa bir bakirin kanı dökülecekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Lee Nehrinin Duru Nostaljisi   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Lee Nehrinin Duru Nostaljisi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Kanayan Ay  :: Diğer Ülkeler :: İrlanda :: Cork-
Buraya geçin: